- A +

Eğitim, tek tip insan yetiştirilen kurumun adı değildir, tam tersine eğitim hepimizi ömür boyu süren bir anlayışın içerisinde yarınlara hazırlayan mekanizmadır. Burada belirleyici olan ise hiç kuşkusuz evrensel ölçüler içerisinde bilginin, kuşaklar boyunca aktarılmasını sağlayacak yol ve yöntemin öğretilmesidir. Geçmişte olduğundan daha fazla binaya, dersliğe, öğretmene, araç gerece vb. sahibiz buna karşın daha kaliteli, daha başarılı, dünya ile daha fazla entegre çocuklar yetiştiremiyoruz. Üstelik ülke içerisindeki ayrışmaların en fazla yansıtıldığı ve üzerinde en çok tartışmaların yapıldığı alan olarak eğitim sistemi/sistemsizliği ile karşı karşıya bırakılıyoruz.

Eğitim, her ne kadar modern dönem ile birlikte bambaşka bir pozisyona oturtulmuş olsa da, klasik eğitim anlayışı da modern eğitim anlayışı da gelenek temeli üzerinde yükselmektedirler. Bu yüzden de ülkelerinin çocuklarını yetiştirmek isteyen bütün gelişmiş ülkeler, benzer saikler üzerinden geçmiş ile geleceği harmanlayacak anlayışları hayata geçirmeyi sürdürmektedirler. Son iki yüz yıl boyunca sürekli olarak arafta kalma hali içerisinde yaşayan bir anlayışın çocukları olarak, eğitim ile olan ilişkimiz de hep ikircikli bir temel üzerinden yürümüştür/yürümeye devam etmektedir. Kendi gibi olamama buna karşın olmayı hedeflediği gibi yapamama hali içerisinde kıstırılıp kalan bir ruh halindeyiz.

Eğitim ve eğitim sistemi içerisinde bütün yapıp ettiklerimiz aslında bir ayna gibi bizi, bize gösteriyor. Ancak ortada var olan bu aynaya her baktığımızda gördüğümüz kendi gerçekliğimiz değil, çünkü kusurlu bir aynadan kendimize bakıyoruz. Eğitimden beklediklerimiz her geçen gün biraz daha kayboluyor, buna karşın geçmişte olduğundan daha farklı olarak hem kendimize hem de çevremizdekilere duyduğumuz öfke ve şüphenin dozajı da giderek artıyor.

Eğitimden beklediklerimiz her geçen gün biraz daha kayboluyor, buna karşın geçmişte olduğundan daha farklı olarak hem kendimize hem de çevremizdekilere duyduğumuz öfke ve şüphenin dozajı da giderek artıyor. Artık eğitim sistemimiz, iyi insan, iyi vatandaş, iyi birer birey olma yolunda bizleri kuvvetli bir şekilde hayata hazırlayamıyor! Tam tersine hayata dair beklentilerimiz karşısında rahmetli hocam Prof.Dr. Nuri Bilgin’in sık sık söylediği; ‘Eğitim Acı Çekmektir’ sözüyle eğitim meyvesi ile tanışanları daha zor bir hayatın ortasına bırakıveriyor.

Eğitim, her ne kadar kendi ideolojik pozisyonlarınızı ortaya koymak suretiyle geniş kitlelerle buluşmanıza vesile olsa da aynı zamanda geleceğe dönük getirileri nedeniyle tüm ülkenin yarınlarını belirlediği için dar kalıplar içerisine sokulması sakıncalı olan bir alandır da. Çünkü burayı biçimlendirme girişimlerinizde yaşanacak her türlü başarısızlığın faturası sadece belirli bir dönem iktidarda olanlara kesilmeyecektir. Aynı zamanda tüm ülkenin geleceğine de ipotek koymanın bir başka adı olarak tarihteki yerini alacaktır.

İşte bu yüzden eğitimi siyasallaştırmaktan ve ideolojik bakış açılarının egemenliğine terk etmekten çok öte bir yaklaşımla davranmak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Nasıl bir ülke ve nasıl bir gelecek hedeflediğiniz meselesi geçmişte olduğundan çok daha yakıcı bir soru veyahut sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu soruya/soruna yanıt verirken dar kalıplar içerisine sıkışmış bir ideolojik anlayışla hareket ettiğimiz sürece, hepimiz bundan zarar göreceğiz demektir.

Eğitim sistemimiz her aşamada kan kaybediyor sadece ilkokullarda, orta öğretimde veya lisede değil üniversite ve lisansüstü aşamalarında da sıkıntı giderek büyümekte. Aşağıdan gelen öğrenci kalitesi ve öğrenim düzeyi düşüyor, bunun yanında eğitime atfedilen önemde de büyük bir erezyon söz konusu. Bir zamanların ‘oku adam ol’ cümleleri günümüz açısından çok da bir şey ifade etmemekte, hatta okumanın zaman kaybı ve gereksiz olduğunu ortaya koyan gelişmelerle de karşı karşıyayız.

Öğretmenlerin verdikleri derslerin yanı sıra çocuklarımızın hayatlarında birer rol model olma vasıflarını kaybetmeleri 1980’lerin sonuna rastlamaktadır. O günden bu yana artık çocuklar, gençler açısından öğretmen ve öğretmenlik mesleği tercih nedeni olmaktan çıkartılmıştır. Oysa öğretmenlere değişen koşullara ayak uydurabilmek için de ihtiyacımız bulunuyor ve buna dönük bir eğitim politikamız olmadığı için de hem öğretmenler hem öğretmenlik mesleği hem de öğrencilerimiz bundan büyük bir zarar görmeye devam ediyorlar.

Öğretmenlerin rol modeli olma durumu ortadan kalkmamıştır. Hatta tam tersine günümüzde çok daha fazla önem kazanmıştır. Bu açıdan öğretmenlerin yaptıkları iş’e yabancılaşmaları hem kendilerine hem de öğrencilerine yabancılaşmalarını beraberinde getirmektedir. Yaptığı işten keyif aldığını söyleyen öğretmen sayısının azalması dikkat çekicidir. Bir ülkenin yaşadığı erezyonun en açık ve en uzun periyotta kendisini hissettireceği alan eğitimdir. Eğitimdeki çöküş çok daha dramatik bir sürecin önünü açacaktır.

Öğrencilerin sorun haline dönüştürülmeleri, büyük problemlerimizden bir tanesidir. Asıl problem kaynağımız ise öğrenciler değildir. Başta veliler, öğretmenler, okul idaresi ve ülkenin eğitim sistemi olmak üzere asıl bunların üzerinde durmamız gerekmektedir ve en son öğrencilere yoğunlaşmamız gerekirken, her defasında öğrenciler üzerinden sistemi temize çekmeye çalışıyor ve daha fazla yanlışa gömülüyoruz.

Teknolojinin hayatlarımızı değiştirmesi hepimizi olduğu gibi okulları ve öğretmenleri de derinden etkiledi. Yeni koşullara ayak uydurabilmek için okullarımız şekil değiştirmeye başladılar, öğretmenlerimiz ise derslerini buna göre ayarlamaya başladılar. Tabii burada okulun, çocukların/gençlerin gözündeki yeri de değişmeye ve yarattığı etki de azalmaya başladı. Derslerde öğretilenlerin aynısını hatta daha fazlasını evindeki bilgisayardan öğrenen öğrenciler açısından hem dersler hem de okul ve tabii ki öğretmenin konumu da farklılaştı.

Bugünlerde ders saatlerinin süresinin kısalmasını, müfredatların yeniden gözden geçirilmesini konuşmaya devam ediyoruz. Ama bütün bu ve bunun gibi şekilsel düzenlemeler asıl öğretme sorunumuzu ortadan kaldırmaya yarayabilecek uygulamalar değildir. Eğitimi ve öğretimi gerçek anlamda bir araya getiremediğimiz ve öğretmenlerimizi de bu açıdan yeniden devreye sokamadığımız sürece, eğitim sistemimizle öğretmenlerimiz daima tartışılacaktır.

Öğretmenlerimizin ayaklarındaki prangaları kıramadığımız ve onları özgürleştirecek eğitim seferberliğini başlatamadığımız sürece ne arzu ettiğimiz ülkelerle yarışabilir potansiyele sahip çocuklar yetiştirebilir ne de geleceğe güvenle bakabiliriz. Öğretmeyi ve öğretmeni yeniden toplumsal hayatın içerisinde kabul gören bir statüye yükseltmek durumundayız. Bu sadece maddi unsurlarla olabilecek bir durum da değildir aynı zamanda saygı duyulan ve sevilen bir mesleği hamaset edebiyatının dışında bir yerlerde gerçeklik duygusu ile yeniden inşa etmeliyiz.

Eğitim alanında devrim yapma sevdası yerine eğitimin evrimini tamamlamasının önünü açmak durumundayız. Bunun yolu ise eğitimi işlevsel hale getirecek adımları atmaktan ve dünyaya entegre olabilecek bireyleri hayata hazırlamaktan geçecektir. Var olan sistemsizliğimiz çocuklarımızı/gençlerimizi uzun saatler boyunca okulda tutarken burada hayatları boyunca kullanmayacakları bilgiler ile kafalarını doldurmanın ötesine geçmiyor.  Okullar destekleyici, koruyucu bir sosyal çevre oluşturmadıkça, hayattan korkmayı değil hayatı sevmeyi öğretmedikçe, başarısızlıktan korkmak yerine güçlüklerle mücadeleyi benimsetmedikçe çocuk ve gençlerimiz depresyona yatkın olacaklardır...

Okuyucu Yorumları