- A +

Mustafa Ceceli ile birlikte aslında her dönem gayet iyi bildiğimiz buna karşın kendimize bile söylemekten imtina ettiğimiz ahlak bekçiliği meselemiz bir kez daha depreşti. Eski karısı Sinem Gedik ile İntizar’ın ev içerisindeki görüntülerinin medyaya servis edilmesi sonrasında iki insanın arasında olup bitenler bir anda tüm ülkenin üzerinde konuştuğu bir konu haline dönüşüverdi. Çocuğunun velayeti ile ilgili olarak eski karısının yaşadığı ilişkiyi öne çıkartan bir eski koca ve yatak odasına kamera konulmak suretiyle ‘özel’ hayatı genelin önüne serilen iki kadın.

Ahlak kavramını sürekli olarak namus üzerinden üreten ve bunu yaparken de kendisini temize çekmeyi unutmayan bir yaklaşımın varisleriyiz hepimiz. İş böyle olunca da dönüp dolaşıp erkek ve kadının yaptıkları veyahut yapmadıkları üzerinden hesap kesme ile sonuca ulaşıveriyoruz. Tabii ki burada elimizden altında kullandığımız bir takım çerçevelerimiz bulunuyor ve bunlara göre ortaya konulan olay veya olaylar üzerinden tüm bir hayatı/hayatları bir anda tepe taklak edebilme yetkisini kendimizde bulabiliyoruz.

Bireyin her daim önce ailede daha sonra gruplarda ve toplumsal hayatın içerisinde kaybolduğu bir kültürden geliyoruz. Bu anlayış ne kadar hayır desek de öyle ya da böyle bir biçimde hepimizin hayatlarını genelleştirecek bir yapılanmayı hayatlarımıza dayatıyor. Elalem ne der veya ne düşünür? Anlayışı ile büyüyen ve buna göre bütün hayatını şekillendirmek zorunda bırakılan başta kadınlar olmak üzere erkekler de, tüm davranışlarında bir biçimde mahalle baskısının içerisinde eziliyorlar. Burada kadınların işinin erkeklerden çok daha zor olduğunu söylemeye bile gerek yok! Öte yandan erkeklerin de bu dişlinin arasında ezildiği gerçeğini de unutmamalıyız.

Hayatı ve tüm olup bitenleri kadının iffeti ile açıklamak ve bunun üzerinden tüm hayatı kuşatmak gibi bir derdimiz var. Bu uğurda yapmayacağımız şey olmadığı gibi yapmamamız gereken onlarca şeyi de yaptığımızı söylemek zorundayız. İşte tam bu noktada eril dil ve eril bakış açısı ataerkil söylem ile birlikte dolaşıma sokuluyor. Erkeğin bir başka kadınla ilişkiye geçmesi ‘elinin kiri’ olarak değerlendirilirken kadının aynı şeyi yapması ‘namus cinayeti’ için hafifletici sebep olarak görülüyor.

Aslında bu öylesine büyük bir kandırmacanın önünü de açıyor ki, hepimiz kendi gibi olamamanın ezikliği altında bizim için öngörülen hayatları yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Otururken frikik vermemek için uğraşan kızlar kadar sokakta yürürken delikanlı olduğunu göstermek durumunda bırakılan erkekler de aynı cenderenin içerisinde ömürlerini törpülemek durumunda kalıyorlar. Bir tarafın sürekli olarak tedirgin bir ruh hali içerisinde yaşamak zorunda kaldığı buna karşın erkekleri daha küçük yaştan itibaren öcü olarak öğretildiği bir yaşamın içerisinde bırakılmasını sorgulamak durumundayız. Öte yandan olayın diğer tarafındakilerin de kızı, kadını insan olarak görmeden yine bir takım kalıp yargılar üzerinden büyümeye zorlandıkları gerçeğini es geçmemeliyiz.

Bireyi öne çıkartamadığımız ve onun önemini toplumsal hayat içerisinde kökleştiremediğimiz sürece kişisel tercihlerin öne çıkartılması kadar bu tercihlere saygı gösterilmesi de kolay olmayacaktır. Söz konusu olan bu olayın içerisinde de her şeyin yine dönüp dolaşıp kadın ve namus ilişkisi üzerinden yorumlanıyor olması bile işimizin ne kadar zor ve çetrefilli olduğunu ortaya koymaktadır. Tabii bir de olayın içerisinde çocuğunun velayeti için bunu yaptığını iddia eden halbuki bu yapılanla birlikte çocuğuna büyük bir zarar veren bir baba figürü ile de karşı karşıyayız.

Bir kişinin kadın veya erkek ayrımı yapılmadan mahrem alanına girildiği ve oradan görüntülerin temin edildiğini ardından da söz konusu görüntülerin medyaya sızdırıldığı gerçeği içinde yaşadığımız dönemdeki ahlak bekçiliğimizin ne düzeylere geldiğini gözler önüne seriyor. Sık sık medyaya yansıyan taciz, tecavüz haberlerinde kameraya, cep telefonlarına çekimlerin yapıldığını ve bu görüntülerin şantaj, tehdit amaçlı olarak kullanıldığı haberlerini görüyoruz. Bir zamanların dedikodu mekanizması ve oradan üretilen namussuzluk ifadeleri özellikle dul kadınların ve yalnız yaşayan kadınların kabusu iken içinde yaşadığımız dönemde bu kez gizli çekim görüntüler aynı amaç için kullanılıyor.

Kalıplaşmış ve gittikçe tuhaflaşan ahlak takıntımız sonrasında hayatı olağan akışının ötesinde bir yerlere namus adı altında sakat bir yaklaşımı oturtuverdik. Ne yazık ki bu anlayışın içerisini de kılık kıyafetten tutun da konuşma, gülme, yürüme gibi tamamen afaki ve ne anlama geldiği anlaşılmaz gerekçeler ile doldurduk. Böyle olunca da otobüse mini etekli kadın bindiğinde şoförün kaza yapmasına yol açar diyebilecek kadar uçlara gidebildik. Benzer durum akşam sokağa çıktığında veya spor yapmak için yürüyüş yaptığında kadınların tacize uğraması için yeterli gerekçe olarak görüldü!

Her şeyimiz öylesine tuhaf bir ritim içerisinde vuku buluyor ki, bir taraftan ahlak bekçiliğimiz sürüp gidiyor öte taraftan tecavüzler, ensestler ve kadın cinayetlerimiz hız kesmiyor buna karşın eylemleri yapanlar hafifletici gerekçelerle cezai indirimlere uğruyorlar. Yapılanları öğrenen toplumun en büyük beklentisi ise bu işleri yapanların gerçek anlamda cezalarının hapishanelerde verilmesi.

Toplumsal hayatın kuralları kadar hukuksal kuralların ve normların birlikte yürümesi son derece önemlidir. Ahlak sadece kadınların veya ailenin namusu üzerinden anlaşılabilecek ve bununla yorumlanabilecek bir kavram değildir. Ahlaklı insan olmak hayatın bütününde hem toplumsal hayatın getirdiği kurallara, normlara uymak hem de iyi, saygılı, nazik, kibar ve yardımsever bir kişi olma anlamına da gelmektedir. Hayatlarımızı birbirimizin hayatlarını kontrol altında tutmak suretiyle zehir etmek yerine birbirimize saygı ve sevgi göstererek daha yaşanabilir bir hale getirebilmek için çaba göstermeliyiz.

Adamlık veya kadınlıktan ziyade insanlık, insan olmanın öne çıkartıldığı ve bu çerçevede saygının başköşeye oturtulduğu bir yaklaşıma ihtiyacımız bulunuyor. Kimin ne kadar ahlaklı olup olmadığının kararını verebilme mercileri hiç birimiz değiliz. Kişinin kendi vicdanı ile sorumluluklarının ötesine hiç birimiz geçemeyiz. O yüzden de ahlak bekçiliği meselesi kısa erimli tatmin duygusundan öteye geçemeyeceği gibi ruhlarımızın kirlenmesine ve kötülük meyvesinden tatmamıza bir adım daha yaklaşmamıza yol açacaktır.

Okuyucu Yorumları