Ahlakı iki bacak arasına sıkıştıranlara aşkla cevap verin

- A +

 

Başbakan Erdoğan, bir süredir yapıp ettiklerine tüy dikti. Öyle bir tüy ki en ateşli yandaşları, en yılmaz savunucuları, en belagatli sözcüleri bile tevil yoluna sapmaktan ya da susmaktan başka çare bulamadılar. Ama kimi sözler vardır ki tevil götürmez ve de errrrkek Başbakanımız, tevile kalkışanlara da hoyrat üslubuyla haddini hemen bildirir. Nitekim öyle yaptı, öğrenci yurtlarına, öğrenci evlerine ilişkin kaygı ve düzenlemelerin temelinde, kız ve erkek öğrencilerin bir arada yaşamalarının olduğunu hiçbir yanlış anlamaya meydan vermeyecek şekilde açıkladı; konuyla ilgili soru soran kadın gazeteciye “Farklı bir erkeğin, farklı bir kızla (farklı ne anlama geliyorsa!) aynı yerde kalması uygun mudur sizce?” sorusunu yönelterek, aklı sıra onu ters köşeye sıkıştırdı. “Öğrenci evlerinde, karmakarışık yani, her şey olur... bedeli de yarın ağır olur” dedi, bu sözüyle bana elli yıl önce kaybettiğimiz anneannemi hatırlattı: eve ortalık karardıktan sonra geldiğimizde çok kızar, “Bir genç kadın bu saate kadar sokaklarda kalır mı” diye söylenirdi. Ne olur anneanne, diye sorduğumuzda da “öperler” derdi. Anneannemin “her şey”i öpmekle sınırlıydı, Tayyip Bey’inkinin sınırını bilemem tabii. Yurt dışında düzenlediği basın toplantısında, kendisine devletin özel hayata müdahalesine ilişkin soru yönelten basın mensubuna çok kızdı ve “meşru hayat vardır, gayrimeşru hayat vardır” diyerek kendi ahlak anlayışının altını bir kez daha çizdi. Daha önce de gençlerin, kız-erkek birlikte bir bankta oturup sohbet etmelerini, el ele, kol kola gezmelerini hoş görmediğini çeşitli defalar ifade etmiş, “Bunlar muhafazakâr yapımıza ters, muhafazakâr değerlerimizle uyuşmaz” demişti.

 

Senin muhafazakâr yapın da bana ters Tayyip Bey!

Yapımızın, değerlerimizin uyuşmaması pek doğal ve de çok şükür ki uyuşmuyor. Mesele; iktidardan-devletten aldığın güce dayanarak kendi İslamî muhafazakâr zihniyetinin ahlak anlayışını, yaşam biçimini, değerlerini mutlak doğrular olarak topluma empoze etmeye kalkışmanda. Bu ülkede laik-Kemalist rejimin geniş halk kitlelerine, özellikle de İslamî kesimlere karşı uyguladığı baskıdan, toplumsal mühendislikten en fazla şikâyet eden sen ve senin gibiler değil miydi? Bu şikâyeti, artık dozu ve tadı kaçan bir mağduriyet şemsiyesi altına sığınarak hâlâ silah olarak kullanmıyor musun?

Tayyip Bey’e ve aynı yolun yolcularına bazı şeyler nasıl ters geliyorsa, Erdoğan’ın kişisel özelliklerinin de etkisiyle, onun ağzında ve tarzında büsbütün koyulaşıp pervasızlaşan adını muhafazakârlık koydukları bu zihniyet de bana ters; benim değerlerimle, yaşam tarzımla, ahlak anlayışımla hiç mi hiç uyuşmuyor. Sadece benim değil, bu ülkede yaşayanların büyük kısmının değerleriyle de uyuşmuyor.

 

Yüzde 50 kandırmacasına dikkat!

Dikkat edelim; şu günlerde AKP iktidarının kuyruğu sıkıştıkça başvurduğu yüzde 50 çoğunluk propagandasına neredeyse hepimiz kendimizi kaptırdık. İktidarın antidemokratik adımlarına karşı, özgürlüklerin azınlıkların özgürlüğü anlamına geldiğinden, demokrasilerde azınlığın haklarının korunması gerektiğinden falan söz etmeye başlıyoruz hemen. Demokrasiyi kelle hesabına indirgeme yanılgısı bir yana, 50’nin 100’ün yarısı olduğunu; AKP zihniyetini destekleyen bir yüzde 50 varsa, desteklemeyen ve şiddetle karşı olan bir yüzde 50 bulunduğunu, yani toplam muhalefetin marjinal olmadığını, eşit ağırlıklı olduğunu neden unutuyoruz?

Siyasal, ideolojik tercihlerden söz etmiyorum; AKP’nin karşısındaki yüzde 50, birbirinden çok farklı, hatta birbirine hasım siyasî kesimlerden olabilir, ama yaşam biçimi tercihlerinde, ahlakî referanslarında Müslüman muhafazakâr değerleri benimsediklerini kimse iddia edemez. Bu ülkede en az 25 milyon Kürt ve Alevî var, Batılı yaşam biçimini benimsemiş, Sünnî muhafazakârlığı hazmetmeyecek milyonlarca laik kişi ve bu kültürün yüz yıllık kökleri var, Gezi’ye damgasını vuran, henüz hiçbirimizin tam anlayıp tanımlayamadığı bir genç kuşak var.

Tayyip’giller kendi muhafazakâr anlayış ve değerlerini korumakta, yaşamakta özgürdürler. Kendi çocuklarını kendi değerlerine, kendi inanç ve zihniyetlerine göre yetiştirmekte özgürdürler. Ama benim yaşamıma, benim ahlakî değerlerime, benim özgürlüğüme karışmaya, daha da ötesi tecavüze yeltendiklerinde, yüzde 50 değil yüzde 99 da olsa arkalarında, sadece yetki gaspında bulunmuş değil anayasal suç işlemiş olurlar.

 

Gelelim şu genel ahlak meselesine

Konu heyecanlı ya... ağzı olan konuşuyor, kalemi olan da benim gibi yazıyor. AKP’den yükselen ve Tayyip Bey’i doğrulamaya çalışan seslerden en çok duyduğumuz, okuduğumuz şu: “Bu ülkenin yüzde 90’ı muhafazakâr değerlere sahiptir. Hiçbir aile kızlı erkekli yaşamı kabullenmez.” Tekrarlana tekrarlana toplumun inandırıldığı bu klişede muhafazakârlık bir kez daha kadın ve cinsellik üzerinden tarif ediliyor.

Kadın erkek ayrımını toplumsal yaşam düsturu olarak benimsemiş, kadının eşitsizliği ve erkeğe tâbiyeti anlayışı üzerine kurulmuş, kadın cinselliğini tabu ve ahlaksızlık sayan bir zihniyetin iki bacak arasına sıkışmış eril ve ikiyüzlü ahlak yalanının “genel ahlak” diye yutturulması, sadece İslamî muhafazakârlığın değil her türlü muhafazakârlığın dayanaklarından biridir. Daha açık söyleyecek olursam, genel ahlak denilen şey, özünde erkek iktidarının özel ahlaksızlığından ibarettir ve asıl kadınları vurur. Ahlakı kadından ve cinsellik saplantısından kurtarmadıkça toplumun gerçekten ahlaklı olması mümkün değildir. Çocukların ırzına geçmekten enseste, namus cinayetlerinden kişi haysiyetine saldırılara kadar bütün ahlaksızlıklar genel ahlak yalanına sığınılarak icra edilmektedir.

 

Yine, yeniden gençlik düşmanlığı

Muhafazakârlığın ve otoriterliğin her türü gençlikten korkar ve gençlik düşmanıdır. Gençler potansiyel suçludur, ahlaksızlığı eğilimlidirler, teröre yatkındırlar, dizginlenmeli, zaptı rapt altına alınmalıdırlar. Tayyip Bey’e ve yandaşlarına haksızlık etmeyelim; darbe dönemlerinde, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın muktedirleri de gençliği hizaya getirmekte, gençlerin kaldığı evleri basmakta, kızlı erkekli yaşamlara müdahalede, bekâret kontrollerinde, halkı gençliğe karşı tahrik etmekte Müslüman muhafazakârlardan geri kalmazlardı.

Başbakan’ın muhafazakâr ahlak anlayışının veciz bir dışavurumu olan son tartışma, gençlik korkusu ve gençlik düşmanlığının yeni salvosu oldu. Daha çok genç kızlar, genç kadınlar üzerinden yürüse de, anında devreye giren o çok bildik terörist ithamı ile pekiştirildi. “Fuhuş”, “zina”, “terör örgütlerinin kullandığı ajanlar” gibi sözcükler genç öğrenci kızlara vicdansızca atfedildi. Üniversite gençliği; ahlak zaptiyesi olmaya teşne muhafazakâr kesimlere potansiyel fahişeler, gayrimeşru hayat yaşayan unsurlar, terör örgütlerinin ağına düşmüş terörist militanlar olarak gösterildi. “Nerede, hangi hanede, hangi mekânda kızlı erkekli gençlik grubu görürsen, aman ha! orada bir kötülük olabilir”i vaaz eden kadim devlet zihniyeti, bu defa Müslüman muhafazakâr sosla servise kondu. Bir bakıma iyi de oldu; en azından Tayyip Bey muhafazakârlığının özü ortaya çıktı. Genel ahlak riyakârlığını, özel yaşamın mutlak dokunulmazlığı kavramını, kadın düşmanlığını bir kere daha tartışma fırsatı bulduk. Ve muhafazakârlığın ayıplı saydığı o sözcük: SEVİŞME sözcüğü hak ettiği doğallığı, yaygınlığı ve saygınlığı kazanmaya başladı.

Özgürce yaşayın, sevişin, barışın gençler! 

Aşk insanın kendisini aşmasını, yücelmesini sağlayan en güzel, en yaratıcı duygudur. 68’i önceleyen barışçı gençlik ve özgürlük hareketinin en güzel sloganlarından biri: “Savaşma, seviş” idi. Tam da bu sloganı hayata geçirmenin zamanı işte. Mahremiyeti sergilemekten, başkalarını rahatsız etmekten söz etmiyorum; ama iki gencin birbirine sevgiyle sokulması, birbirlerine sevgiyle bakmaları, çevreye yaydıkları barış ve sevgi atmosferi bana hep umut verir. Gençlikte yaşanan aşklar bambaşkadır, nasıl biterse bitsin yaşayanları zenginleştirir, güzelleştirir. O duyguları o yoğunlukta ve saflıkta bir daha yaşayamazsınız.

Son günlerde iyice yoğunlaşan gençlik düşmanlığına karşı, taştan, sopadan, molotoftan çok daha güçlü bir silah, çok daha sağlam bir barikat var elinizde: Aşk... Bakın ne kadar korkuyor muhafazakâr muktedirler sevişmenizden, barışmanızdan.

Meydanları, sokakları kızlı-erkekli sevgililerinizle, arkadaşlarınızla doldurun. Sevginizle, dostluğunuzla, aşkınızla kafa tutun erkek egemen muhafazakârlığın riyakâr ahlakçılığına. Epeyce deneyimli bir yaşlı teyze olarak benden söylemesi; aşkı, sevgiyi, sevişmeyi ıskalamayın. Aşk özgürleştirir, gençlerin özgürce yaşaması, sevişmesi muhafazakârlık kalelerinin duvarlarında gedikler açar.    

 

Okuyucu Yorumları