- A +

120 – 2 – 154 – 49 – 123 – 11.5 – 4,900 – 130,000. Bir zamanlar ilgiyle izlediğimiz Lost dizisinin hayranları, dizi boyunca çeşitli şekillerde karşımıza çıkan gizemli 4 – 8 – 15 – 16 – 23 – 42 sayılarını hatırlayacaklardır. Yazının girişinde sıralanan sayı dizisinin ise pek gizemli bir yanı yok. Son birkaç aydır medyayı düzenli takip eden herkes bu rakamlarla karşılaşmış olmalı. Yine de hafızalarınızı tazeleyelim.

120… Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) tarafından hazırlanan kadın-erkek eşitliği tablosunda Türkiye’nin 2013 yılındaki yeri. Ekonomi, eğitim, sağlık ve siyasi hayat gibi alanlarda kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliği ölçen ve 136 ülkeyi kapsayan bu tabloda Türkiye’nin altında sadece 16 ülke var! Tabloda Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Uganda, Azerbaycan, Bangladeş, Çin, Katar, Kuveyt, Ürdün, Etiyopya, Kazakistan, Kırgızistan gibi dünyanın en gelişmiş demokrasileri arasında sayılamayacak ülkelerin Türkiye’nin üzerinde yer aldığını, Türkiye’nin 2006 yılında 105.nci sıradayken son 7 yılda 15 sıra gerilediğini de ekleyelim.

2… Haber kanalı Bloomberg tarafından hazırlanan dünyanın en çok polis gücüne sahip ülkeleri sıralamasında Türkiye’nin yeri. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de her 100.000 kişiye düşen polis sayısı 474,8. 53 ülkeyi kapsayan bu listede Türkiye’yi geçebilen tek ülke Rusya.

154… Sınır Tanımayan Muhabirler (Reporters Without Borders) tarafından hazırlanan Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’nin 2013 yılındaki yeri. Liste 179 ülkeyi kapsıyor ve Namibya, Gana, Tayvan, Moldova, Senegal, Sırbistan, Tanzanya, Kenya, Ermenistan, Kuveyt, Doğu Timor, Moğolistan, Lübnan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kamerun, Güney Sudan, Libya, Ürdün, Fas, Bangladeş, Irak gibi ülkeler basın özgürlüğü açısından Türkiye’den ileride. Bu noktada Türkiye’nin AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 100. sırada olduğunu da belirtelim.

49… Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre (Committee to Protect Journalists) raporun hazırlandığı 2012 yılında tutuklu bulunan gazeteci sayısı. Bu kez Türkiye birinciliği kimseye kaptırmamış! CPJ’ye göre Türkiye’yi 45 tutuklu gazeteciyle İran, 32 tutuklu gazeteciyle de Rusya izliyor. Aynı rapora göre tutuklu bulunan 49 gazeteciden yüzde 80’i, sonuçlar kamuoyuyla paylaşıldığında henüz hiçbir şeyle suçlanmamış.

123… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AIHM) 2012 yılında Türkiye hakkında karara varılan dava sayısı. Bu davaların 117’sinde Turkiye suçlu bulunmuş! Bu konuda da Turkiye’yi geride bırakmayı “başaran” tek ülke 134 dava ile Rusya (122’sinde suçlu bulunmuş).

11.5… 30 Eylül 2013 itibariyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AIHM) değerlendirilmeyi bekleyen başvuru yüzdesi. AIHM’ye yapılan 111,350 başvurunun 12,850’i Türkiye’yle ilgili. Bu konuda da Türkiye Rusya, İtalya ve Ukrayna’nın ardından 4. sırada.

4,900… İçişleri Bakanlığı verilerine göre Gezi olayları süresince (23 Haziran itibariyle) gözaltına alınan kişi sayısı.

130,000… Hükümetin açıkladığı rakamlara göre Gezi olaylarının ilk 20 günü boyunca harcanan gaz kapsülü toplamı. Aynı hükümet 13 Ağustos itibariyle azalan biber gazı stoğunu yenilemek amacıyla 400,000 kapsül sipariş etmiş durumda (detaylar için Uluslararası Af Orgütü’nün Gezi Parkı için hazırladığı rapora bakılabilir).

Ne kadar parlak bir tablo değil mi? Üstelik bu tabloyu ortaya çıkarmak için öyle uzun uzadıya araştırma yapmaya da gerek yok. Yazının başında da belirttiğim gibi, bu rakamların çoğu Gezi’den bu yana, yani son altı ay içinde yayımlandı. Biraz olan bitenle ilgiliyseniz, bu haberlerin dikkatinizi çekmemesine imkan yok. Hele demokratikleşmenin, özgürlüklerin bu kadar tartışıldığı bir dönemde. Hafızanız zayıfsa bile google diye bir şey var, yani rakamlar bir tık ötenizde.

Öte yandan bu tablonun eksik olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Rakamlarla ölçülemeyecek dağ gibi sorunlar çözüm bekliyor. Barış sürecinden Alevi sorununa, azınlık haklarından dış politikaya, saymakla bitmeyecek sorunlar. Peki bu sırada hükümet ne yapıyor? “Kızlı erkekli öğrenci evleriyle” uğraşıyor! Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 90 yıllık Kemalist/askeri vesayeti aratmayan bir dille “meşru hayat”-“gayrımeşru hayat” ayrımı yapıyor ve “biz gayrımeşru hayatı kabul edemeyiz” diyor. Yani alenen toplumu kendi ahlak anlayışına göre ikiye ayırıyor. Elbette bu konuda kendine soru yöneltenleri azarlamayı ihmal etmeden. Demokratik olduğu iddiasında bir devlet özel hayata karışabilir miymiş, yasalar ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler buna imkan tanır mıymış, bunları düşünmeden. Konuşuyor, konuşuyor.

Sadece konuşsa iyi. Konuştukça kendi partisine zarar veriyor, iktidarın altındaki meşruiyet halısı kayıyor. Asıl kaybedense Türkiye oluyor. Türkiye’nin geleceği oluyor.  

 

 

 

 

Okuyucu Yorumları