İstanbul-Cannes: Bir oyuncu cennetinden diğerine…

- A +

Tiyatro ve sinema birbirinden çok farklı, hatta rakip alanlar olarak görüldü ülkemizde uzun yıllar boyunca. Neyse ki, son zamanlarda bu iki dünyanın farklılıklarından çok ortak yanları olduğu anlayışı kabul görüyor.  Gerek sinemada, gerekse televizyon dizilerinde izlediğimiz oyuncular arasında, tiyatro kökenlilerin sayısının giderek artmasının bu kabulde önemli bir rolü var gibi geliyor bana.

23. yılına ulaşan “Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri”nin de bu anlayışın yerleşmesinde katkısı olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde, iki alanı bir arada değerlendiren ve yalnızca oyunculuğa odaklanan başka bir ödüllendirme yok sanıyorum. Tiyatro ve sinema için ayrı seçici kurulları olan Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri’nin bu yılki ödül töreni hafta başında yapıldı. Her zaman olduğu gibi, Beşiktaş Belediyesi’nin desteğinde, Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nin Atilla İlhan salonunda. Ve, her zaman olduğu gibi, gösterişten uzak ve başarılı bir organizasyonla. Sevgili Kerem Alışık’a ve ekibine (Nurcan’ın emekleri unutulmaz) ne kadar teşekkür etsek az. Bu ödülün mimarı Çolpan İlhan’I sevgi ve saygıyla anmayı unutmadan…

‘Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’, adından da anlaşılacağı üzere yalnızca oyunculuk alanında veriliyor. Önümüzdeki hafta başında sonuçlarını öğreneceğimiz ‘Afife Ödülleri’ ise yalnızca tiyatro alanında ve tiyatronun tüm dallarında dağıtılıyor. Tıpkı, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin, Yeni Tiyatro Dergisi’nin, Ekin Yazın Dostları’nın, Direklerarası ve diğer tiyatro ödüllerinin yaptığı gibi...

Yıllar içinde, hem tiyatro hem de sinema jürilerinde görev yaptığımdan mıdır bilemiyorum, Sadri Alışık Oyunculuk Ödüllerini hiçbirine değişmem. Gerek tiyatromuzun, gerekse sinemamızın en başarılı yönü olan oyunculuğu ön plana çıkartan, dünya çapındaki oyuncularımızın başarısının filmlerin yaptığı hasılatla ya da dizlerin ‘rating’leri ile ölçülemeyeceğini vurgulayan bir değerlendirme olması Sadri Alışık Ödüllerinin en kıymetli yanı kanımca.  

Oyuncular ve hakları

23. yılın ödül sahiplerine şöylece bir göz atmak bile, nasıl bir oyuncu cennetinde yaşadığımızı kanıtlamaya yeter. Sinema ve tiyatro seçici kurullarının nasıl zorlandığını -içerden- biliyorum. Öylesine iyi oyunculuklar var ki, dünyanın neresine gitseler karşılığı olacaktır. Ah, bir de şu dil engeli olmasa…

Bu yılın ödül sahiplerine geçmeden, oyuncuların çok temel bir sorununa değinmek istiyorum. Oyuncular Meslek Birliği şu günlerde bir kampanya sürdürüyor. Telif Haklarına ilişkin bir tasarının Meclis komisyonuna gelmesi nedeniyle… Tasarıda, oyuncuların telif hakları konusunda dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir sınırlama getirilmiş, büyük olasılıkla yapımcıların ve televizyon patronlarının talepleri doğrultusunda. Oyunculara telif hakkı, filmin yapımından beş (ya da altı) yıl sonra doğacakmış. Yani, önce patronların çıkarı güvence altına alınacak, eğer filmin gösterimleri devam ederse, oyuncuların da sembolik bir hakkı olacakmış! Paranın temel değer olduğu bir ortamda bu düzenlemenin şaşılacak yanı yok elbette. Ama, onlar da susup oturmayacaklar... Nitekim ödül töreninde yapılan konuşmalar, oyuncuların içinde yaşadıkları sisteme karşı tepkilerini yansıtıyordu.

Adaylar ve ödüller

Sinema alanındaki ödüllerin ağırlıkla yılın en önemli filmlerinin oyuncularına gitmesi, filmlerin başarısında oyuncunun ne denli önemli bir rolü olduğunu gösteriyordu. Dram dalında En Başarılı Erkek Oyuncu Ödülünü kazanan Ahmet Mümtaz Taylan ve ‘Ekrem Bora Yılın En İyi Çıkış Yapan Oyuncu Ödülü’nü kazanan Hayat Van Eck, Onur Saylak’ın yönettiği “Daha” filmi ile bu ödüllere layık görülürken, Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu olarak Başak Köklükaya ve Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Öykü Karayel, Pelin Esmer’in “İşe Yarar Bir Şey” filmi ile bu ödülleri kazandılar. İki film de, 2017-18 mevsiminin önde gelen yapıtları arasındaydı. Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ilgaz Kocatürk ise, gene nitelikli bir yapımda, “Tarla” filmindeki rolüyle ödüllendirildi.

Sözün burasında, törenden ödülsüz dönen oyunculara da değinmek isterim; hepsi de ödülü hak edecek performanslar sergilemişti. Kadınlarda Ecem Uzun “Koca Dünya” ile, Algı Eke “Kaygı” ile kısa listeye (son üç aday arasına) girmiş, etkileyici oyunculukları ile hepimizin sevgisini kazanmışlardı. Aynı şeyi, erkek oyuncular için de söyleyebilirim. Ahmet Mümtaz Taylan ile birlikte kısa listeye giren Muhammet Uzuner (“Taş”), Sercan Ercan (“Tarla”), yardımcı rollerde Ali Atay (“Ayla”) ve Rutkay Aziz (“Yol Ayrımı”), hepsi de ödüllük performanslar ortaya koymuşlardı; ama, ödül oy çokluğu ile Ilgaz Kocatürk’ün oldu. 

Komedi dalında da, yılın tartışmasız en iyi güldürüsü olan “Aile Arasında”nın oyuncuları Demet Evgar ve Engin Günaydın En Başarılı Kadın ve Erkek ödüllerinin sahibi olurken, Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu, aynı filmdeki rolüyle Ayta Sözeri oldu. Yılın bir diğer nitelikli güldürüsü olan ”Arif V 216” nın oyuncuları Cem Yılmaz, Ozan Güven, Çağlar Çorumlu ise kısa listeye girmelerine karşın ödülsüz ayrıldılar geceden.  

“Aile Arasında”nın başarılı yardımcı oyuncularından Erdal Özyağcılar, Çağlar Çorumlu ile birlikte ilk üçe girdi, fakat ödül “Ölümlü Dünya”nın oyuncularından Feyyaz Yiğit Çakmaklı’nın oldu. Komedi dalında yardımcı rollerden kısa listeye giren Nergis Öztürk (“Sen Kiminle Dans Ediyorsun?”) ve Şebnem Bozoklu (“Tatlım Tatlım”), ödül listesinde görmeyi arzuladığım oyunculardı. Ne var ki, her dalda birer ödül seçmek durumundaydık. Seçici Kurul’un işinin hiç kolay olmadığını anladınız herhalde. Erden Kıral başkanlığındaki kurulumuzKomedi dalında Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu olarak oybirliği ile Demet Evgar’ı seçti, kısa listedeki diğer adaylar, Seda Bakan (“Arif V 216”) ve Yasemin Conka’nın (“Yaşamak Güzel Şey”) oyunculuklarını da takdirle karşılarken. Aynı şey, Dram dalında Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu seçimi için de geçerli. Öykü Karayel’in ipi göğüslediği oylamada geride kalsalarda, Tilbe Saran’ın “Yol Ayrımı”, Zerrin Tekindor’un “İstanbul Kırmızısı” filmlerindeki performansları unutulabilir mi?

Tiyatronun ustaları

Rengin Uz başkanlığındaki Tiyatro Seçici Kurulu’nun da kararlarını verirken çok zorlandığını tahmin ediyorum. Dram dalında, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun “Zabel”inde unutulmaz bir oyunculuk gösterisi sunan Aysel Yıldırım ödülü kazanırken, Yolcu Tiyatro’nun “Kürklü Venüs”ü ile Pervin Bağdat ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun “Alyoşa” adlı yapımındaki rolüyle Seray Gözler, Erkek Oyuncu ödülü Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun “Kardeşlerimi Arıyorum”u ile Bedir Bedir’e giderken, Das Das’ın “Joseph K”sı ile Mert Fırat ve Craft’ın “Kilology”si ile Serkan Altunorak kısa listeye seçilen oyuncular oldu. Yardımcı rollerde ödüller, “Joseph K”dan Özgün Aydın ve Baba Sahne’nin “Kanlı Komedyası”ndan Ecem Üstündağ’ın oldu.

Komedi, Kara Komedi ya da Müzikal dalındaki ödüller ise, İBŞT’nun “Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar” oyunundaki performansı ile Özge Özder ve Zorlu PSM’nin “Damdaki Kemancı”sıyla yılların usta oyuncusu Mehmet Ali Kaptanlar’a giderken, yardımcı rollerde Didem Germen (“Bakırköy B.T., “Sherlock Hamid”) ve Erdem Akakaçe (Tiyatro Adam, “İntiharın Genel Provası”) ödüllendirildi.

23. Sadri Alışık Ödülleri’nin Onur Ödülleri, Sinema dalında Halil Ergün, Kayhan Yıldızoğlu ve Süleyman Turan’ın, Tiyatro dalındaYılmaz Gruda’nın olurken, Sinema Seçici Kurulu ‘Ayhan Işık Özel Ödülü’nü Fatih Artman’a, ‘Seçici Kurul Özel Ödülü’nü ise Çiğdem Selışık Onat’a verdi. Tiyatro Seçici Kurulu’nun Özel Ödülü Kadıköy Emek Tiyatrosu’nun “Sevmekten Öldü Desinler” ekibine, ‘Üstün Akmen Genç Oyuncu Ödülü’ Seyyar Sahne’nin “Sevgili Arsız Ölüm”ü ile Nezaket Erden ve Galata Perform’un “Tato”su ile Erdem Kaynarca’ya verildi. Anadolu Efes Özel Ödülü ‘Sahne 3’ün, HDI Sigorta Özel Ödülü ise Tiyatro Fora’nın oldu.

Geceye damgasını vuran politik söylem

İçinden geçtiğimiz günlerin, ödül törenine damgasını vurması sürpriz olmadı elbette. Oyuncularımız, sırça köşklerde oturmadıklarını, toplumdaki huzursuzluğa duyarlı olduklarını ortaya koydular. Başak Köklükaya, mutluluğunu dile getirirken, “Umarım ülkem için de aynı mutluluğu yaşarız” derken, Demet Evgar “Büyük bir korkunun içinden geçiyoruz, ya da korku bizim içimizden geçiyor” diye özetliyordu endişesini.

Tiyatro Seçici Kurulu Başkanı Rengin Uz, “Camus’nün ‘Dünya aydınlık olsaydı sanat olmazdı’ sözüne referans yaparak “özgür sanattan, özgür dünyadan yana olanları” selamlıyordu. Tiyatro ödüllerini alan sanatçıların hepsi de benzer kaygıları paylaşıyordu. Aysel Yıldırım,”kadınlardan ve gençlerden korkulan günlerde yaşadığımızı”, “70.000 gencin siyasi tutuklu olduğunu” vurgulayarak, “sadece barış istedikleri için tutuklanan Boğaziçi öğrencilerine”, “DTCF’nde görev başında olamayan hocalarına” ve “Bütün Zabel kadınlarına” selam gönderiyor, “Bu kabuslara bir daha uyanmayalım” diyordu.

Emek Tiyatrosu oyuncuları “tiyatroların yasaklanmadığı bir ülkede yaşamak istediklerini” söylerken, Özge Özder “Kadınlar hep sahnede olacak” derken, siyasi iktidar mensuplarının kadınlara yönelik söylemlerine tepkisini ortaya koyuyordu. ‘Çolpan İlhan Sanata Değer Katan Kadınlar Ödülü’nü alan Nevra Serezli de, “Söylenenlere ya da söylenemeyenlere aynen katılıyorum” diyordu. Kısacası, mesleklerindeki başarının rastlantısal olmadığını, toplumun nabzını tutan, özgürlükten ve adaletten yana sanatçılar olduklarını gösteriyordu tüm oyuncular…

Kırmızı halı ve ötesi

Cannes Film Festivali’ndeyim birkaç gündür… Hiç kuşkusuz bir başka ‘oyuncu cenneti’ burası. Daha doğrusu, dünyanın dört bir yanından gelen, birbirinden başarılı, çoğu kez birbirinden güzel oyuncuların oluşturduğu bir cennet… İstanbul’daki ödül töreninin hemen ertesinde, Cannes’ın açılışında farklı bir atmosfer vardı. Politik söylemler de vardı (Festival yönetmeninin Cannes’a gelmesi engellenen yönetmenlerle ilgili sözleri ve Jüri başkanı Cate Blanchette’in “Kadın filmleri niş değildir!” vurgusu), ama genelde kapitalizmin -aldatıcı- pırıltısı hakimdi ortama. Geleneksel kırmızı halı seremonisinde, gösterişli giysileriyle fotoğrafçılara poz veren oyuncular arasında dünyanın en büyük oyuncuları da vardı, ilk kez bu halıya ayak bastıkları belli olan ‘starlet’ler de. Aralarından geleceğin büyük oyuncularının çıkmayacağını kim iddia edebilir ki?

Açılış törenine katılanlar arasında dünyaca tanınan isimler vardı: Açılış Filmi “Herkes Biliyor”un oyuncuları Penelope Cruz ve Javier Bardem, Natalie Portman, Carey Mulligan, Julian Moore, Virginie Ledoyen, Cecile de France, Lea Seydoux, Chiara Mastroianni, Isabelle Adjani, Nadine Labaki, Leila Bekhti, Kristen Stewart ve Anna Karina…

Oyuncuya verilen önem festival afişine de yansımıştı. Jean-Luc Godard’ın “Pierrot le Fou - Çılgın Pierrot” filminin iki oyuncusu Anna Karina ve Jean-Paul Belmondo’nun öpüşme sahnesi, Cannes’ın en güzel afişlerinden birini oluşturmuştu. Oyuncuya saygının en güzel ifadesi…

Açılışta, ‘yıldız’ sıkıntısı çekilmiyordu ama, filmler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Filmlerin büyük kısmında adını sanını bilmediğimiz gencecik oyuncular var. Ne zararı var; henüz birkaç film izledik, ama inanılmaz oyunculuklara tanık olduk. Genci, yaşlısı, deneyimlisi, deneyimsizi, Asyalısı, Afrikalısı ile müthiş bir oyuncu geçidi izleyeceğiz anlaşılan. Aralarında ünlüler de var: Emmanuelle Bercot, Vincent Lindon, Vanessa Paradis, Kapanış Filmi “Don Kişot’u Öldüren Adam”ın oyuncuları Adam Driver, Jonathan Pryce, Stellan Skarsgard, Olga Kurylenko gibi…

Ve elbette, Nuri Bilge Ceylan filmi “Ahlat Ağacı”nın oyuncuları: Aydın Doğu Demirkol, Murat Cemcir, Bennu Yıldırımlar, Hazar Ergüçlü, Serkan Keskin, Tamer Levent, Ahmet Rıfat Şungar, Kubilay Tuncer, Kadir Çermik, Özay Fecht… Bu isimlerin yanısıra, tanımadığım oyuncular da var. Ceylan ilk kez bu denli geniş bir oyuncu kadrosuyla geliyor Cannes’a. Bizi mahçup etmeyeceklerine güvenim tam… Başka ülkelerin sinemalarının gerisinde kalmayacağımızı söyleyebilirim, en azından oyunculuk açısından. Ülkemiz bir oyuncu cenneti çünkü… 

Kadın oyuncular bu yıl festivalin başrolünü kimselere kaptırmayacak, besbelli. Hollywood’da başlayıp, tüm dünyayı saran sinema endüstrisindeki cinsel taciz olaylarını protesto eylemleri bu yıl Cannes’a damgasını vuracak gibi. Yüzü aşkın kadın oyuncu ve yönetmen önümüzdeki günlerde festival sahnesinde “Ben de” diyecek... Sanırım, kadınların tek siyasi eylemi bu olmayacak. Yarışmada yer alan ve Fransız kadın yönetmen Eva Husson’un çektiği “Güneşin Kızları”, Kürt kadın gerillaların öyküsüne odaklanıyor, fotoğraflardan anladığımız kadarıyla…

Açılış töreninde, Jüri Başkanı Cate Blanchett, “Görevimizi yaparken, kalplerimizin ve aklımızın kapılarını açıp, önyargılarımızı kapının dışında bırakacağız” diyordu. Göreceğiz…  

Okuyucu Yorumları