- A +

Yaşamın her zaman sürprizlerle dolu olmasını arzulamak, hep bir mutluluk peşinde koşmak gereğinden fazla sorgulama ile beraber aşırı zorlanacağımız durumlara girmemize neden oluyor. 

Bir bütün olarak yaşamı sevebilirsek mutlu olmak için çabalamamıza da gerek kalmıyor. Bizler bir yanımızla sevmemeye direnen varlıklarız. Çoğu durumla ilgili sevme kıstaslarımız var. 

Sevmeye geçmeden önce yapmamız gereken, öğrenmemiz gereken başka bir hal var: Kabul edebilmek. 

Epey uzun süredir bilinç dönüşümü üzerine çalışan biri olarak bu işin o kadar da kolay olmadığını bilmenizi isterim. Kabul ettim, oldu, bitti diyerek hop diye yeni perdeye geçemiyoruz. 

Zaten, o durumu tam olarak kabul etmek demek, sizin o durumla ilgili ihtiyacınız olan yaşam dersini tamamlamış olmanız demek oluyor. Daha geniş olarak baktınız, gördünüz, idrak ettiniz, neden ve nasıl olduğunu fark ettiniz ve artık o olaya, kişiye ihtiyacınız kalmadığı anlamına geliyor. Bu kısımları tamamladığınızda artık o durum ya da kişiyle olan bağınız kendiliğinden sonlanıyor.

Kabul etme aşamalarının herhangi birinde bir aksama varsa, o olay hayatınıza yeniden geliyor, bazen aynı kişi defalarca hayatınıza yeniden dönüyor, bazen o kişiye benzer insanlar geliyor. 

Tüm bunların içinde bizler mutlu olmak için çırpınıp duruyoruz. Sürekli bir kurtuluş yolu arayıp sürekli çıkış planları yapıyoruz. Maalesef işin aslı öyle gerçekleşmiyor, olmuyor, olamıyor. 

Daha basit bir anlatımla okul ve öğrenci ilişkisine benziyor. Diyelim üniversite öğrencisisiniz. Mezun olmanız için tamamlamanız gereken dersler var. Bunların bazıları zorunlu dersler, bazıları sizin seçiminize bırakılmış seçmeli dersler. Hangi tür ders olursa olsun, sizin o dersi yükümlülüklerini yerine getirerek tamamlamanız, başarılı olmanız gerekiyor ki, o diplomayı alıp başka bir döneme geçiş yapabilme hakkı elde edin. 

Aslında bugüne kadar okulla kurduğumuz ilişki, eğitim sistemimiz de bizi tam bu  noktada tökezletiyor. Dersini, ödevini hakkıyla yapan öğrencilere inek dediğimiz, kopya çekerek derslerden geçmeyi uyanıklık olarak gördüğümüz için yaşam içindeki derslerimizde de benzer bir tablo çiziyoruz. Ardından her sınıfta kalışımızda yaşama, düzene sövüp sayıyoruz. 

Kabul etmek denildiğinde de bir zihin oyunuyla karşı karşıya kalıyoruz. Kurban bilincinde yaşamaya o kadar alışmışız ki, kabul etmemiz gerekenin hep kötü durumlar olduğunu sanıyoruz. 

Oysa, kötü olarak adlandırdığımız yaşam dersleri ile birlikte aynı zamanda kendimize ait bazı özellikleri de kabul etmemiz gerekiyor. Buradaki kabul etmek de sadece kıskanç, bencil, çıkarcı olduğumuzu kabul etmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda belki yönetici olduğumuzu, belki lider olduğumuzu, belki arabulucu olduğumuzu, belki sevme yeteneğimizin diğerlerinden daha fazla olduğunu kabul etmemiz gerekiyordur. 

Bir yöneticiyseniz gidip bir şirketin başında olmanız gerekmiyor, belki aile içi ilişkilerinizi, belki arkadaş grubundaki ilişkileri yönetmeniz, yönelendirmeniz herkesin daha çok bir arada olmasını sağlayacaktır. 

Bir liderseniz siyasi partinin başına geçmeniz gerekmiyor, çok küçük gruplar içerisinde yol gösterici olabilirsiniz. 

Sevme yeteneğiniz yüksekse, sevilme hissini eksik yaşayan insanlara güzellikler sunabilirsiniz ya da insanlara nasıl sevileceğini gösterebilirsiniz. 

Tüm bu mükemmel durumların ortaya çıkabilmesi için ihtiyacınız olan tek şey gerçek doğanızı tanımanız, kabul etmeniz ve varlığınızın anlamını yaşama aktarmak istemekten geçiyor. 


www.canakademisi.com

Okuyucu Yorumları