- A +

Felsefe sözcüğü Antik Yunanca kökenlidir. Bu sözcük Antik Yunanca’daki “Fileo-sofia” teriminden türemiştir. Bu terimin anlamı da bilgelik sevgisidir. Ancak Felsefe’de söz konusu olan bilgelik herhangi bir bilgelik değildir. Filozoflar tarih boyunca bilgelik adına çeşitli kuramlar ortaya atmışlar ve söz konusu kuramlarını akıl yürütmelerle gerekçelendirmişlerdir.

Felsefe’yi tetikleyen ana unsur merak duygusudur; Felsefe belli bir ölçüde sezgilere de başvurur; ancak Felsefe ağırlıklı olarak düşünsel bir alandır. Felsefe rasyonel bir zihin etkinliğidir ve sorgulayıcı düşünceye dayanır. Epistemoloji (Bilgi Felsefesi), Ontoloji (Varlık Felsefesi), Etik (Ahlak Felsefesi), Siyaset Felsefesi, Din Felsefesi, Bilim Felsefesi, Dil Felsefesi, Zihin Felsefesi, Estetik (Sanat Felsefesi) gibi felsefenin temel alanlarındaki ortak nokta budur. Platon, Aristoteles, Epikuros, Sextus, Augustinus, İbn-Sina, Aquinas, Descartes, Leibniz, Spinoza, Hobbes, Locke, Berkeley, Hume, Kant, Hegel, Nietzsche gibi filozofların ortak noktası budur. 

Oysa günümüzde, hem dünyada hem de Türkiye’de, birçok kişi, Felsefe adı altında, bambaşka işler yapmaktadır. Bu yapılanlara, şarlatanlık demek daha doğru olur. Yapılan iş kendi içinde tek başına şarlatanlık olmasa da, Felsefe olmayan bir şey Felsefe olmak iddiasıyla ortaya çıktığı için, yapılan iş de şarlatanlığa dönüşmektedir. Aynen Astroloji’nin bilim olmak iddiasıyla karşımıza çıkması sonucunda bir şarlatanlığa dönüşmesi gibi.

Felsefe kavramının çarpıtılmasına yol açan bu şarlatanları şöyle özetleyebiliriz:

1)Mistik gelenekleri Felsefe kapsamına alanlar. Özellikle Uzak Doğu’daki, örneğin Hindistan’daki ve Çin’deki mistik gelenekleri Felsefe olarak yutturmaya çalışanlar. Bu çerçevede yoga, reyki, hipnoz ve meditasyon gibi etkinlikleri de Felsefe adı altında sunanlar.

2)Dini, Felsefe kapsamına alanlar. Musevilik, Hıristiyanlık, İslam, Budizm, Hinduizm, Taoculuk, Şintoizm gibi dinleri Felsefe olarak adlandıranlar, Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı Felsefe metni olarak görenler.

3)Felsefe’yi İlahiyat ve Teoloji disiplinine indirgeyenler, Felsefe ile İlahiyat’ı ve Teoloji’yi özdeş görenler, dini dogmaları yüzeysel bir yolla rasyonelleştirmeyi felsefe yapmak sananlar.

4)Felsefe adı altında, ”mutlu olmanın on yolu” veya “bir şeyi çok iste olsun” veya “pozitif enerji ver, sorun çözülsün” gibi söylemlerle mutluluk avcılığı ve mutluluk ticareti yapanlar, insanların bunalımlarını suistimal edenler. Bu çerçevede “Kuantum” olarak adlandırılan saçmalığı da Felsefe olarak sunanlar.

5)Felsefe sözcüğünü reklamlarında, yayınlarında, yazışmalarında, konuşmalarında hoyratça kullanan şirketler, holdingler, bankalar; örneğin “bankamızın felsefesi” veya “patronumuzun felsefesi” diye cümleye başlayanlar.

6)Her felsefenin bir düşünce içerdiğini ancak her düşüncenin bir felsefe içermediğini anlamayanlar, her düşünceyi Felsefe sananlar. Örneğin Psikoloji, Sosyoloji, Antropoloji, Siyaset Bilimi gibi sosyal bilimleri veya Edebiyat gibi sanat alanlarını Felsefe ile özdeşleştirenler, Felsefe’nin bu alanlarla nasıl kesiştiğini ortaya koymak yerine, tüm bu alanları Felsefe kategorisi altında genelleyenler.

7)Her isteyenin felsefe yapabileceğini, fazla emek harcamadan ve özel yeteneklere sahip olmadan da filozof olunabileceğini sananlar, Felsefe alanında ciddi bir eğitim alınmadan da, birkaç kitap yayınlayarak ve/veya orada burada konuşarak filozof olunabileceğini düşünenler, bilmediğini bilmeyenler, yayıncı dostları sayesinde felsefeci veya filozof mertebesine atlamaya çalışanlar.

8)Hiçbir Felsefe eğitimi almadıkları halde, Felsefe için emek harcamış, Felsefe uğruna bedel ödemiş kişilere, konferanslarda, sempozyumlarda, atölye çalışmalarında vs haddini bildirmeye çalışanlar, öğrenmek yerine, kulaktan dolma ve/veya ikinci el kaynak kökenli sözlerle, işin uzmanlarına ders vermeye çalışanlar, “bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp” biçimindeki muhteşem atasözümüzün önemini kavrayamayanlar.

İşte tüm bunlar Felsefe’ye büyük zarar vermektedir. Türkiye’de de Felsefe’yi gerileten, sadece, Felsefe’nin hakkını vermeyen, Felsefe’yi baskı altında tutan, eğitim sisteminde Felsefe’ye yeterince yer vermeyen siyasi iktidarlar değildir. Felsefe etiketini kullanarak şarlatanlık yapanlar da, Felsefe’ye en büyük kötülüğü yapmaktadırlar.

Bu durumun aşılması için, Türkiye’deki gerçek felsefecilere büyük sorumluluklar ve görevler düşmektedir. Felsefe’ye ihanet edenler mutlaka deşifre edilmelidir. Bu etkin bir biçimde yapılırsa, bilgelik sevgisi yönündeki zorlu mücadelede, yolun yarısını kat etmiş oluruz.

Milattan Önce 7. Yüzyılda Batı Anadolu’da doğan Felsefe’ye kötülük yerine iyilik yapmak zamanı artık gelmiş olmalı. Bizans’ın ve Osmanlı’nın Anadolu’da felsefeyi boğması sonucunda düştüğümüz bu halleri, yaklaşık 1800 yıllık bir aradan sonra, hiç olmazsa Cumhuriyet döneminde aşmamız gerekir.


 

Okuyucu Yorumları