- A +

"Gecenin karanlığında

Odanın tavanı bile

Bir Go tahtasına dönüşür."

                         Bir Senyru*

 

Uzak Doğu’nun kadim oyunu Go, Türkiye’de yeni tanınsa da, strateji oyunlarının 4000 yıldır zirvesinde. Sadece bir oyun değil, tarihi ve oynanma adabıyla başlı başına bir gelenek, Uzak Doğu kültürünün ayrılmaz bir parçası. Söylenmeyen'den Söylenen'e, Basit'ten Evrensel'e varılan bir oyun. Düşünmenin ve sessizliğin oyunu. Konfüçyüsçüler Go için 'elin konuşması' derlermiş.  Erdemli bir insanın sahip olması gereken beş önemli özellik arasında Go oynamayı da sayarlarmış. Oyundaki akışkanlığı, dengeyi fark eden Budistler Go'yu  evrenin aynası olarak kabul etmişler. Onlara göre Go oynamak, cehaletin 27 maskesini yok etmek anlamına gelirmiş. Oyunun sunduğu bilgiyle, kişinin Buda'nın ölümsüzlüğüne ulaşılabileceğine inanılırmış. Che Guevera'nın Go için "O yalnızca basit bir oyun değil; o, devrimin önemli bir silahı" dediği rivayet ediliyor. Shibumi ise Trevanian'da satrancın tüccarların, Go'nun ise filozofların oyunu olduğunu belirtir ve ekler: "Satranç bir çatışmaysa Go savaşın kendisidir." Korelilerin birisiyle bir el go oynamanın onunla bir sene yaşamaya eşdeğer olduğunu söylemeleri boşuna değil.Bu yüzdendir ki, oyun tahtasına yansıyan hayatınız ve sizsiniz.

Oyun hakkında daha fazla bilgi edinmek amacıyla,  kariyerini Go’ya adayarak İstanbul Go Okulu'nu kuran, go hakkında dergiler çıkartıp radyo programları hazırlamış,  Amerika, İsveç ve Kore'de ülkemizi temsil etmiş, aynı zamanda her sene düzenlenen  İstanbul Go Turnuvası'nda başhakemlik yapan  Mehmet Emin Barsbey ile biraraya geldik.

 

Go binlerce yıldır oynanan bir oyun. Tarihi hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

Birçok eski öğreti gibi Go’nun da tam olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmiyor. Tahminler 4.000 yıllık bir tarihten bahsediyor. Mezar kazılarından çıkan Go tahtaları en azından 2.000 yıllık bir delil sağlıyor bize. Bunca zaman temel formunu korumuş ve halen yapay zeka programlarının alt edemediği güçlü bir gelenekten bahsediyoruz. Eski Çin’de oyun daha çok seçkinlerin bir uğraşıyken özellikle Japonya’da oyun zamanla kitleselleşmiş. Hakkında birçok şiir ve efsane var. En bilinen efsaneye göre Çin İmparatoru Kral Yao oğlunun zekasını geliştirmek için bu oyunu icat ettirmiş.

Batıdaki ülkelerin Go'yu geç keşfettiği biliniyor.  Peki, Türkiye'de ne zaman fark edildi Go oyunu? Turnuvalara katılımcı oranı nasıl?

Türkiye’de ilk Go kulübü ODTÜ’de 80’li yılların sonunda kuruldu. O günden bugüne hem bilinirlik olarak hem de aktif oyuncu sayısı açısından ciddi yol alındı. Popüler kültürde, filmlerde ve dizilerde Go artık karşımıza çıkıyor. Nereden başlayacağını bilemeyen meraklılar için de internet önemli bir yardımcı.

Peki, Go nasıl oynanır? Kuralları nelerdir?

Oyunun kurallarından burada tam olarak bahsetmek mümkün değil. Ancak kısaca amaçtan bahsedebilirim: En geniş alanı kontrol etmek. Bu amaca giderken taş esir edebilir ya da bölgeleri kuşatabilirsiniz. Tek bir taş esir etmeden de oyunu kazanabilir ya da büyük bir savaşın içinde yer alabilirsiniz. Oyunun akışına göre bu iki hedef arasında dengeyi kurabilmek gerekiyor.

 

Bahsettiğiniz unsurların simgesel bir anlamı var mı? Taşların renginin, kesişim noktası sayısının vs.

Go birçok alışkanlığımıza ters düşer. Taşlar boşluklara değil çizgilerin kesişim noktalarına koyulur. Oyun hazır bir düzenekle değil, bomboş bir alanda başlar. Taşlar tahtada hareket ettirilemez ama dışarıdan birer birer ilave edilirler. Oyunda puanı taşlardan çok boşluklardan kazanırsınız. Yani ileri aşamalara gelmeden bile  ilk oyununuzda birçok ezberinizden uzaklaşmanız gerekiyor Go’da. Siyah ve beyazın gece ve gündüzü ya da Yin ile Yang’i temsil ettiği söylenir. Go tahtası 19 dikey ve yatay çizginin 361 kesişim noktasından oluşur. Bu tahtanın Eski Çin takviminden türediği rivayet edilir, hatta ilk zamanlarda şamanlarca kehanet tahtası olarak kullanıldığı gibi iddialar söz konusu.

Go, satranç gibi şans faktörünün geçerli olmadığı deterministik bir oyun. Ancak Go ile satranç birbirinden farklı oyunlar gibi gözüküyor, bundan bahseder misiniz?

Evet oyunda zar, kapalı kartlar gibi şans öğeleri yok. Oyunun sonucu tamamen iki oyuncunun hamlelerine bağlı. Ancak oyunda yapılabilecek hamle sayısı o kadar çok ki tüm bu hamleleri hesap etmeniz mümkün değil. Bu sebeple şans öğesi içermeyen oyunlarda pek alışık olmadığımız şekilde beynimizin sağ yarısını da kullanmamız, sezgilerimizden ve görsel algımızdan da faydalanmamız gerekiyor. Yine de bu acemi şansı olduğu anlamına gelmiyor. Bir ustayı yenebilmek için ondan daha iyi olmanız yani yıllarınızı vermeniz gerekir.

Yapay zeka araştırmalarında Go oyununun yeri nedir?

Go bilgisayar programlarının insanı yenemediği ender alanlardan biri. Malumunuz IBM’in geliştirdiği Deep Blue Dünya Satranç Şampiyonu Kasparov’u yenebilmişti. Go’da ise programlar bu aşamadan oldukça uzak. Çünkü Go bilgisayarlar için bile çok karmaşık yani çok fazla olasılık içeriyor. Bu sebeple eğer yakın zamanda usta bir Go oyuncusunu eşit şartlarda yenecek bir program yapılırsa bu, yapay zeka programcıları için önemli bir zafer olacak. Önemli gelişmeler olmakla birlikte bugün halen programların bu aşamadan oldukça uzak olduklarını söyleyebiliriz.

Siz her yaş grubuna go öğretiyorsunuz. Go, çocuklara ve yetişkinlere neler kazandırır? Zekanın gelişimine katkıda bulunduğu konusunda bilimsel çalışmalar var mı?

Bu konuda özellikle Uzak Doğu’da yapılan araştırmalar var. Sabır, dikkat ve problem çözme konusunda insanı geliştirdiği bu çalışmalarla ispatlanmış durumda. Üst düzey bir zihinsel faaliyet olarak Go analitik düşünme becerilerini geliştiriyor, Go oynadıkça beyin kaslarınızın açıldığını, karmaşık hesaplamalarla daha kolay baş edebildiğinizi hissedebilirsiniz. Bu sebeple basit düzeyde Alzheimer hastalarına da tavsiye ediliyor, Go oynamak beyninizin genç kalmasına yardımcı olur. En önemlisi Go bir oyun, tüm bu kazanımları elde ederken yaptığınız tek şey oynamak.

İstanbul Go Okulu ile iletişime geçmek, eğitimler hakkında bilgi almak için 

 www.gookulu.com ve/ya mehmet@gookulu.com 

*İnsanların başından geçenleri anlatan yergili Japon şiiri

Okuyucu Yorumları