- A +

Popüler kültürün yaşananları çok kısa bir süre içerisinde herkesin bilmesini sağlamak gibi önemli bir özelliği vardır. İşin ilginç tarafı bu alandan beslenenlerin, farklı pozisyonlar içerisinde yine bu alana konu edinilmeleri durumunda, yaşananlardan şikayetçi olmalarıdır. Halbuki kendilerini yaratan ve kitleler nezdindeki tanınırlıklarını sağlayan bizatihi bu mecradır. Spor, sanat, sinema ve benzeri alanlardaki şöhretlerin kendi mesleklerini icra ettikleri alan kadar geride kalan zaman dilimi içerisinde ne yapıp ettikleri veyahut ne yapmadıkları da merak konusudur. İşte bu nedenle dünyanın neresine giderseniz gidin şöhretler, işlerine gelmedikleri zamanda şikayet ettikleri magazin muhabirleri tarafından takip edilirler.

Son üç gündür ülke gündeminde önemli bir yer işgal eden futbolcu Arda Turan ile şarkıcı Berkay Şahin arasındaki kavga haberleri ile birlikte yeniden popüler kültürün derinliklerinde kaybolmaya başladık. Neresinden tutsanız elinizde kalan beyanlar mı istersiniz yoksa yine her zaman olduğu gibi adamlık, delikanlılık, helallik tiratları mı? Bu öylesine başka türlü bir hikaye olmalıydı ki aslında, ama dönüp dolaşıp kendi kabuğunun akışı içerisinde son bulan bir yıldız hikayesi ile karşı karşıya olduğumuzu kısa süre içerisinde fark ettik.

Olayın her iki tarafının da şöhret olması ve tarafların her ikisinin de daha önceden farklı konularla magazin sayfalarını süslemesi dikkat çekiciliğin dozajını arttırmaktadır. Tabii bir de olayın taraflarının futbol ile doğrudan ve dolaylı olarak bağlantılı bulunuyor olmaları da rating oranlarını zıplatıcı bir etkide bulunmaktadır. Şarkıcı Berkay’ın adının daha önce yine bir futbolcu Caner Erkin’in eski eşi Asena Atalay ile anıldığını, paparazzileri takip edenler hatırlayacaktır. Arda Turan ise bir zamanlar ülkenin en önemli futbol figürü pozisyonundan kendisini nasıl taca doğru çıkarttığını ve saha içerisinde ve dışında sık sık haberlere konu olduğunu da ilgilenenler gayet iyi bileceklerdir.

İşte böylesine bilinen iki figürün geçtiğimiz gece sabaha karşı bir eğlence mekanında yaşadıkları olaylar, halen konuşulmaya devam ediliyor. Olayın taraflarının her ikisinin de evli olduğunu ve birinin eşinin 8 aylık hamile olarak evde bulunduğunu yine haberlerden öğreniyoruz. Taraflar durumu farklı şekillerde aktarmakla birlikte konuya değinen gazetecilerin belirttikleri, hakikaten çok enteresan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor. Ne yazık ki bu durum hakkında kalem oynatan bir gazetecinin Berkay’ın eşi Özlem Ada Şahin’e tavsiye olarak ortaya koydukları ise hakikaten akıl alır gibi değil.

Arda Turan’ın Özlem Ada Şahin’e ‘'Evli olmasam seni kaçırmazdım. Çok güzel kızsın'  sözlerini köşesine taşıyan gazeteci şu cümleleri kurabiliyor: ‘Özlem kaybetti: Arda’nın “Evli olmasam seni kaçırmazdım” sözünü koşarak kocasına yetiştirdiği, herkesin alkollü olduğu bir ortamda durumu yönetmek yerine olaya benzin döktüğü için’. Televizyon ekranlarında yorumlarda bulunan bir başkası ise üstelik bu kez bir kadın, yaşananlarla ilgili olarak Özlem Ada Şahin’in pistte yarım saat boyunca dans ettiğine vurgu yapmak suretiyle taciz edilmeyi normalleştirme yoluna gitmiştir.

Olayın eğlence mekanındaki görüntülerinin medyaya sızmasıyla birlikte milli takım uçağında Bilal Meşe’yi yumruklayan, daha sonra saha içerisinde hakem tartaklayan ve ismi farklı olaylarla hep gündeme oturan Arda Turan’ın Berkay Şahin’e kafa atması durumu öne çıkmıştı. Ardından Arda Turan’ın Berkay Şahin’in gittiği hastanede elinde silahla tartışma yaşadıkları görüntüleri, olan bitenin çok daha vahim bir hale büründüğünü ortaya koymuş oldu. Her iki tarafın açıklamaları ardı ardına medyaya yansıdı, işin içerisinde olmamasına rağmen bir anda yaşananların odağına oturtulan Arda Turan’ın eşi Aslıhan Doğan Turan, olayla ilgili açıklamalarda bulundu.

Her şeyin kameralar önünde cereyan ettiği ve gerçekleri saklayabilmenin mümkün olmadığı bir çağda yaşadığımızı en çok şöhretlerin bilmesi ve yapacaklarını bu minval üzerinden çok daha dikkatli bir biçimde yapmaları gerektiği, bu son olayla birlikte bir kez daha ortaya çıktı. Öfkelerini kontrol edemeyen, sinirlenince kafa atan, belinde silahla hastaneye gidip silahını ateşlemekten çekinmeyen kişilerin rol modeli olarak alındığı bir yerde hiç birimizin hayatının güvende olamayacağı gerçeğini anlamak durumundayız. Ölçümüzü kaybettiğimiz her olayla birlikte biraz daha fazla batıyor ve battıkça da olup bitenler karşısındaki aymazlığımızı arttırıyoruz.

Kimsenin rezil olmadığı bir ülkede yaşıyor olmak ve her şeyin çabucak unutulması karşısında elden bir şeyin gelmemesi ne kadar acı! Oysa söz konusu bu iklim, beraberinde hepimizi yakıp kavuran ve bu hızla gidildiği takdirde daha da yakacak olan eyyamcılığı adeta bir yaşam biçimi haline dönüştürüyor. Gücü gücü yetene mantığını aştığımızı sandığımız bir zaman diliminde birden bire başat dönüp iktidarı güç ve silah zorunun yanı sıra nepotik ilişki kalıplarında bulmaya başlıyoruz. Bu ise zaten pamuk ipliğine bağlı olan ve bir türlü içselleştiremediğimiz hayat kalıpları karşısındaki yaklaşımlarımızın da çürümesine yol açıyor.

Herkesin kendisini haklı gördüğü ve bunun dışındaki hiçbir bakış açısını kabul etmediği bir noktada siz istediğiniz kadar demokrasi-insan hakları lafları edin, kar etmeyecektir. Delikanlılığın kitabını yazanların aynı zamanda namus, şan, şöhret, vatan, millet, bayrak gibi laflarla doldurulmuş söylemleri, ölçüsüzlüğün sınırları arttıkça daha fazla duyulmaya başlanır. Suçun ve suçlunun pozisyonu, içinde bulundukları toplumsal statüye uygun olarak yumuşatılmaya ve buradan geçilerek helallik üzerinden olan biten çözümlenmeye çalışılır.

Hatırlama ve unutma arasındaki ince çizgi içerisinde popüler kültürün seçimi daima unutma ve üzerini kalın çizgilerle örtmeden yanadır. Buna karşın kültürel zenginlik ve toplumsal bellek ise hatırlamayı büyük çoğunlukla unutmanın önüne koymaktadır. Bu ülkenin bir zamanlar gerçek anlamda yüreğini titreten ve yaşadıkları süre boyunca değil öldükten sonra da saygı ve sevgi ile andığı sporcuları, sanatçıları olmuştur. Aradaki fark belki bugün yaşantılarımıza dahil olan popüler kültür figürleri kendilerini bulunmaz Hint kumaşı olarak görüyorlar ve belki de hak ettiklerinden çok daha fazlasını kazanmak suretiyle şöhretin dayanılmaz ağırlığı altında eziliyorlar.

Bir diğer önemli husus ise artık her şey kayıt altında ve istediğiniz kadar inkar mekanizmasını kullanıyor olsanız bile bir gün hiç ummadığınız bir anda önünüze bu yaptıklarınız çıkıverecektir. 2010 yapımı Rina filminin son sahnesinde Memo rolündeki Erdal Tosun’un repliği unutulmazdır: “ Ne olmuş yanı büyük adam olamadıksa! Hayallerimizi satmadık ya”. Mühim olanın büyük adam olmak değil iyi insan olmak ve bu sıfata layık bir hayat sürebilmek olduğunu umarım şöhretler de idrak ederler. Şöhretler yapıp ettikleriyle sadece kendilerine değil içinde yaşadıkları ve onları kendilerine örnek olarak alan çocuklara, gençlere de zarar verdiklerini unutmamalılar. Bir de popüler kültür denilen bu dipsiz kuyunun sürekli olarak kurban istediği ve mutlaka aldığı gerçeğini de akıllarından çıkartmamalılar.

Tüm bu yaşananlardan geriye kalanın; evli bir kadına yürüme, olan biteni erkek erkeğe halletme, kafa atma, silahla hastane basma, yaşananları normalleştirmek için ne söyleyeceğini bilememe ve kutsallaştırmaktan bir türlü vazgeçmediğimiz aile, aile değerleri olmasına şaşıran var mı? Ne yazık ki ölçümüzü, izanımızı, vefamızı ve sevgimizi kameralar önünde kaybettik, hükümsüzdür!

Okuyucu Yorumları