Mahremiyetimizi kendi ellerimizle devrediyoruz

- A +

Geçtiğimiz hafta içerisinde Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, 50 milyon kullanıcı profiline ait verilerin Cambridge Analytica veri şirketi tarafından usulsüz kullanıldığının ortaya çıkması üzerine olayla ilgili yaptığı ilk açıklamada ‘hata yaptık’ ifadesini kullandı. Sanal Alemde geçirdiğimiz süreler artarken teknolojinin insani zaaflarımızı kullanma ve bunun üzerinden tahakkümü normalleştirme ihtimali yükseldi. Son yaşanan skandal, aslında her daim var olan uygulamaların içinde yaşadığımız dönemde şekil değiştirmekle birlikte aynen sürmekte olduğunu da bir kez daha gözler önüne sermiş oldu.

Tabii buradaki en büyük farklılık geçmişte yaşadıklarımızın boyutları hem çok daha sınırlıydı hem de olup bitenlerin etkisi böylesine kitlesel hale dönüşemiyordu. Oysa şu anda bizlerin çoğu kez farkında olmadan izin verdiğimiz bir biçimde verilerimiz bir yerlerde depolanıyor ve yine bizden habersiz bir yerlere satılabiliyor. Bu artık öylesine büyük bir gücün habercisi ki, elinizin altında milyonlarca insana ait her türlü alışkanlıklarından haberdar olduğunuz bir veri seti bulunuyor. Bunu istediğiniz ölçüde kullanabilme ve buradan farklı amaçlarla çıkar sağlayabilme potansiyelinizi istediğiniz an istediğiniz şekillerde kullanabilme veyahut satabilme olanağına sahipsiniz.

Söz konusu olan mecrada geçmişin medyanın kitleleri manipüle etmesinden çok daha rafine bir tahakküm gücüne erişmiş bulunuyorsunuz. Her bir kişinin farklı tercihlerinden haberdar olabilme ve onları buna göre sınıflandırabilme olasılığı ile birlikte seçimlerden başlayarak her türlü tüketim tercihlerine kadar yönlendirebileceğiniz çok geniş bir ihtimaller seti içerisinde yüzüyorsunuz. Bu durumun iktidarlar açısından hem bilgilere ulaşılabilme olanağının müthiş kolaylaşmasına hem de gözetimin daha da kalıcı hale dönüşmesiyle birlikte müthiş bir hareket serbestisi ve tahakküm sağlayacağı gerçeğini de eklemeliyiz.

Artık izlerimizi bilerek ve isteyerek bizatihi bizler bırakıyor ve kendimizi ortaya çıkartmış oluyoruz. Bauman&Lyon’a göre1, eski panoptik kabus (‘hiçbir zaman yalnız değilim’) şimdilerde ‘bir daha asla yalnız kalmama’(terk edilmeme, görmezden gelinmeme ve ihmal edilmeme, damgalanmama ve dışlanmama) umuduna dönüşüyor; ifşa edilme korkusu fark edilme hazzı tarafından bastırılmaktadır. Mahremiyetin ifşa veya ihlal edilme ihtimali bizi çok da fazla korkutmuyor, hatta tam tersine çıkış kanallarının kapanması korkutuyor. Mahremiyet alanı gittikçe bir hapsedilme alanına dönüşürken, özel alanın sahibi de kendi özsuyunda kaynamaya mahkum ediliyor; sırlarını bulundukları mahremiyet duvarlarının arkasından söküp çıkaracak, kamusal alanda görünür kılacak, herkesin ortak malı olan ve herkesin paylaşmak isteyeceği bir mal haline getirecek hevesli dinleyicilerin bulunmadığı bir duruma itiliyor (41-42).

Bu yeni durumla birlikte gerek gündelik hayat içerisindeki ilişkilerimiz gerekse de kamusal alan içerisindeki durumumuz sarsıntıya uğramıştır. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı bir dönemin içerisindeyiz. Birbirimizle daha fazla ilişkiye geçebilme olanaklarına sahip olmamıza karşın yalnızlığımızın her geçen gün biraz daha fazla arttığı bir pozisyonun içerisine hapsediliyoruz. Aynı evin içerisinde, aynı masada veya aynı iş ortamında birbiri ile konuşmak yerine ellerindeki telefonlar aracılığıyla iletişime geçmeyi seçmeyi tercih ettik. Bu anlamda Bauman ve Lyon’ın yerinde tespiti ile “teknolojiden daha çok ve birbirimizden daha az şey bekliyoruz…Sosyal medya bizi aynı zamanda hem yakınlaştırıyor hem de uzaklaştırıyor”(49-52).

Bilgilerimizin depolanması ve kayıt altında tutulması meselesi birer komplo teorisi olarak hep bir yerlerde varlığını sürdürüyordu. Buna karşın geçen hafta ortalığa saçılan 50 milyon kişinin verilerinin satılması ve Amerika Birleşik Devletlerindeki başkanlık seçimlerinde bu verilerin kullanılması meselesi, çıtayı bir üst aşamaya çıkartmış oldu. Bundan sonra başımıza gelme ihtimalini bilmemize karşın söz konusu sosyal medya mecralarını kullanmayı aynı şekilde sürdürecek miyiz? Sorusuna olan yanıtım kesinlikle evet olacaktır. çünkü İbn-i Haldun’un o güzel ve manidar sözü yaşadıklarımızı çok iyi anlatıyor: İnsan babasının değil alışkanlıklarının çocuğudur. Bu yüzden içinden geçtiğimiz bütün olumsuzluklara karşın öylesine büyük bir alışkanlığın içerisine hapsedilmiş bulunuyor ki, buradan çıkabilmemiz pek o kadar da mümkün gözükmüyor.

Hatta sosyal medyayı hiç kullanmıyor olmanız bile size ait verilerin ele geçirilmesini engelleyebilecek bir durum olmadığını yine söz konusu olayla birlikte öğrenmiş olduk. Hayalet profiller oluşturularak sizin bilgileriniz de reklamcıların eline geçebiliyor ve buradan yine benzer yollar izlenebiliyor. Bir diğer önemli sorun, facebook ve benzeri mecralardaki hesaplarınızı kapatmanız, silmeniz halinde tamamen sistem dışı kalmanız da mümkün olmuyor. Her halükarda bıraktığınız izler, yazdıklarınız, fotoğraflarınız, beğendikleriniz vb. sizi takip ediyor veyahut sizin takip edilmenize olanak sağlıyor.

Geçmişin kitlesel manipülasyon deneyimleri yerlerini giderek bireysel düzeyde gerçekleşen manipülasyonlara bırakırken asıl farklılık daha önce olup bitenler konusunda bizlerin böylesine büyük bir dahlinin olmaması durumudur. Yaşadıklarımızın arkasında doğrudan bize sunulan o çok bildik yöntemin bir nevi tekrarlanması söz konusu iken, teknoloji bizleri birbirimizden uzaklaştırmayı fazlasıyla başardı. Araya ise kendimiz üzerinden birbirimizi gözleyeceğimiz yeni mekanizmaları oturttu. Böylece diğerlerinin hayatlarını röntgenlerken kendi hayatımızın da aynı şekilde röntgenlenebileceği meselesini gözden kaçırmış olduk!

Tüketim toplumu sonrasında artık sadece kimliklerimizin, bedenlerimizin değil mahremiyet duygumuzun da ifşa edilmesi durumu ile karşı karşıyayız. Gösterme ve Görünme biçimleri ile başta sosyal medya üzerinden olmak üzere, gündelik hayatlarımızın her alanında fazlasıyla karşı karşıya geliyoruz. Televizyonda yayınlanan evlilik, moda, yemek, kayıp vb. gibi bütün program formatlarında ve tabii ki diziler içerisinde de benzer bir ifşa süreci bizi karşılamaya devam ediyor. Kim, nerede, kiminle, ne yapıyor, ne yiyiyor, ne içiyor, ne giyiyor ve benzeri bütün sorularınızın yanıtlarını alabileceğiniz paylaşımlarla özel hayatlarımız, içinde yaşadığımız dönemde hiç olmadığı kadar gözler önüne serili veriyor.

Artık gizli saklımız veya bize ait diye bileceğimiz özelimiz yok, hepimiz kadar masum ve hepimiz kadar günahkarız. Bundan sonra artık ne kişisel hayatlarımız ne de toplumsal hayatımız eskisi gibi olabilme olanağına sahip olmayacak. Gösterme ve görünme virüsünün pompalandığı bütün mecralarla birlikte bir örnekleştirilen hayatlarımızın görüntülerine de alışmak durumunda bırakılacağız.

1) Bauman, Z.&Lyon, D.(2016) Akışkan Gözetim, Çev. E. Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Okuyucu Yorumları