Orta Amerika ülkelerinden kaçan çaresiz insanlar kervanı ABD'ye doğru ilerliyor

- A +

Orta Amerika’nın bahtı kara üç ülkesi yine insani dram sahneleriyle televizyon ekranlarında yerlerini aldılar. Honduras, El Salvador ve Guatemala yıllardır şiddet olayları,  fakirlik ve hukuk dışı uygulamalarla karşımıza çıkarlar. Bu defa da durum değişmedi.

12 Ekim gecesi, Honduras’ın suç şehri olarak nam yapan San Pedro Sula’dan kaçıp kurtulmak isteyen 200 civarında çaresiz vatandaşın başlattığı insan kervanı 3 hafta önce Meksika sınırına ulaştı. Yol boyunca Guatemala ve El Salvador’dan da katılanlarla birlikte sayıları 5 bini aşan bu insanlar niye ülkelerinden kaçıyorlar ?

Honduras ve El Salvador dünyanın kişi başı cinayete en çok kurban veren ülkeleri. Suç çeteleri ve uyuşturucu şebekeleri artık hayatın parçası ve değişmez gerçeklerine dönüşmüş. İnsanlar sürekli güvenlik endişesi taşıyorlar, kötü koşulların değişeceğine dair umutları tükenmiş. Adalet ve yargı mekanizmaları iyi çalışmadığından suç işleyenler yeterince cezalandırılamıyor. Ceza verilemeyince caydırıcılık ortadan kalkıyor, cezasızlık kültürü güçleniyor, bu şekilde adalet kavramı ülke çapında manasını kaybediyor.

Güvenliğin, asayişin, hukukun ve adaletin olmadığı yerde kalkınma olabilir mi ? İşte bu sebeplerle, anılan üç ülke şiddetin ve azgelişmişliğin pençesinden bir türlü kurtulamıyor. Neticede insanlar kurtuluşu ve ebeveynler çocuklarının geleceğini ülkelerini terletmekte arıyorlar. İş bulabilecekleri  güvenli bir ülke istiyorlar. Bir anlamda ABD’ne yönelmek zorunda kalıyorlar veya bırakılıyorlar.

Orta Amerika’dan kuzeye, ABD sınırına doğru yönelen bu toplu göç hareketleriyle ilk kez karşılaşmıyoruz. Geçtiğimiz yıllar içinde de benzer göçmen kervanları yola çıktı. Küba’daki görevimin son yılında (2016) , ABD’nin Kübalı göçmenlere uyguladığı istisnai cazip rejimin sona ereceği endişesiyle, yüzlerce Kübalının Ekvator üzerinden ABD’ne ulaşmak üzere katlandıkları uzun yolculukta karşılaştıkları güçlükleri gayet iyi hatırlıyorum. 2010 ve 2011 yıllarında, Orta Amerika ülkelerinden 265 göçmenin, Meksika’nın kuzeyinde San Fernando şehri civarlarında , mafya tarafından kaçırıldıkları, mafya için çalışmaya zorlandıkları, bilahare infaz edildikleri hatırlardadır. Bütün bu güçlüklerine ve tehlikelerine rağmen, her sene binlerce göçmenin Meksika üzerinden ABD sınırlarına yönelmeleri , insanoğlunun, daha güvenli bir ortamda çalışabilme ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlama dürtüsünün gücünü ortaya koymaktadır.

ABD, bir yandan, Latin Amerika ülkelerinde yaşayan, mafyadan ve şiddetten usanmış, fakir ve işsiz kitleler için “rüya ülke” olmayı sürdürürken, öte yandan, tüm kıtada 60’lı yıllardan itibaren darbeler düzenlemiş, askeri rejimleri desteklemiş, dev şirketleri kanalıyla bu ülkeleri fena sömürmüş , sol yönetimlere karşı çıkmış ,emperyalist ülke sıfatıyla nefret ve öfke uyandırmıştır.

Büyük resmi görmek üzere, Latin Amerika’dan kuzey istikametindeki göç hareketlerine, bir de ABD tarafından bakmak gerekir. Geçmiş yıllarda ABD’ne göç eden ve halen yasadışı ikamet eden milyonlarca “latino”ya ilaveten, her sene bu ülkeye gelen binlerce düzensiz göçmen, ABD iç siyasetinin en köklü sorunlarından biri haline dönüşmüştür. Nitekim geçtiğimiz günlerde yapılan ABD ara seçimlerinde, sağlık sigortası ve ticaret savaşlarıyla birlikte en fazla tartışılan üç temel konudan birisi göçmen meselesi olmuştur.

ABD başkanı Trump’ın 2016 başkanlık seçimleri sırasında, göçmen karşıtı söylemleri seçim stratejisi haline getirdiği, Meksika sınırına bu amaçla duvar örmeyi taahhüt ettiği hatırlanacaktır. Başkan Trump bu defaki ara seçimlerde de göçmen düşmanlığını sürdürmüş, Orta Amerika’dan ABD’ne ilerleyen göçmen kervanını durdurmadıkları takdirde, bu ülkeleri, yapılan yardımları kesmekle tehdit etmiştir. Televizyonlarda zavallı hallerini ve çaresizliklerini izlediğimiz göçmenleri ABD’ni işgal etmeyi tasarlayan suçlu ve kötü insanlar şeklinde takdim etmiştir. Göçmen dalgasını durdurmak üzere sınıra 10 bin civarında asker sevk etmiş, lanetlediği göçmenlerin sırtından oylarını arttırmaya gayret etmiştir (göçmen karşıtı politikaların Avrupa kıtasında da rağbet gördüğünü,  popülist hükümetlerin ve aşırı sağcı partilerin her seçimde daha da güçlendiklerini, göç trajedisine insani açıdan yaklaşan siyasi liderlerin bölgemizde de puan kaybettiklerini maalesef hep birlikte izliyoruz).

Orta Amerika’dan kuzey istikametli göç hareketlerine dışarıdan baktığımızda, makul çözümün, göç veren ülkelerdeki kötü şartların değişmesidir. Bu ülkeler iyi yönetimlere kavuşursa (good governance) , suç çeteleri ortadan kaldırılabilinirse, iş imkanları sağlanırsa, ABD’ne göç cazibesini kaybedecek, insan kervanları azalacaktır. Yeni kıtadaki göç hareketine bu açıdan yaklaşan Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları, Orta Amerika ülkelerinde mevcut yargı sisteminin güçlendirilmesi halinde, suç şebekelerinin çökertilebileceğini değerlendirerek bu amaçla çalışmalar yapmıştır. 2007 yılından itibaren, BM bünyesinde oluşturulan “Suç ve cezasızlığa karşı mücadele komisyonu”, Guatemala hükümetiyle iş birliği halinde, bu ülkede yargı sistemini desteklemiş, daha önceleri dokunulamayan suçluların soruşturulmasını ve cezalandırılmasını sağlamıştır. Bu çalışmalardan somut netice de alınmış, 2007-2017 arasında, civar ülkelerde suç oranı her yıl %1 artarken Guatemala’da %5 oranında düşmüştür. BM’in Guatemala’da elde ettiği başarının civardaki sorunlu ülkelere de taşınması akla gelse de,  ülkenin iç işlerine karışıldığı öne sürülerek Komisyonun önü kesilmiştir. Nitekim Guatemala hükümeti de, maalesef, Komisyonun faaliyetlerine 2019 yılında son verileceğini açıklamıştır.

ABD ile Latin Amerika arasındaki ilişkilerin bütününe baktığımızda güneyden kuzeye uyuşturucu gönderilirken, ABD menşeli silahların ise güneye ihraç edildiği hemen göze çarpacaktır. Uyuşturucu ticaretinden büyük kazançlar elde edildiği sürece, transit ülke durumundaki orta Amerika topraklarında faaliyet gösteren suç çetelerinin ortadan kaldırılması çok müşküldür. ABD’nden güneye silah ihracının durdurulması ise adeta imkansızdır. Her ay bir okulda , ibadethanede, veya kafede yaşanan bunca katliama rağmen, ABD içindeki silah satışları kontrol altına alınamıyorsa, bu silahların güneye ihracının durdurulmasının hayal dışı olduğunu tahmin etmek çok da zor değildir.

Orta Amerika’lı göçmenler halen Mexico City’de, belediyenin sağladığı olanaklarla dinleniyorlar, yollarda uyuyarak, nehirlerde yıkanarak, 3 hafta içinde ABD sınırına ulaşacaklar. İnşallah çektikleri çilenin karşılığını alırlar diye bağlayalım.

Özetlemek gerekirsek, insanları kervanlara yönelten rutin şiddet ve diğer kötü koşulların kısa ve orta vadede değişmesi hayli zordur. Tüm dünyayla kavga eden Trump’ın Latin Amerika’nın sorunlarına eğilmesi gerçekçi bir beklenti değildir. Bilakis Trump döneminde ABD’nin, kıta ülkeleriyle yaşadığı sıkıntıların arttığı, Küba, Nikaragua ve Venezuella ile ilişkilerinin giderek gerildiği izlenilmektedir. Trump’ın anlaşabileceği yegâne Latin Amerika’lı lider Jair Bolsonario Brezilya’da başkanlık koltuğuna sene başında oturacaktır. Bu olumsuz şartlarda Orta Amerika ülkelerinin şiddet ve fakirlik sarmalından çıkmak üzere, hukukun üstünlüğüne inanarak yargı sistemlerini reforme etmekle işe başlamaktan başka seçenekleri bulunmamaktadır.

Okuyucu Yorumları