Ümmetçilikten milliyetçiliğe (mi?)

- A +

AKP, gerek Tırmık'ta, gerek başka birçok gazete yazısında "siyasal İslamcı parti" olarak nitelendi. Bu niteleme birçok kez yinelendi, ayrıntılandı. Özellikle AKP Reisinin dilinde bu ideolojik yönelim pek çok kez kanıtlandı.

Hatırlayın, daha iktidara gelmeden, İstanbul'un belediye başkanı iken Erdoğan demokrasiyi gidilecek hedef yolunda binilecek ve uygun yerde de inilecek bir tramvay olarak tanımlamıştı.

Keza referanslarını İslam’dan alan bir söylem tutturmakta hep özen göstermişti. Örneğin belediye başkanı olarak kendini "Ben bu kentin imamıyım, emiriyim" diye tanımlamıştı.

İktidara geldiği 2002 arifesinde AKP yandaşları otomobillerinin arka camını demokrasinin bildik yorumu olan "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir"e cevap olarak "Egemenlik Allah’ındır" yapışkan bantları ile süslemişlerdi.

Demokrasinin yurttaş yapısı yasaları yerine İslami yasaların önceliği, üstünlüğü ve tartışılamazlığı vurgulanıyordu.

Dahası ve daha da anlamlısı, AKP ve Reisi'nin gözünde milliyetçilik vurgusu epey zayıf, ümmetçilik vurgusu ise pek güçlüydü. Nitekim iktidara geldikten sonra Erdoğan kendini İslam dünyasının lideri olarak ortaya koyan adımlar attı. Mısır ve Suriye'ye gezilerinde bütün İslamı birleştirmeyi kendine misyon bellemiş bir lider havasındaydı.

Yani aslolan "ümmet"ti. Dili, milliyeti, etnik kökeni ne olursa olsun müslüman olan herkesi kucaklayan İslam ümmeti.

O dönemde iktidarın resmi değil, ancak fiili ortağı da Gülen Cemaati’ydi. Afrika’nın derinliklerinde, Orta ve Güney Asya ülkelerinde, Güney Amerika'da, Avrupa'da okullar açan, iş adamları dernekleri kuran Gülen Cemaati ile AKP'nin ümmetçilik çizgisi tam bir uyum içindeydi.

Keza İslam dünyasında (özellikle Lübnan'da, İran'da, Mısır'da) İslam ile sosyalizmi (Arapçası: İştirakiyyun) buluşturmaya çalışan, ümmetçiliği bir tür enternasyonalizm olarak yorumlamayı deneyen kimi İslam aydınlarının tezleri AKP saflarında az sayıda da olsa yandaş buluyor, ilgi odağı oluyordu.

AKP ve Reisinin milliyetçiliğe bakışı için son bir kanıt:

Erdoğan, 2013 Şubat'ındaki Diyarbakır'da Kürtlere seslenirken aynen şöyle konuştu:

"Bu süreçte kimse bizim karşımıza Kürtlükle de Türklükle de çıkmasın. Biz her türlü milliyetçiliği, ayaklarının altına almış bir iktidarız.” 

*   *   *

Sonra köprülerin altından çok sular aktı. En önemlisi kendini ılımlı İslam’ın temsilcisi olarak sunan Cemaat'in maskesi düştü, kanlı bir darbe girişimi patladı. Bereket darbe püskürtüldü ve elbette artık FETÖ olarak adlandırılan Gülen Cemaati ile gayr-i resmi koalisyon bozuldu. 

Ortaklar kanlı düşmanlara dönüştü.

Aynı süreçte Erdoğan'ının ümmet vurgusu da gitgide zayıflamaya başladı.

Buna karşılık milliyetçilik vurgusu da gitgide ağırlık kazandı.

Erdoğan'ın o günlerde icat ettiği ve bugün de sıkça kullandığı "Rabia"nın içeriğine bakın: Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet!..

Bu sloganda herhangi bir İslami vurgu gören var mı?

Buna karşılık Alman ırkçı-milliyetçiliğin kara ünlü lideri Hitler'in  "Ein Volk, ein Reich, ein Führer" (Serbest çeviriyle: Tek millet, tek devlet, tek lider) sloganı ile benzeşim kurulsa kim itiraz edebilir?

*   *   *

AKP bugün, iktidarında Cemaat'ten doğan boşluğu milliyetçi MHP, MHP ile milliyetçilik yarışındaki BBP ve kimilerinin "Avrasyacılar" kimilerinin "ulusalcılar" olarak adlandırdığı lâik Türk milliyetçileri ile dolduruyor.

Bu yeni ortaklık kalıcı mı? Uzun ömürlü olabilir mi ?

Kanımca hayır.

Siyasal İslam neredeyse 200 yıldır süren iktidar susuzluğunun ardından siyasal iktidarı  ele geçirmiş, devletin dizginlerini eline almışken  İslam'la tam örtüşmeyen siyasal hareketler, partiler, ideolojik çizgilerle paylaşmaya yanaşmaz.

Bugün, "köprüyü geçene kadar" diye başlayan halk deyişinde anlatımını bulan bir süreç yaşanıyor.

AKP'nin ve hele onun Reis'inin uluslararası sermaye ile, neo-liberalizm ile, ortaklığı kalıcıdır.

Şimdiki  iktidar ortaklığı ise şimdiliktir...

Okuyucu Yorumları