- A +

Şiddeti Önleme Yasası olarak adlandırılan 6222 sayılı yasanın yeni dönemde revize edileceği haberini okuduğumda ilk aklıma gelen 17 Mayıs 2011 tarihinde İzmir’de İZVAK tarafından düzenlenen toplantıdaki federasyon yetkilisi avukatın yasal düzenleme hakkındaki ifadeleri oldu. Aradan geçen yedi yıl içerisinde başta şike süreci olmak üzere çıkartılan yasanın maddelerinde bir takım değişikliklerin yapıldığını buna karşın spor sahalarında şiddetin ortadan kaldırılamadığını gayet iyi biliyoruz.

Aslında bu düzenlemenin geçmişi bundan 2 yıl önce Sakarya’da düzenlenen Sporda Şiddet ve Tahkim Çalıştayı’na kadar uzanıyor. 3-4 Mayıs 2016 tarihinde Adalet, İç İşleri ile Gençlik ve Spor bakanlıklarının önderliğinde büyük bir organizasyon düzenlenmişti. Dönemin bakanlarının katılımı ve konuşmaları ile yön verdiği etkinlikte özellikle televizyonlardaki programlara yönelik yaklaşım dikkat çekiciydi. Cezai yaptırımların ağırlaştırılması gerektiği düşüncesi orada da gündemdeydi. Peki ne değişti de yeniden bu tartışmanın içerisinde kendimizi buluverdik!

Sıkıntı 6222 sayılı yasa ile birlikte önümüze konulan ve elektronik bilet uygulaması olarak adlandırılan düzenlemeye karşın futbol sahalarında yaşanan karmaşanın ortadan kalkmamış olmasında gizli. 2011 yılındaki toplantıda bütün düzenlemelerin ceza verme üzerine odaklandığı eleştirisinde bulunmuştum. Hala aynı kanaatteyim ve cezalarla terbiyenin mümkün olmayacağı düşüncesini savunmaya devam ediyorum. Ayrıca klasik mantığımız çerçevesinde olaylarla hiç ilgisi olmayan insanların da cezalandırılması düşüncesinin halen sürdüğünü de eklemek durumundayım.

İçinde bulunduğumuz dönemde sahanın belirli bölümlerinin kapatılması ve cezai yaptırımlarda bulunulması uygulaması ile o gün karşılaşmada bulunmayan insanlara da ceza verildiği gerçeğini es geçemeyiz. Hatta geçtiğimiz yıllarda yaşanan örnekte olduğu gibi Adana Demirsporlu sağır ve dilsiz bir taraftarın küfür etme cezasına çarptırılan tribün nedeniyle takımını destekleme hakkının elinden alındığını da öğrenmiştik. O halde bugün önümüze çözüm olarak konulan ve bazı medya organları tarafından spor sahalarında şiddetin önlenmesine yol açacak maddeler diyerek tanıtılan kararların aslında pek de öyle söylendiği gibi çözüm üretemeyeceği gerçeğini dile getirmeliyiz.

Bunun en önemli nedeni ise bugün geldiğimiz noktaya bizi getiren ipuçlarının varlığıdır. Elektronik bilet uygulaması ile birlikte elinizdeki Pasolig kartınızla yüzünüzün eşleştirilmesini kontrol etmesi gereken görevli, işini yapmadığı takdirde sizin çözüm olarak ortaya koyduğunuz bütün stadyumlara yüz tanıma sistemi getirilmesi maddenizin işlemeyeceği ortaya çıkacaktır. Aslında eldeki var olan sistemi uygularsanız zaten ekstradan yeni bir harcamaya da ihtiyacınız bulunmamaktadır.

İkinci maddeye göre; polis sayısı artarken, özel güvenlik sayısı azalacak. Statların güvenliğinden tamamen polis sorumlu olacak. Ayrıca kulüplerde bulunan "taraftardan sorumlu yönetici" görevinin kaldırılarak, "stat sorumlusu" adı altında bir yapıya dönülecek. Özel güvenlik uygulaması hayata geçirildiğinden bu yana kulüpler işin maliyet boyutuna vurgu yapmayı sürdürdüler. Stadyumların çevresinde güvenliğin polis tarafından sağlanması buna karşın stadyum içerisinde görev tarifi ve sorumlulukları netleştirilen özel güvenliklerin varlığı daha işlevsel olacaktır. Çünkü binlerce polisi saatlerce maçlar için görevlendirmek ve onlara iş külfeti yüklemek hiç de adaletli bir tutum olmayacaktır.

Ayrıca taraftardan sorumlu yönetici görevinin kaldırılması özellikle deplasman karşılaşmalarına gidiş gelişlerde yaşanabilecek sorunlar karşısında da başvuru merci olarak konumlanan yöneticilerin yerlerini tamamen taraftar liderlerine bırakması anlamını taşıyacaktır. Bir adım sonrasında yine bilindik deplasman yasaklarına dönük talepler gelirse şimdiden hazırlıklı olun uyarısında bulunacağım. Çünkü kulüpler sorumlulukları üzerlerinden atmak konusunda oldukça maharetli gözüküyorlar.

Üçüncü maddeye göre; cezalar katlamalı gidecek. Daha önce saha içi ve saha dışında suç işleyen kişi 1 yıl ceza alıyordu. Bundan sonra suç işleyene ilkinde 1 yıl, ikincisinde 3 yıl, 3'üncüsünde ise 5 yıl ceza verilecek. Başından beri ısrarla savunduğum düşüncemi yineleyeceğim, bizim sıkıntımız ceza verilmesi değil verilen cezaların uygulanmamasıdır. Her defasında araya birilerinin sokulması ve bazılarının daha eşit olarak görülmesi düşüncesi, ülkemizin spor sahalarındaki şiddetin belinin bükülmesini önlemektedir.

Dördüncü madde ise deplasman yolculuğu sırasında üzerinde suç aleti (bıçak vb.) bulunan taraftarlar da, saha içinde suç işlemiş gibi bu ceza kapsamına dahil olacak. Bizim ülkemiz dışında deplasman yolculuğuna çıkan taraftarların seyahat ettikleri araçları yolda durdurulup, araçların içerisindeki kesici ve delici aletlere el konulup taraftarların maça gitmesine izin verildiği kaç tane ülke vardır acaba? Şimdi bu madde ile zaten yapılması gereken bir uygulama hayata geçirilmiş olacak ki çoktan yapılmalıydı.

Beşinci madde, biletsiz taraftarlar da ceza kapsamına alındı. Spor faaliyetinin yapılacağı salona biletsiz giren taraftarlara da cezalar uygulanacak. Güzel fakat eksik bir tespit aslında bütün maddelerde var olan eksikliği dile getirmenin belki de tam sırasıdır, bütün bu olup bitenlerin sorumluluğunu kimsenin üstlenmemesi durumunu ne yapacağız? Bir başka deyişle bu madde için şöyle dile getirebiliriz, bu biletsiz taraftarların içeri sokulmasına aracı olan görevlilerin durumu ne olacak? Sorumsuz sorumlular olarak varlıklarını devam mı ettirecekler?

Toplantının belki de en dikkat çekici maddesi ise "sosyal medya" konusunda oldu. Kulüp başkanı, yönetici, teknik adam veya sporcu sosyal medyada taraftarı ya da rakibi kışkırtıcı yazı paylaştığı takdirde disipline gidecek. Ayrıca televizyon programlarında yapılacak her türlü kışkırtıcı sözler de cezai sisteme bağlanacak. Sınırların yine belirsizleştiği ve cezaların neye göre verileceğinin anlaşılamadığı bir madde daha var karşımızda. Örnek olarak rakibi kışkırtmak üzerinden gidiyoruz peki söz konusu olan bütün bu isimler hakemler hakkında atıp tutmaya devam edebilecekler mi? Hakemlerin arkasında taraftarlar bulunmadığına göre onların haklarını kim/kimler savunacak? Televizyon programlarına ceza verme meselesinin de sansüre kayıp kaymayacağı ve nerede durup durmayacağı soruları da yanıtlanmayı bekliyor.

Spor sahalarında yaşanan şiddetin spor sahalarından kaynaklanmadığı gerçeğini göz önüne almadan ortaya konulacak olan bütün yasal düzenlemeler sadece var olan durumu kurtarmaya hizmet edeceklerdir. İçinde yaşadığımız ülkede şiddet fenomeni ile mücadele etmenin yolu şiddeti şiddet ile bastıracak uygulamalardan geçemez! Çünkü böylesi bir anlayış şiddeti üreten kaynakları kurutmayı değil sadece o kaynaklardan beslenenleri ortadan kaldırmayı amaç edinecektir. Bunun yerine bütün toplumu ilgilendiren başta adalet mekanizması ve eğitim ile birlikte yürüyecek olan saygı temelli bir yaklaşımı hayata geçirmek durumundayız.

Spor sahalarında şiddetin ve şiddete yönelik uygulanan düzenlemelerin belirsizliği içinde yaşadığımız sorunların en büyüğünü oluşturmaktadır. Net anlaşılabilmesi açısından takımlarımızın Avrupa kupalarında oynadıkları karşılaşmalarla süper ligdeki karşılaşmalarındaki başta merdiven boşluklarının kullanılmasından başlayarak her alanda hem kulübüyle hem seyircisiyle çok farklı yaklaşımlar sergilemekte olduğunu görüyoruz. Avrupa’da yapılanların karşılığının farkında olan ve buna maruz kalmamak adına çok daha dikkatli hareket eden kulüpler ve taraftarın, kendi ligimizde ise nasıl olsa hallederiz yaklaşımı ile olan bitene yaklaştığını söyleyebiliriz.

Bundan on beş yıl önce rahmetli Cem Can, ülkemizdeki spor sahalarında yaşanan şiddetle ilgili çok sayıda yazı yazdığında ve çözüm önerilerini ortaya koyduğunda yapılanlar maalesef şimdi de aynen tekrarlanıyor. Onun ‘kötü yönetim şiddettir’ mottosunu boşuna zikretmediğini ve hala spor sahalarına ilişkin olarak yaşadıklarımızı dile getirdiği yazıları ile günümüze ışık tutmayı sürdürdüğünü şimdi daha iyi anlıyorum. İlgilenenler aşağıda künyesi bulunan kitabın içerisinde sayfa 38-115 arasındaki Toplumun Maketi Olarak Stadyum-Taraftar Uyuma-Polisin İşi- Erkeklere Değil Kulübe Ceza ve Alem Yasa Görsün başlıklı beş bölümdeki yazılara göz atabilirler. 


*Cem Can, Fair Play Yemin İstemez-Fan Etik Yazıları 1; Yay. Haz. Ahmet Talimciler-Hakan Can, Moss Spor, 2012-İstanbul

Okuyucu Yorumları