- A +

Ülkedeki sinema koşullarına direnemeyen, sadece kendini kurtarma telaşında olanlara rağmen, düşüncelerinin arkasında sapasağlam duran, umutlarımı yeşerten 3 güzel insan var, benim için ilk 3’teler şu an, elbette dahası da var… Ben benim ilk 3’ümü yaptım.

Kaan Müjdeci:

“Festival, sektörün birbiriyle buluşmasıdır. Bu ortadan kaldırıldığı zaman, sektörlerin buluşması engellenmiş oluyor. Bu buluşmayı engellemek de, Türkiye Sineması’nın gelişmesini engellemiş olmaktır.” diyerek 54. Antalya Film Festivali’ni protesto eden Ulusal Yarışma fikrini ortaya çıkarıp İstanbul’da Beyoğlu Sineması’nda  hayata geçirdi.

Ama 2014’te belgesel sansürünün olduğu yıl katılmıştı diyenler var, demek ki bu noktada yaşadığı bir pişmanlık var ve sonrasında “ben filmimi çekerim çekilirim arkadaş, ortada, arka bahçelerde neler olup bittiği beni ilgilendirmez” de diyebilirdi. Onun yerine başına gelenleri dile getirmeyi ve ülke sinemasına dair edindiği dertleri duyurmaya ve çözmeye odaklandı.

Tekelleşen sinema sektörünü ilk kez ameliyat masasına yatırma cesaretini “Kapalı Gişe" belgeseli ile gösteren de o oldu.

Onur Ünlü:

Kendi yaratımı “Demokratik Dramaturji”yi uyguladığı, yeni manifestosu “Mor Koyun”un ilk örneği olan “Put Şeylere” filmini tam olarak bitiremeden Ulusal Yarışma’ya yetiştirdi. “Durun bakalım ne hissedeceksiniz, bu zaten anlaşılacak bir film değil ama duygu önemli” dedi.

Hatta şu an vizyonda olan Cingöz Recai için “bu tür çıkışların riskli olur” diyenleri hiç takmadı.

“Cingöz Recai gişede tutmadı ne diyorsunuz?” diyen muhabire, “izleyici anlamıyor diyerek izleyiciye ve filmi beğenmeyenlere saldıracağına”,“olabilir bu subjektif bir durum, demek ki izleyici sevmedi” diyerek olgunluğunu gösterdi. İnsan diyor ki şu duruş karşısında, *isterse dünyanın en kötü filmini çekmiş olsun, önemi yok.* Bizi Cingöz Recai de ne kötü film diyecekken çaresiz bırakıyor.

Onur Ünlü, istediği kadar film çeksin, biz de bıkbık amma da film çekti diye konuşmayalım. Kendine özgü bir duruşu olan kaç sinemacımız var ki…

Emin Alper:

Emin Alper, son projesi Kız Kardeşler ile, Kültür Bakanlığı’ndan destek alamamıştı. Bu durum içimi karartmıştı açıkçası.

Euroimages’den Kız Kardeşler’e yeni çıkan 180 bin euro destek, “Emin Alper’in destek alamadığı yerde, biz filmimizi nasıl çekeceğiz peki?” diye kara kara düşünen sinemacılara da umut olur.

***

Bulunduğumuz koşulları sorgulamayalım, sanata sinemaya odaklanalım dersek, içimizde aslında geride bizi rahatsız eden bir şeyleri rahatlatıp temizlemeye çalışıyor oluruz. Düşünmeye devam edenler var, devam etmeli.

Sinema, kimseye ait değildir ne bir festival, ne bir belediye, ne bir ödül, ne gruplaşmalar, ne film forumlar, ne neee... Sonsuzluk gibidir…

Sinema; “bir tane” değil, “n tane”dir.

Okuyucu Yorumları