- A +

Sinemamızın festivaller mevsimi sürüyor. Hafta içinde 8. Uluslararası Malatya Film Festivali sonuçlanırken, bir sonraki gün 20. Eskişehir Uluslararası Film Festivali başladı. Farklı niteliklere sahip iki festival...

Malatya, Valiliğin başlattığı (daha doğrusu Valikte çalışan bir sinema sevdalısı’nın) başlattığı bir festivalken, geçen yıl Büyükşehir Belediyesi tarafından devralındı. Ve, Adana gibi yerel yönetimin isiyatifinde yürüyen bir festival olarak yaşamını sürdürüyor. Festival yönetmenliğini bir sinema dergisinin (Sinema Arası) yöneticisi olan Suat Köçer’in üstlenmiş olması festivalin –görece de olsa- bağımsızlığının güvencesi.

Aynı şeyi, Adana için de söyleyebilirim. Orada da, Büyükşehir Belediyesi adına Festivali gerçekleştiren Altın Koza A.Ş’nin yönetimi Adana Şehir Tiyatrosu yöneticisi İsmail Dikilitaş’ın elinde. İki yöneticinin de, yerel yönetimlerin siyasal bakışlarının festivale fazlaca yansımaması için çaba gösterdikleri anlaşılıyor. Elbette, film seçkisi oluşturma sürecinde otosansür’ün varolmaması uzak bir ihtimal. Ama, iki festivalde de izlediğimiz filmlerin ve organizasyonun düzeyini olumlu bulduğumu söylemeliyim. Antalya da, yerel yönetimin düzenlediği bir festival. Orada, siyasetin etkilerini hep birlikte yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.  

Özgün bir model olan Eskişehir, yirmi yıllık bir geleneği özenle sürdüren bir kent. Anadolu Üniversitesi’nin genç öğretim üyeleri tarafından başlatılan festival, ölçek olarak (film ve konuk sayısı açısından) daha küçük olmasına karşın, nitelik açısından büyük festivallerle yarışabilecek bir düzeyde. Festivalin kurucularından Prof. Dr. Gülseren Yücel’in Onursal Başkanlığında ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erhan Eroğlu’nun Başkanlığı'nda gerçekleştirilen festival, sinema tutkusunu yakından bildiğim çok değerli bir öğretim üyesinin Prof. Dr. Serhat Sertel’in yönetiminde gerçekleştiriliyor.

Elbette, koşullar Festivalin ilk yıllarından farklı. Büyükşehir Belediye Başkanının, Festivalin başladığı yıllarda Anadaolu Üniversitesi Rektörü olan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen olması, Festivalin destekçilerinden Tepebaşı Belediye Başkanı Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın sanat ve sanatçı dostu bir yönetici olması önemli bir şans. Ama, festivalin sahibi yerel yönetimler değil, Üniversite. O da, siyasal iktidarın atadığı bir rektör tarafından yönetiliyor. Ümit etmek istiyorum ki, iki ay önce göreve başlayan yeni rektör festivalin bağımsızlığına gölge düşürmez.

Farklı modeller

Ülkemizdeki festivallerin bazıları yerel yönetimlerce, bazıları Üniversite, bazıları ise sivil toplum örgütlerince ya da özel sektör tarafından düzenleniyor. Ama, hangi organizasyon modeline sahip olurlarsa olsunlar, bağımsızlıkları tam anlamı ile güvence altında değil. Üniversiteler artık eskisi gibi özerk değil; sivil toplum örgütleri de, devlet desteğine muhtaç. Görece en özerk olanlar, Dünya Kitle İletişim Vakfı’nca düzenlenen Ankara Uluslararası Film Festivali, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği İstanbul Uluslararası Film Festivali (ki, büyük sermaye kuruluşları desteği olmasa bu festivallerin sembolik devlet ve yerel yönetim destekleriyle gerçekleştirilmesi çok zor. Tabi, bu konuda İstanbul çok daha şanslı).

Özel sektörün düzenlediği bir festival olan Ifİstanbul’un başına gelenler, hiçbir modelin tam bir bağımsızlık sağlamadığını gösteriyor. Kanımca, tüm modellerin kendi avantajları var. Yerel yönetimlerin festival düzenlemesini doğru buluyorum. Çünkü, mekanlarını festivallere açarak, ulaşım kolaylıkları sağlayarak ve verdikleri destekle bilet fiyatlarının sembolik düzeyde olmasını güvence altına alarak sinema kültürünün yaygınlaşmasını sağlayabilirler. Ki, kentte yaşayanların kültürel düzeylerinin yükseltilmesi asal görevleri arasındadır. Daha da, önemlisi, yanlış bir yola girdiğinde yerel yönetimi yalnızca eleştirmek değil, doğrusunu talep etmek hakkımız, hatta görevimiz...

Oysa, özel sektör istediğini yapar, biz ne kadar şikayet etsek boşuna... Akbank Kısa Film Festivali ve İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali gibi istikrarlı örnekler azınlıkta...İzmir’in başarısında yerel yönetimlerin (özellikle Buca Belediyesi’nin) desteği önemli.

Dernekler ve Vakıfların, devlet ya da yerel yönetim desteğinden uzak kaldıklarında yapabilecekleri şeyler sınırlanıyor. TÜRSAK örneği ortada... ‘Randevu İstanbul’u binbir güçlükle sürdürüyor. Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği Gezici Festival, yerel yönetimlerin desteği ile sürdürüyor yaşamını. Ama, bir seçimle herşey altüst olabiliyor. Kars örneği ortada. Şimdilik, Sinop ve Kastamonu belediyelerinin desteği ile varlığını sürdürüyor. Bir başka model, yerel tüccarların himayesine sığınmak. O da ne kadar sürekli olur, yaşadığımız örneklerden biliyoruz... Siyasal iktidarın sempatisini kazanmış bir STK (sivil toplum kuruluşu) iseniz, işiniz kolay. Sivilliğiniz tartışma götürse de, desteğiniz eksik kalmaz.

Elbette, bağımsız kalabien festivaller de var, İşçi Filmleri Festivali, 1001 Belgesel, Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, Uçan Süpürge, FilmMor Kadın Filmleri Festivalleri, FilmAmed gibi...

Üniversiteler ise kamusal hizmet gördükleri için, eleştirmek ve doğrusunu talep etmek hakkımız. İster devlet, ister özel üniversite olsunlar... Bu yüzden Eskişehir örneği çok önemli. Başka Üniversiteler de    var, festival düzenleyen, ama hemen hepsi Kısa Film Festivalleri. İlk akla gelenler, Konya Selçuk Üniversitesi Kısa-ca Uluslararası Film Festivali, Malatya İnönü Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Bahçeşehir, Maltepe, Sakarya, Okan Üniversiteleri Kısa Film Festivalleri...

Hangi yönetim ve destek sistemine sahip olursa olsun, festivallerin önemli bir işlev üstlendiği çok açık. Kilit rol, her zaman bu insiyatifleri başlatan sinema sevdalılarının. Onların çabaları olmasa, ne yerel yönetimlerin ne de özel sektörün film festivali yapmaya niyetlenmeyeceklerini çok iyi biliyorum. Bu yüzden de, bu kahramanları alkışlayarak bititiriyorum bu yazıyı. Gelecek yazımızda son günlerde izlediğim festivallerdeki filmlerden söz etmek vadiyle...

Okuyucu Yorumları