Latin Amerika'nın dev ülkesi Brezilya'da tarihin en kritik seçimi

- A +

Brezilya’da 7 Ekim günü devlet başkanlığı, parlamento ve eyalet seçimleri yapıldı. Ülke başkanlık sistemi ile yönetildiğinden yabancı basının ilgisi daha ziyade başkanlık yarışına yöneldi. Yaz başlarında, fazla şans verilmeyen, çok eleştirilen, asker kökenli aşırı sağcı lider Bolsonaro oyların yüzde 46'sını toplayarak ilk turu açık ara önde bitirdi. Partisi ise en büyük ikinci siyasi parti oluverdi.

2003 yılından itibaren dört yılda bir yapılan başkanlık seçimlerini hep    sol görüşlü İşçi Partisi adayları kazandı. Ancak bu defa çok aleyhte ve çetin seçim koşullarıyla karşı karşıya kalan İşçi Partisi adayını seçimlere ancak dört hafta kala açıklayabildi. Bu zor şartlarda öne çıkan eski Eğitim Bakanı ve eski Sao Paulo Belediye Başkanı Fernando Haddad ilk turda oyların yüzde 29'u ile yetinmek zorunda kaldı. Kamuoyu araştırmalarına göre, Haddad’ın, son turda oyların yarısından fazlasını elde etmesi pek müşkül gözüküyor.

Bolsonaro 63 yaşında, son seçimlere kadar ciddi bir varlık gösteremeyen Sosyal Liberal Parti’nin başında, 5 dönem milletvekilliği yapmış, Brezilya siyasetinin geleneksel partilerine uzak durmuş, skandallara karışmamış, atipik bir politikacı. Ülkenin halen en hayati sorunu olan asayiş ve güvenlik meselesini, polisin yetkilerini arttırmak ve vatandaşlara kolaylıkla silah ruhsatı vermek suretiyle çözeceğini iddia ediyor. Kadın hakları savunucularının, LGBT derneklerinin, ırk ayırımı karşıtlarının tepkilerine yol açan medyatik açıklamalarla dikkat çekiyor, 1964-1985 yılları arasında ülkeyi yöneten askeri idareye çiçek atmaktan çekinmiyor, devletin ekonomiden çekilmesini öngören aşırı liberal politikaları savunuyor, özelleştirmelere yeşil ışık yakıyor, komünistleri kendisinin durduracağını ileri sürüyor. Brezilya’nın sosyal devletçi geleneksel anlayışına aykırı düşen bu fikirleri nedeniyle kendisine “tropikal Trump” diyenler çoğalıyor.

Başta kadın dernekleri olmak üzere, çok sayıda sivil toplum kuruluşu,  seçim kampanyaları bünyesinde, binlerce kişinin katıldığı ortak protestolar düzenleyerek, “Ele Nao” (o olmasın) yazılı pankartlar taşıyarak, Bolsonaro’nun Brezilya Devlet başkanı olmasına karşı çıktılar. Ancak seçim sonuçlarına bakıldığında bu ortak ve makul medeni tepkilerin Brezilya seçmenini fazla etkilemediği ortaya çıkmaktadır.

Bolsonaro’nun sandıktan önde çıkmasının çeşitli sebeplerinin başında ülkedeki asayiş durumunun geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Komşu ülkeler, Kolombiya, Peru ve Bolivya’dan gelen uyuşturucuyu ülke içinde pazarlayan veya Avrupa ülkeleri ve ABD’ne gönderen silahlı çetelerin dahil olduğu suç ve cinayetler, büyük şehirlerde ve gecekondu bölgelerinde derin kaygılar yaratarak müşterek endişe haline dönüşmüştür.

210 milyon nüfuslu Brezilya’da yılda ortalama 65 bin kişi öldürülmektedir. Bu rakam saat başına 7 ceset, gün başına 175 ölü gibi ürkütücü bir seviyeyi göstermektedir. Kişi başı suçluluk oranı itibarıyla Brezilya bu alanda adı hayli öne çıkmış Meksika’yı dahi geride bırakmıştır. “Sektörün” en kötü durumdaki ülkesi tahmin edeceğiniz üzere Venezüella'dır.

Bolsonaro’ya başarıyı getiren ikinci sebep ülkedeki politikacıların dahil oldukları ve 2016 yılından itibaren gündemden düşmeyen rüşvet skandallarıdır. Halen geleneksel siyasi partilerden onlarca tanınmış politikacı rüşvet suçundan hükümlü olarak hapiste yatmaktadır. Ülkenin İşçi Partili, eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff, çok sayıda milletvekilinin karıştığı rüşvet skandallarının yol açtığı siyasi oyun ve çekişmeler neticesinde 2016 yazında parlamento tarafından görevden alınmıştır. Brezilya’nın Dilma Rousseff’den önce iki dönem görev yapan, dünya çapında itibar kazanmış Devlet başkanlarından İşçi Partili Lula, ilkbahar aylarında rüşvet suçundan 12 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Halkın yolsuzluklardan yaka silktiği, yolsuzluğa bulaşmış politikacıların yeterince cezalandırılmadığı kanaatini taşıdığı bu dönemde, Bolsonaro, şaibeli partilerden uzak, rüşveti kökünden sökebilecek temiz siyasetçi algısıyla öne çıkmıştır.

7 Ekim seçimlerine 5-6 ay kala, rüşvet suçundan mahkum edilmesine rağmen, karar kesinleşmediğinden henüz tutuklanmayan İşçi Partisinin popüler lideri Lula, yüzde 40'lara yaklaşan halk desteğiyle seçimlerin favorisi konumunu muhafaza etmekteydi. Ancak yaz  aylarında Lula’nın tutuklanması ve hapse girmesi, ardından yüksek mahkemenin adı geçenin seçimlere katılamayacağına hükmetmesi, İşçi Partisini başsız durumda bırakmıştır. Seçimlere dört hafta kala yeni Devlet başkanı adayı seçmek zorunda kalan İşçi Partisi ciddi oy kaybına  uğramış, taraftarların bir kısmı partinin yeni adayı Fernando  Haddad’ı benimsememiş, Lula’nın masumiyetine inanmayanlar ise Bolsonaro’ ya yönelmişlerdir.

Brezilya ekonomisinin 2014 yılından itibaren durgunluğa girmesi, işsiz sayısının 13 milyona yükselmesi, eğitim ve sağlık alanında hizmetlerin aksaması, İşçi Partisinin gerilemesine ve Bolsonaro’nun öne çıkmasına yol açan diğer bir önemli faktördür. 2003-2011 döneminde, Lula önderliğinde, ekonomide büyük atılımlar gerçekleştiren Brezilya dünyanın 6. büyük ekonomisi olmaya aday iken, son yıllarda yaşanan siyasi ve iktisadi krizler nedeniyle 9. sıraya gerilemiştir. Bolsonaro’nun, seçildiği takdirde ekonomi yönetiminin başına, çok liberal görüşlerinden ötürü finans çevreleri nezdinde ciddi takdir gören  Paulo Guedes’i  getireceğini açıklaması seçim başarısındaki bir başka etkendir. Nitekim ilk tur sonuçlarının ardından Brezilya borsasının çıkışa geçmesi, Paulo Guedes seçiminin isabeti şeklinde yorumlanmıştır.

Bolsonaro’nun, “aile” ve “kilise” gibi muhafazakâr değerlere sahip çıkması, yetiştiği silahlı kuvvetler kurumunu her vesileyle yüceltmesi,  komünizm karşıtlığını öne çıkarması, sol yönetimlerden hazzetmeyen orta ve üst sınıflara cazip gelmiştir.

Bolsonaro’nun sürpriz kabul edilen başarısındaki son etken olarak adı geçenin  seçim kampanyası sırasında uğradığı  vahim saldırıdan bahsetmek yanlış olmayacaktır. Bir sabıkalının bıçakla iç organlarını ciddi hasar vermesi neticesinde hastaneye kaldırılan ve ameliyat edilerek kurtarılan politikacı, bu sebeple seçim faaliyetlerine ara vermek durumunda kalmış, kampanyasına sosyal medya üzerinden devam etmiştir. Saldırının, seçmenin, Bolsonaro’nun suçla mücadele önerilerine daha sempatiyle bakmasına yol açtığı düşünülmektedir.

28 Ekim tarihinde düzenlenecek Başkanlık seçimlerinin 2.turunda aşırı sağ politikacı Bolsonaro’nun kazanma ihtimali hayli yüksek gözükmektedir. Çeşitli krizler veya skandallar neticesinde siyasi kadrolara ve kurumlara olan inanç ve güvenini kaybeden kitlelerin otoriter eğilimli siyasetçilere yönelmeleri vakası dünyanın başka bölgelerinde de yaşanmıştır.  Etnik hoşgörüsüyle tanınan çok kültürlü Brezilya halkının demokratik değerlerden uzaklaşmaması, ülkenin fakir kuzeyiyle, zengin güneyi arasındaki ayrışmanın derinleşmemesi temennimizdir.

Latin Amerika ülkelerinde son dönemlerde sol iktidarlar yerlerini sağ yönetimlere bırakmaktadır. Bölgenin lider ülkesi Brezilya’nın sağa kayması kıtanın güneyindeki dengeleri daha da değiştirebilecek, Venezüella, Bolivya, Ekvator ve Küba gibi solcu ülkelerin aleyhinde gelişmelere yol açabilecektir. Özellikle komşu ülke Venezüella'nın içler acısı durumunun daha da kötüleşmesi beklenilmelidir.

Okuyucu Yorumları