İstersek, galaksiler arası festival yaparız

- A +

54. Antalya Film Festivali, cuma akşamı Beyoğlu Sineması’nda Halit Refiğ’in 1964'te ilk Altın Portakal En İyi Film ödülünü kazandığı Gurbet Kuşları ile başladı.

Tamam tamam, Kaan Müjdeci’nin espri gücünün izinden gideyim dedim…

Başlayan yarışma elbette; Ulusal Yarışma idi. Müjdeci’nin müthiş fikri…

Bir hafta boyunca Beyoğlu Sineması’nda filmleri takip edip, bu yaratıcı protestonun bir parçası olma zevkini yaşayabilirsiniz.

www.ulusalyarisma.com

Antalya Film Festivali ise 54. kez dün başladı ama ilk kez ulusal yarışma olmadan. Ve festival sosyal medya hesaplarından ısrarla “GELENEKSEL kortej”inin saat 15.00’da başlayacağını duyuruyordu.

"GELENEKSEL kortej"...

Ancak o kortejin GELENEKSELLİĞİ yıllardır bizim kendi sanatçılarımızla, Antalya halkının buluştuğu, kesiştiği yer olmasından gelir.

Yani orası göz göze geldiğiniz yerdir.  

Ulusal Yarışmanın kaldırıldığı bir festivalin, o geleneksel kortejini de yok etmiş olursunuz. Net.

O bağı yok etmek, bütün bir festivali yok etmek demek. Buna ancak sadece “festival korteji”diyebiliriz artık.

Sürekli geçmişte Altın Portakal kazanan yerli filmlerin birbirinden amatör yapılmış videolarını paylaşarak, zaten sosyal medya yönetiminde bu yıl büyük mantık hataları yaptılar haftalarca.

54 yıllık bir gelenek bitirilirken, bir yandan da geçmişin değerini biliyormuş ve özlem duyuyormuş gibi yapmak. Evet tam bir –miş –muş yapmalar…  oldu.

Yaptık, oldu…

Menderes Türel, Ayşe Arman’la röportajında özet olarak; “Bizi halk seçti, bizi projelerimizi gerçekleştirmek için seçti ve biz bu nedenle istediğimiz projeyi istediğimiz şekilde uygulayabiliriz” diyor.

Yani bunun  alt metni, geçenlerde festivalin resmi instagram hesabından paylaşıldığı gibi:

“İstersek, Galaksiler arası bir festival yaparız.”

Her şey istemekle başlıyor.  

Dün GELENEKSEL kortejde, festivaline sahip çıkan sanatçılar ve Antalyalılar olarak Necati Şaşmaz’ın yanı sıra; galaksiler arasından Darth Vader ve Transformers  ve Jack Sparrow v.b. de yer alıyordu.

“Yalnız ve Güzel Ülkem”iz

2014’teki sansür olayını yaşarken ve sinemamızın 100. Yılı diye övünürken, sansürle ilk karşılaşmamız olmadığını ve Türk Sineması’nın ilk filmi olarak andığımız Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı filminin de bir tevatürden ibaret olduğunu ve arşiv geleneğimizin neredeyse olmadığını mı idrak etsek?

Başrol Sensin diyerek, sınırları Avrupa’nın sınırlarını aşmış bir dünya şehri olan Antalya güzellemesi yapmak yerine, Türk Sineması’nın dünya ölçeğindeki yerini mi tartışsak?

Cannes, Berlin, Venedik gibi olacağız, biz bunu hak ediyoruz demeden önce acaba bu festivallerin yer aldığı ülkelerin yani Fransa, Almanya, İtalya gibi köklü ve Dünya Sinema Tarihi’nin belleğini oluşturan filmleri üreten ülkeler olduklarını mı hatırlasak?

Ve bu festivallerde ödül alabilen ve tanınan kaç sinemacımız var? Oturup bunu mu bir tahlil etsek?

Evrensele giden yolun, kendimizi ölçüp biçmekten geçeceğini ısrarla anlamasak mı?

Bu şuna benziyor, gündelik hayatlarımızdaki gibi: yine kendimize bakmıyoruz ama hep başkalarının yaptıklarını konuşup içten içe onlara özeniyoruz.

Evet fena halde yalnız ve özentiyiz.

Yalnız ülkemin yalnız insanları, başrol sizsiniz aslında.

Dipnot: Antalya’yı protesto edip, Film Forum’da olan yapımcı; ve yine protesto edip orada olan yazar, sanatçı vb. meselesine girecek enerjim kalmadı. 

Okuyucu Yorumları