- A +

Soruyu sadece oyuncular üzerinden sormayıp belki bir futbol takımı kimindir? Şeklinde de değiştirebiliriz. Türkiye’de futbol kültürü üzerinde yeterince kafa yorulmadığı ve olan bitenin sadece bir yerlere şirin görünme ile değerlendirildiği için tuhaflıkları bir türlü çözemiyoruz. Pazar gecesi Beşiktaş kendi sahasında 45 maçlık yenilmezlik serisini kaybederken, taraftarların takımın kaptanına yönelik protestosu gözlerden kaçmadı.

Yaşananlar üzerine kulüp başkanı Fikret Orman ise şunları söyledi:

"Herkes işini yapacak. Başlar ayak, ayaklar baş olmayacak. Taraftar taraftarlığını, Oyuncu oyunculuğunu, başkan başkanlığını yapacak. Antalyaspor maçında çok üzüldüm. Benim oyuncum protesto edildi. Nereden çıktı bu kültür? Bakıyorum onu sat, bunu al başkan var. Tweetlere bakmıyorum, 13 yaşında çocuk. Çocukların eline veriyorlar telefonları, babasından harçlık alıyor, milyon Euro'luk transfer için yorumlar yapıyor. Grup kuruyorlar WhatsApp üzerinden, beni ekliyorlar. Ben sizin sınıf arkadaşınız mıyım? Askerlik mi yaptık beraber? Bunu tekrar taraftarlara söylemek istiyorum. Bizim kültürümüzde bu yoktur. Formalar bizim namusumuzdur. Beşiktaş'ta oynayan oyuncu gözümüzün nurudur. Taraftara sesleniyorum bir daha kesinlikle böyle bir şey olmasın".

Herkesin işini yapması ile başlayacak olursak taraftardan beklenen takımını desteklemesi ve takımına sahip çıkmasıdır. Buna karşın sahaya herhangi bir şey atmayan, küfür etmeyen ve taşkınlıkta bulunmayan taraftarların, kötü oyun ortaya koyan futbolcularını ıslıklamaları karşısında uyarılarda bulunmak ve benim oyuncum ibareleri kullanmak ne kadar hakkaniyetli bir durumdur? Türkiye’de taraftarlığın küfür etmenin ve taşkınlıkta bulunmanın ötesine geçilebilmesi için daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor. Buna karşın küfür ve taşkınlıkta bulunmayarak tepkilerini göstermeye çalışan taraftarlara yönelik eleştirimiz bunu maç sonuna saklamak yönünde olmalıdır.

Türkiye’de daha sağlıklı ve karşılıklı saygı temelinde bir futbol iklimini inşa etmek istiyorsak, futbolun bütün aktörlerinin birbirlerine karşı daha samimi ve içten olmaları önem arz edecektir. Taraftarları müşteri formatına oturtma gayretleri her ne kadar ekonomik anlamda önemli bir kazanım gibi gözükse de söz konusu durumun taraftarlara veyahut müşterilere de bir takım haklar vermekte olduğu gerçeğini başta yöneticiler olmak üzere görmek durumundayız. Bir başka deyişle on ikinci adam nitelemesi ile sırtı pohpohlanan taraftara, futbolcuyu ıslıkladığında ayar verme girişimleri pek de inandırıcı olmamaktadır.

O halde tartışmayı başka bir aşamaya taşımanın zamanıdır. Futbol kulüpleri gerçekte kimindir? Yöneticilerin, başkanların, kulüp üyelerinin malı mıdır? Yoksa her fırsatta üstüne basa basa vurgu yapma gereksinimi hissedilen on beş, yirmi, yirmi beş milyonluk kitlenin midir? Veyahut bu ikileme hiç girmeden kendisini Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Fenerbahçeli, Trabzonsporlu, Karşıyakalı, Altaylı, Göztepeli vb. gibi diğer takımların yanında hissedenlerin midir? Son on beş yıl içerisinde marka değeri adı altında uygulamaya sokulan ve her defasında taraftarların aleyhine bunun karşısında kulüp yönetimlerinin lehine yerleştirilmeye çalışılan uygulamalar sonrasında bu günlere geldik.

Beşiktaş başkanı sayın Fikret Orman’ın eleştirdiği 13-14 yaşındaki çocukların bu hale gelmesinin ve kulüp yönetimlerine yönelik eleştiriler getirmelerinin en büyük müsebbipleri yine geçmişteki kulüp yönetimleridir. Tribünlerden geldiklerini bastıra bastıra söyleyen ve tribünlere mavi boncuk dağıtan yönetici profilinin etkilerini göz ardı etmemeliyiz. Kendi iktidarları için taraftarların iktidarını kullanma yoluna giden ve bu şekilde bir ilişkiler ağının oluşmasına olanak sağlayan yöneticilerden bugünlere kadar geldik. Başkan ayaklar baş, başlar ayak olmayacak ifadelerini kullanıyor. Söyledikleri önemli bununla beraber kulüplerimizin son yıllarda özellikle sosyal medyanın hayatımıza daha fazla müdahil olmasıyla birlikte taraftarları daha fazla gazlamak için yaptıklarını nereye koyacağız?

Sizin için çilek transferleri yapıyoruz diyenler, taraftarımız her zaman haklıdır diyerek taraftarlara şirin gözükenler ve bu galibiyeti/şampiyonluğu/kupayı cefakar taraftarlarımıza armağan ediyoruz diyerek açıklamalarda bulunanların bugünlerde büyük katkıları var. Yönetici-başkan-basın sözcüsü-futbolcu-teknik direktör ve onlara medyada eşlik eden yorumcuların söylemleri ile taraftar gruplarının birlikteliğini bundan sonra bu ülkenin futbol kültürünün ben diliyle değil biz diliyle yeniden oluşturulmasına katkıda bulunmalıyız.

Fikret başkan açıklamalarında yurt dışındaki kulüp yöneticilerinin/başkanlarının bu kadar çok ön planda olmadığını da çok iyi belirtmiş.

"Kimse ne Everton'ın ne United'ın başkanını tanır. Dortmund'un başkanını kim ne bilir. Burada maalesef medyayla birlikte kültürümüzden de gelen alışkanlıkla yöneticilerimizi çok öne çıkarıyoruz”

Ülkemizin büyük takımlarında başkanlık/yöneticilik yapmanın tanınırlığı arttırdığı gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bununla birlikte futbol medyası ve kendisini gösterme kültürü bir araya geldiğinde karşımıza şampiyonluğu ben kazandırdım diyen başkanların çıkması da kaçınılmaz oluyor.

Bu kadar metalaştıktan sonra oyun demenin çok da anlamının kalmadığı futbolun gerçek sahiplerinin taraftarlar olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatmak isterim. Kulüp başkanları, yöneticileri, futbolcuları, teknik heyetleri hepsi gelip geçicidir. Bunun karşısında taraftarlar ve takıma duyulan bağlılık kalıcıdır. Taraftar olmadan futbol maçının keyfinin olmadığını ve futbolu anlamlı kılan unsurun taraftarlar olduğu gerçeğini futbolu oluşturan bütün kesimler anlamak durumundadırlar. Ülkemizdeki taraftar yönetici modelini ve taraftara şirin gözüken yönetici tipini taraftarlar dolaşıma sokmadılar. Yöneticiler kendi pozisyonlarını sağlamlaştırmak ve rakiplerinin önüne geçebilme adına bu tip uygulamaları ve söylemleri öne çıkardılar.

Bizim kültürümüzde bunlar yok, formalar namusumuzdur gibi ifadelerle mesaj verme yaklaşımları da aslında çok da temelli bir durumu ortaya koyamıyor. Taraftarların formaları çıkartın çıplak oynayın diye bağırdığı ve formaya sahip çıktığı gerçeğini bu söylemde bulamıyorsunuz. Veya bizim kültürümüzde bunlar yok ifadesi ile sanki bütün tribünler ağız birliği etmişçesine bağırmış, protesto etmiş gibi bir hava yaratmanın da bir anlamı bulunmuyor. Bakış açımızı değiştirmek ve buna önce kendimizden başlayarak diğer rakiplerimize olan yaklaşımlarımızı da dönüştürmek durumundayız.

Okuyucu Yorumları