- A +

Tarih 26 Haziran 1970.

Beyaz mont giyinmiş, gözlüklü bir adam Paris’in bulvarlarında yürümektedir.

Paris’in sokakları gridir. Kolunda bir gazete demeti taşımaktadır. Onun, sakin ama hızlı adımlarına başkaları da eşlik etmektedir. Taşıdığı La Cause du Peuple (Halkın Davası) gazetelerinden gelene geçene uzatmaktadır.

O ve arkadaşları, gazete dağıtımı yapmaktadırlar. Elindeki gazete demetinden gelene geçene dağıtan Fransız filozofu Jean Paul Sarte’dan başkası değildir. Yanındaki ise diğer bir Fransız yazar ve feminist filozof Simone de Beauvoir’dır.

Paris ona alışacaktır. Kâh sokakta bildiri dağıtırken, kâh bir aracın kaportasının üzerinde konuşma yaparken, kâh da bir polis zırhlısının mazgalları arasından gazetecilere demeç verirken.

O ve arkadaşları, Fransız sömürgecilerinin Cezayir’de yürüttüğü savaşa ve soykırıma karşı çıkmaktadırlar. Çünkü aydın sorumluluğu bunu gerektirmiştir. Fransız sağı ve egemenleri gözünde ise Sartre bir “vatan haini” dir ve böyle suçlanacaktır.

Birazdan kolluk güçleri gözükecek, Sartre’ı ve beraberindekileri bir polis aracına bindirip götüreceklerdir.

Onlar Paris sokaklarında dağıttıkları bildirilerle, aslında barış için gül dikmektedirler.

Sartre ve Simone de Beauvoir Paris sokaklarında La Cause du peuple gazetesini dağıtırken

Nazım Hikmet; başka bir vatan haini

17 Haziran 1951.

Karadeniz’de bir gemi Bulgaristan’a doğru yol almaktadır. Gemide Türkçenin en büyük şairlerinden Nazım Hikmet bulunmaktadır.

Demokrat Parti döneminin içişleri bakanı Şükrü Sökmen Süer, “Başta Nâzım Hikmet olmak üzere bir takım şairler ve romancılar, sanat kisvesi altında komünist fikir ve inançlarını yaymaya başlamışlardı.” diye aydınları hedef göstermiştir.

Yazar 13 yılını hapislerde geçirmiştir. Hapisten çıkınca 50 yaşında askere almak isterler onu. Öldürüleceği duyumlarını alır, yurt dışına çıkar.

Nazım Hikmet yurttaşlıktan çıkarılmakla kalmaz, “vatan haini” ilan edilir. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi’nin ilk sayfasına resmi basılır. Millet, vatan haininin yüzüne doya doya tükürsünler diye...

Ne çok vatan haini

15 Aralık 2005. Yer, Şişli Adliyesi’nin önü.

Kalabalık arasından fırlayarak arabanın kaportasını yumruklayanlar “vatan haini” diye çığlıklar atmaktadır.

“Türklüğe hakaret ettiği” gerekçesiyle yargılanan, adliyeden çıktığında arabası taşlanan, sonradan Nobel ödülü alacak Orhan Pamuk’tan başkası değildir.

İktidar insanı er geç zehirler. İktidarlar için tehlikeli görülen birçok yazar, aydın, sanatçı, ya da lider, güç sahipleri tarafından yeri gelir “vatan haini” ilan edilirler. Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Mustafa Kemal, Picasso, Einstein, Mikis Teodorakis ve daha niceleri…

15 Mayıs 1984’te Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı’na ve Meclis Başkanlığı’na bir dilekçe verilir.

Ülkede 12 Eylül Askeri darbesinin izleri halen hüküm sürmektedir. 1300 aydın tarafından imzalanan ve tarihe Aydınlar Dilekçesi adıyla geçecek olaydır bu. Ülkenin baskıdan, işkenceden, hukuksuzluktan arındırılarak bir an önce demokrasiye geçiş talep edilmiştir.

Kendini cumhurbaşkanı seçtirmiş olan darbe lideri diktatör Kenan Evren televizyonlardan ünlemekten gecikmez. İmzacıları “vatan haini” ve “ahlak yoksunu” olarak suçlar.

Diktatörün alışkanlığıydı. Darbe sonrası elinin altında olan medya aracılığıyla, grevci işçileri, haklarını arayan öğretmenleri, yazarları ve darbe karşıtlarını hep “vatan haini” olmakla suçlardı.

“Bu suça ortak olmayacağız”

11 Ocak 2016, Türkiye.

Bu sefer, 1128 akademisyenin imzasıyla “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiri yayınlanır. Bildiri, Güneydoğu’da sürmekte olan sokağa çıkma yasakları, çatışma ve operasyonların son bulması için çağrı yapmaktadır. Barış için akademisyenler bildirisi diye geçecektir.

Onlar, barış için adeta gül dikmektedirler.

Oysaki dönem, tek parti iktidarlarını ya da 12 Eylül darbe yıllarını aratmamaktadır. Bildiriye imza atanlar “vatan haini” olarak suçlanmakta gecikmezler.

Barış için dikilmek istenen gül bir kez daha kanatılır. Akademisyenler için cadı avı başlar. Çoğu üniversitelerinden kovulur, unvanları alınır, pasaportları iptal edilir, haklarında davalar açılır. Adeta açlığa mahkûm edilirler.

Bildirinin imzacısı, Türkiye’nin sayılı halk sağlığı uzmanlarından Prof.Dr.Onur Hamzaoğlu tutuklanır, aylarca hapis yatar.

Türk Tabipleri Birliği'nin eski başkanı 79 yaşındaki Prof.Dr.Gençay Gürsoy'a ise bildirideki imzası nedeniyle 2 yıl 3 ay hapis cezası verilir.

Barış için gül dikmenin bir bedeli vardır. Barışa gül dikenler bedelini, kendi devletlerinden aldıkları “hapis madalyasıyla” ödemeye devam ederler.

Aynı bildirinin imzacılarından Prof.Dr.Şebnem Korur Fincancı. Ülkenin sayılı adli tıp uzmanlarından, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı. Bahreyn, Bosna, Yeni Zelanda, Filipinler ve daha birçok ülkede, sivil insan hakları örgütlerinin, ya da BM’nin çalışmalarına katılan, otopsiler, muayeneler yapan, hak ihlallerini belgeleyen bilim insanı…

O da barış için gül dikenlerdendir. Daha geçenlerde, Almanya’da Hessen Barış Ödülü’ne layık görülmüştür. Fincancı, kendi ülkesinde savaşa ve işkenceye karşı olmanın madalyasını 2 yıl 6 ay hapisle alır.

Fincancı Hessen Barış Ödülünü alırken

Kapılarında çiçekleri kalanlar

Tarih 30 Ocak 2018. Ve yine Türkiye.

O gün puslu bir sabaha uyanmıştır ülke. Polis baskınları vardır; Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Adana'da, Eskişehir'de, Diyarbakır'da ve Van'da... Kimi profesör, kimi doçent, aile hekimi, cerrah, psikiyatrist, pratisyen ya da uzman doktor... Toplam 11 kişi için gözaltı yapılır. Hepsi de mesleğine düşkün, hepsi iyi hekimlik peşinde, hepsi  pırıl pırıl insandır. TTB Merkez Konseyi üyeleridir tamamı.

Sabahın erken vaktinde çevik kuvvet basmıştır kapılarını. Kimini evinden, kimini sağlık ocağından, kimini üniversitesinden, kimini hastanesinden almışlardır. Kimini kelepçeli, kimini kelepçesiz götürmüşlerdir. Sevenleri koşmuş, kapılarına kucak dolusu çiçekler koymuşlardır. Gidenler gitmiş, odaları boş, kapılarında çiçekleri kalmıştır...

Onlar, tarihin en lanetli şeyini istemişlerdir. Yayınladıkları bildiride, "savaş bir halk sağlığı sorunudur" demiş, taammüden barış istemişlerdir…

*  *  *

27 Aralık 2018, Perşembe.

TTB Merkez Konsey üyelerinin mahkemeleri var. Basın açıklamalarında "savaş bir halk sağlığı sorunudur" demekten yargılanacaklar. İddia makamı bütün hünerini kullanmış, dosyaya ek suçlar ilave etmiştir. Delil dosyasında, Cerattepe’ye yapılacak olan maden ile ilgili basın açıklaması metni vardır. Keza, Soma’da ölen 301 madenci ile ilgili açıklama, Aladağ’daki yurt yangınında ölen çocuklarla ilişkin basın bildirisi, Zonguldak maden faciası hakkında duyuru, Merasim Sokak’taki patlamada ölen 37 kişi hakkında yapılan kınama açıklaması…

*  *  *

Bütün dünyada, savaşa karşı, barış için gül dikmek güzel şeydir.

Oysaki ülkemizde, hem iyi hekim olmak, hem de barıştan yana durmak zordur, belalıdır, bedeli vardır.

TTB Merkez konsey üyeleri. 11 duyarlı hekim. Önceliklerinde ne para, ne pul, ne şan ve şöhret vardır. Bütün amaçları halk için iyi hekimlik yapmaktır. Bütün suçları barış için gül dikmektir.

Güzel insanlar dünyanın her yerinde barış için gül dikiyorlar. Onlar da, tıpkı diğerleri gibi barışa gül diktiler. Şimdi ise onlara bedelini ödetmek istiyorlar.

Barış üstümüze olsun.

Barışa gül dikenlerimiz çoğalsın.

Okuyucu Yorumları