Karanlık günlerde, şuncu buncu ayrımı yapmadan en geniş uzlaşmalara açık olmak...

- A +

Yıllar geçtikçe insan yalnızlaşıyor.
En yakınların, en has arkadaşların bu dünyaya bir bir veda ettikçe, senden de bir parçayı alıp götürüyorlar.
Ve sen o parçayı bir daha yerine koyamıyorsun.
Acı olan bu.
Yalnızlaşıyorsun, ıssızlaşıyorsun.
Yaş ilerledikçe böylesi duyguları daha derinden yaşamaya başlıyor insan.

Anılarımız bile yalnızlaşıyor, ne acı...

Sevgili Oya Baydar'ın bu cümlesini okuyunca içim sızladı. Benim de hayatta epeyce hissetmeye başladığım bu insanlık halini çok iyi ifade etmiş.
"Oya Baydar kitabı"nı okuyorum.
Ebru Çapa'nın kendisiyle yaptığı nehir söyleşisinin adı, ‘Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk’.
Kitabın sayfaları arasında dolaşırken Oya Baydar gibi benim de hayat boyu ne çok hayal kırıklığı yaşadığımı kim bilir kaçıncı kez düşünüyorum.
Darbeydi, devrimdi, demokrasiydi derken hayatta bir şeylerin zamanla nasıl çöktüğünü, hayatın bizi her seferinde nasıl şaşırttığını, beklediğimiz yarınların gelmediğini, sevgili Oya, olanca yalınlığıyla, üstelik özeleştirel bir dille anlatıyor.
Şu satırların altını çiziyorum:

Büyük altüstlük ve toplumsal dönüşüm dönemlerinde doğrularla yanlışlar çoğu zaman birbirine karışır.
Sezen Aksu'nun şarkı sözlerindeki gibi "Masum değiliz hiçbirimiz."
Birbirimizi suçlamadan, tek doğru benim doğrum demeden, hepimiz kendimizle yüzleşebilirsek, birbirini doğurup büyüten hatalarımızı görebilirsek, bugün ortaklaştığımız noktalardan hareketle güçlü birliklere doğru yol alabiliriz.
Yaşadığımız şu karanlık günlerde, sadece bugünümüze değil, geleceğimize de yönelen tehditler karşısında, suncu buncu ayrımı yapmadan en geniş uzlaşmalara açık olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Katılıyorum Oya'ya.
Bugünkü karanlık günlerin Türkiye'de yaşananların en kötüsü olduğunu anlatırken, sözü sevgili kocası Aydın Engin'in Devri Süleyman isimli oyununa da getiriyor:

Aydın, 1967'de Umur Bugay, Tuncel Kurtiz, Tuncer Necmioğlu, Müjdat Gezen'le birlikte beş ortak, Halk Oyuncuları'nı kurmuşladı.  Aydın'ın Yazmış olduğu Devri Süleyman oyunu öyle bir popüler olmuştu ki, haftalar boyu tek bilet bulmak mümkün değildi. Herkes akın akın oyunu görmeye koşuyordu.
Düşünsene Süleyman Demirel iktidardaydı ve Demirel'i acımasızca ti'ye alan, komik mi komik bir oyun sansürsüz oynanabiliyordu.
Bir de bugünleri düşün...
Karikatürü yumağa dolanmış sevimli bir kedi olarak çizilen Erdoğan, karikatürist Musa Kart'ı mahkemelerde süründürdü.

Demirel'i de başbakanlık koltuğundan deviren 1971'deki 12 Mart Muhtırası döneminde gördüğü işkenceleri de kitapta şöyle bir anlatmış:

Ankara'da Yıldırım Bölge'deki gözaltı koğuşuna kondum. Genç öğretmen kızlar, bir de konsomatris bir kadıncağız vardı.
Ertesi gün o siyah araba girdi avluya. Gözaltı koğuşunun parmaklıklı penceresinden avlu görülebiliyordu.
Kadın polis "Hadi gidiyorsun" dedi. Sandım ki buradan çıkarıyorlar. Küçük valizimi almaya yeltendim. "İhtiyacın yok ona şimdilik" dedi bu sefer.
Arabaya başım bastırılarak bindirildim. Arka koltukta iki adam iki yanıma oturdu. Anında gözlerimi siyah bir bantla bağladılar. O zaman anladım:

İşkenceye götürülüyordum.

Oya Baydar, sürgünlük psikololojisi nedir, buna da değiniyor kitabında:

Aydın'la birlikte yurt dışında olduğumuz süre boyunca oralara yerleşelim duygusuna kapılmadık.
Ha bugün döndük, ha yarın döneceğiz düşüncesiyle bavullarımızın üstünde oturduk hep...

"İşkence altında bile kendimi bugünkü kadar çaresiz, bezgin, hatta umutsuz hissetmemiştim" diyor Oya Baydar, şunu da ekliyor:

Kötülük, ahmaklık, cehalet ve adaletsizlik, hukuksuzluk... Buna bir de toplumun vicdanını yitirmesini, insanın çürüyüp kötücülleşmesini ekleyelim.
Absürdün, abukluğun, kötücüllüğün, her çeşit şiddetin kol gezdiği bir ortamda, yeni çözüm yolları bulmakta zorlanıyoruz.
Eski pusulalarımız, eski kalıplarımız işe yaramaz oluyor, çünkü yönler değişti sanki...
Bu dünyaya yanabıyım duygusuna bazen. Sadece bizde, Türkiye'de yaşananlar değil, dünyanın hali de ağır geliyor.
Ve açlıktan ölmekte olan Suriyeli küçük oğlanın, "Oraya gidince Allah Baba'ya hepsini anlatacağım" sözleri...

Oya Baydar, Atilla Dorsay ve Aydın Engin'le T24 yemeğinde (Soldan sağa)Sevgili Oya;

Kitabınla birlikte ben de kendi içime döndüm. Ama şu cümlen içimi çok fena sızlattı.

            Anılarımız bile yalnızlaşıyor, ne acı...


OKURLARIMA TATİL DUYURUSU
İki üç hafta kadar dükkanı
kapatıyorum, yazılarıma ara
veriyorum izninizle, HC

Okuyucu Yorumları