Orta Amerika'nın istikrarlı ülkesi Nikaragua'ya nazar mı değdi?

- A +

Amerika kıtasının kuzeyi ile güneyini birleştiren, Meksika’nın güneyinden Panama Kanalının aşağılarına kadar uzanan, 7 küçük devletin yer aldığı Orta Amerika; askeri darbeler, dış müdahaleler, siyasi istikrarsızlıklar, fakirlik, uyuşturucu şebekeleri, mafya bağlantıları ve ABD istikametinde insani dramların yaşandığı göç hareketleriyle dikkatimize gelir. El Salvador ve Honduras, dünyada kişi başı suç oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında bulunmakla, Orta Amerika’nın duyageldiğimiz olumsuz imajına katkı yaparlar.

72 yaşındaki Nikaragua devlet başkanını bizim kuşaklar gayet iyi hatırlar. 70’li yılların Devrimci Sandinista gerilla hareketinin lideri Daniel Ortega, 2006 yılından itibaren ülkesinde düzenlenen seçimleri kazanarak iktidarını koruyor. Son defa 2016 seçimlerini, biraz zorlayarak ve 2 dönemden fazla başkanlık yapılamaz kuralında değişiklik gerçekleştirdikten sonra, kazanmaya muvaffak oldu. Muhalefet liderinin yasaklı olması, düşük katılım oranı ve uluslararası gözlemci heyetlerine kısıtlı imkân tanınması seçimlerin meşruiyetine gölge düşürdü.

Nikaragua’da işler yolunda giderken,  nisan ayında hükümetin aldığı bir karar her şeyi tersine çevirdi. Sosyal güvenlik sistemindeki sıkıntıları aşmak üzere, Yönetimin,  sosyal haklarda bazı sınırlamalara gitmesi toplum içinde infial yarattı. Önce emekliler, ardından öğrenciler sokağa döküldüler. Her yerde olduğu gibi masum protesto hareketine dışarıdan profesyonel yabancı unsurlarda dâhil oldular. Neticede sokaklar savaş alanına döndü.  Başkent Managua    ve  ikinci büyük şehir Masaya sokaklarında, kolluk kuvvetleriyle çatışan maskeli gençler, polise taş ve sopalarla karşı gelirken, fırsatçıların dükkanları ve vitrinleri hedef aldıklarını televizyonlardan hep birlikte izliyoruz.  

Latin Amerika’nın en itibarlı kurumları arasında kabul edilen Katolik Kilisesinin devreye girerek tarafları bir masa etrafında uzlaşmaya zorlamasından bir sonuç elde edilemedi, Kilisenin başlattığı diyalog maalesef bir kaç günde koptu.

Bir buçuk aya yaklaşan sokak çatışmaları neticesinde ölü sayısı yüzü aştı, bu rakama her gün maalesef 2-3 yeni şiddet kurbanı ekleniyor. Kamu düzenini sağlamak adına protestocu gruplara karşı sert yöntemlere başvuran hükümetin orantısız güç kullandığı yönünde ülke içinden ve dışından yoğun şikayetler geliyor. Kolluk kuvvetlerinin yanlarında yer alan  paramiliter gruplara (genç sandinistler) yönelik eleştiriler özellikle dikkat çekiyor.

Hükümetin, olaylara yol açan sosyal güvenlik yasasını iptal ederek geri adım atması sokağa çıkanların evlerine dönmelerine yeterli olmadı.  Galiba artık oy yaydan çıkmış vaziyette.  Protesto dalgası genişledi, güçlendi, ülke çapında yayıldı ve geniş destek gördü. Bir başka deyişle, rüzgar artık tersine döndü.  Eskiden hükümete destek veren iş çevreleri, artık hükümet ile yan yana durmak istemiyor ve mesafe koyuyor. Muhalif çevrelerin hükümetin istifası ve erken seçimlere gidilmesi taleplerini destekliyor. Amerika kıtasındaki devletlerin tamamını temsil eden (Küba hariç) Amerikan Devletleri Örgütü de şiddete ve sokak ölümlerine son vermek üzere erken seçim yapılmasını tavsiye ediyor. (Normal olarak seçimler 2021 yılında yapılacak).

Nikaragua devlet başkanı Daniel Ortega, 1979 yılında ülkesini 45 yıl demir pençe ile yöneten diktatör Somoza’yı devirmesiyle halk nezdinde büyük itibar kazandı. Sandinist hareketin genç lideri geçiş dönemi ertesinde, 1984 yılında düzenlenen seçimleri kazanarak ülkesini başarıyla yönetti. Toprak reformu gerçekleştirdi, eğitim ve sağlık alanında başarılı icraatlar yaptı. Bu gelişmelere karşın 1990 yılında seçimleri kaybetti. SSCB’nin dağıldığı, sosyalist düşüncenin rağbetten düştüğü yıllarda, Daniel Ortega ve sandinist hareket de gözden düştü.

Objektif açıdan baktığımızda, Marksist sloganları bir kenara bırakarak, 2010 yılından itibaren, Nikaragua’yı , Latin Amerika ortalamasının 2 katı  büyüten, iş çevreleriyle işbirliği yapan, Panama Kanalı benzeri, okyanuslar arası kanal inşaatı projesiyle büyük firmalarının dikkatini çeken,  Katolik kilisesi, uluslararası finans kuruluşları ile iyi ilişkiler kurarak ülkesini daha ileri götüren Daniel Ortega, halkın yarısı tarafından kendisini ülkesinin kalkınmasına adamış, kahraman bir devrimci olarak algılanıyor. Diğer yarısı ise, onu, yolsuzluklara bulaşmış, otoriterlermiş, ideallere artık sırtını dönmüş, yıktığı diktatöre benzemiş bir lidere benzetiyor. Devlet Başkanı yardımcılığına getirdiği eşi Rosario Murillo’ya halktan gelen güçlü tepkilerden dolayı da, Daniel Ortega’nın da nasibini aldığı biliniyor. İki dönem devlet başkanlığı yaptıktan sonra, yasaları zorlamadan,  görevini 2016 yılında bıraksaydı, Daniel Ortega,  herhalde unutulmaz Latin Amerika liderleri arasına dâhil olurdu diye düşünüyorum. İnsanoğlu bu! İktidara Türkiye ‘de de doyamıyor, Nikaragua’da da, Moskova’da da…

Meksika ve Orta Amerika, Latin Amerika’dan ABD istikametinde gelişen ve bir türlü önlenemeyen insan ve uyuşturucu trafiği ile, ABD den Kıtanın güneyine ihraç edilen büyük miktarlardaki silah trafiğinin ortasında kalmış. Her iki yöndeki trafik bu ülkelerde on yıllardır baş edilemeyen mafya şebekelerinin gelişmesine yol açmış. Uyuşturucu talebi devam ettiği sürece, iki yönlü trafiğin süreceğini varsayarsak, Orta Amerika ülkelerinin barış, güvenlik, refah ve demokrasi hedeflerine yaklaşmaları hayli zor gözüküyor.

Okuyucu Yorumları