- A +

Bir büyük futbol organizasyonunun daha sonuna doğru yaklaşıyoruz. Önümüzdeki hafta Pazar günü finalde kimin kazanacağını öğreneceğiz. Ancak oraya gelinceye kadar bu dünya kupasının öncekilerden daha farklı bir seyir izlediğinin altını çizmemiz gerekiyor. Daha en başından İtalya ve Hollanda gibi dışarda kalan ekiplerin ardından turnuva için favori olarak nitelendirilenlerin birer birer evlerine gittiği bir turnuva izliyoruz. Önce Almanya ardından Portekiz, İspanya ve Arjantin kupaya veda ettiler. İşin ilginç yönü bu takımların aynı zamanda dünya kupasının önde gelen yıldızlarının önemli bir kısmını da bünyelerinde barındırıyor olmalarıydı.

Bir başka şekilde söyleyecek olursak futbol dünyasının Messi veya Ronaldo üzerinden beklediği kupa kazanma arzusu da yerine gelememiş oldu. Sürpriz olarak nitelendirilecek takımların başında son sekiz takım arasına kaldığı için Rusya’nın geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü üst üste iki Avrupa şampiyonası ve bir dünya kupası kazanan İspanya’yı penaltılarla elemeyi başardılar. İkinci tur karşılaşmaları içerisinde tahminimin gerçekleşmediği tek takım Rusya olmakla birlikte kendilerinin oynadıkları istekli futbolla bunu İspanya’dan daha fazla hak ettiklerini de belirtmeliyim.

Oynanan sekiz karşılaşma içerisinde belki de en dramatik olanı Belçika ile Japonya arasında oynanan karşılaşmaydı. Japonya’nın galip gelmesi ve bir üst tura çıkması ihtimali pek kabul görmüyordu buna karşın ikinci yarının hemen başında dört dakika içerisinde attıkları iki gol ile bambaşka bir maç izlememize vesile oldular. Biraz şanssızlık biraz da tecrübesizliklerinin kurbanı olarak maçı uzatmaya götüremediler ve turnuvaya veda ettiler. Ancak her seferinde oynadıkları futbolun üzerine biraz daha fazla katmayı sürdürdüklerini de dünya futbol kamuoyuna gösterdiler. Öte yandan Japon taraftarların maç bitiminde stadyumdaki tribünleri temizlemeleri ve Japon futbolcuların soyunma odasını temizleyip, toparladıktan sonra Rusça teşekkür yazısı ile veda etmeleri de müthiş bir jest olarak tarihe geçti.

2018 Dünya Kupası'nda dikkat çeken iki önemli unsur üzerinde durmalıyız. Bunlardan ilki bundan önceki dünya kupalarının aksine bu dünya kupasının bütün karşılaşmalarının kapalı gişe oynanıyor olmasıdır. Tribünler son derece canlı ve renkli görüntüler içeriyor, FİFA’nın maçları oynanan takımların eski yıldızlarını tribünlerde ağırlaması ve onların sık sık gösterilmesi de güzel bir ayrıntı olarak not edilmeli. İkinci önemli husus ise maçlarda şu ana kadar saha içerisinde futbolcular arasında sorun yaşanmamasıdır. Görülen kırmızı kartların ikinci sarı kart üzerinden gerçekleşmesi ve kasti sertliğin minimum seviyelerde olması sevindiricidir. Buna karşın futbolcuların özellikle pozisyon tekrarları için hakemle sık sık diyalog içerisine girmesi ise sıkıntı yaratmaktadır.

Video Yardımcı Hakem Uygulaması'nın pozisyonların tekrarları için gündeme taşınması ve futbolcuların, teknik heyetin sık sık ekran işareti ile hakemleri uyarmaları dikkat çekicidir. Bundan sonra futbol sahalarında olup bitenler hususunda teknolojinin daha ön planda tutulduğu bir evreye hızla ilerlemek durumunda kalacağız. Şu an yaşadıklarımız henüz başlangıç aşamasını teşkil ediyor, önümüzdeki süreç içerisinde kartlardan tutun yapılan faullere kadar her aşamada bu yeni yapı kendisini hissettirecektir. Bu durumu olumlu bulanlar olabilir ancak ben kendi adıma yine de söz konusu sürecin futbolun ilerleyen evrelerinde yapısının tamamen değiştireceğini düşünenlerdenim. Ve burada da daha güçlü, etkili ve yıldızlara sahip olan takımların rating, sponsorluklar ve izlenme oranları uğruna kollanabileceği gerçeğinin altını çizmek durumundayım.

Uruguay-Fransa, Brezilya-Belçika, İsveç-İngiltere ve Rusya-Hırvatistan karşılaşmaları sonucunda yarı finalistlerin kimler olduğunu öğreneceğiz. Umarım keyifli, bol gollü ve futbol dolu dört karşılaşma izleyebiliriz. Aslında çok ilginç eşleşmelere sahne olacak çeyrek final karşılaşmaları ile karşı karşıyayız. Çünkü dört karşılaşma için de favoriler kadar favori olmayanların da şansının olduğu karşılaşmalara tanıklık edebiliriz. Kupa kuralarının çekiminde başlayan eşitsizliğin burada da sürdüğünü görmekteyiz. Kupada finale çıkmak isteyen ilk dört takım yani Uruguay, Fransa, Brezilya ve Belçika’nın çeyrek ve yarı finaldeki işi, geri kalan dört takıma oranla çok daha zor olacaktır. Gerçi kupayı almak istiyorsanız kolaya zora bakmadan yolunuza devam etmek zorundasınız.

Her kupa yazısında olduğu gibi son bir paragrafı da yine kendi ülkemize ve milli takımımıza açmanın tam zamanıdır. Milli takımımız ve futbolcularımız ne kadar büyük bir fırsatı heba ettiklerinin ve gerek kendi değerlerini gerekse de ülke futbol takımının değerini ne kadar yükseltebilme olanağını yitirdiklerinin acaba farkında mıdırlar? Sürekli olarak kendi kendimizle uğraşmak suretiyle, asıl bütünlüğü nasıl kaçırmakta olduğumuzu şimdi daha iyi anlıyoruz. Futbolun marka değerine vurgu yapmak veya Avrupa’nın en iyi altıncı ligi olmakla övünmekle iş bitmiyor. Asıl mücadele bu büyük organizasyonların içerisinde olabilmek ve orada başarılı olmaktan geçiyor.

Futbolu, takımlar üzerinden veya sonuçlarla ilişkili olarak değil bütüncül bir tarzda ve ülkenin futbol dışındaki alanlarıyla düşünmeye başladığımız zaman işler değişecektir. Küresel bir oyunu sürekli olarak yerelin içerisine tıkıştırmaya ve oradaki küçük mücadelelerin içerisine hapsetmeye çalışıyoruz. Buna karşın zaman ve mekan anlamında hem futbol hem de futbol ile birlikte bakış açıları değişiyor. Ne yazık ki biz bu değişimi okuyamıyor ve yapılması gerekenleri yapmak yerine her defasında tıpkı hayatlarımızın diğer alanlarında yapmış olduğumuz gibi başkalarını suçlamak suretiyle kendimizi temize çıkarttığımızı sanıyoruz.

Okuyucu Yorumları