- A +

Dokuz yıl önceydi. Yarı iş, yarı tatil ve epey uzaklardaydım. Mısır’da, Kefren piramidinin önündeyken telefon çaldı. Doğan Akın.

- Abi bir internet gazetesi çıkarıyoruz. Varsın değil mi ?

Heyecanlandım. Piramide de, baş tanrı Oziris’e de boş verdim. Yanımdakilere “Galiba benim geziyi burada kesip İstanbul’a dönmem gerekiyor” diye çocuksu bir şeyler söyledim. Dalga geçtiler. “Ulan zaten gezinin sonuna geldik. İki gün sonra dönüyoruz. Senin internet gazetesi iki gün bekler, merak etme” dediler.

Nasıl heyecanlanmam?

Mesleğimizi ciddiye alanlar arasında kağıda basılı gazetelerin ömürlerini tamamlamak üzere olduğunda görüş birliğine varıldığı, ancak cenazelerinin ne zaman kalkacağı üstüne “ömür biçme” tartışmalarının başladığı günlerdi.

20. yüzyılın son yıllarında uydu, yarı iletkenler ve bilgi işlem teknolojilerinde devrim yaşanmaya başlamıştı. 21. Yüzyıl bu devrimin günlük hayata yansıdığı günlerle başlamıştı.

Basılı gazetenin akşam saatlerine kadar gelen haberleri sayfalarına yerleştirip, gece rotatifte basıp, paketleri kamyonlara yükleyip bayilere ulaştırdığı ve okurların en erken sabah saatlerinde okudukları haberleri, yorumları internet gazetesinin ışık hızıyla neredeyse anında okura ulaştırdığı bir teknolojik sıçrama hangi haberciyi heyecanlardırmaz ki?

Önce Doğan Burda gibi uluslararası alanda at koşturan dev bir medya kurumunun çatısı altında başladık. O zaman adımız Tempo 24’tü.

Uzun ömürlü olmadı. Ömrünü kısa kılan biz değildik. Artık yeterince kârlı mı bulunmadı, henüz bebek olan internet gazeteciliğinin önemi ve geleceği mi iyi kavranmadı, bilmiyorum. Bildiğim Tempo 24’ün ömrünü kısa kılan biz değildik.

Doğan Akın hiç değildi. Onun iflah olmaz meslek inadı ve habercilik tutkusunun ateşlediği bir heyecanla 2009 yaz ayları hazırlıkla geçti ve 1 Eylül 2009’da şu anda okumakta olduğunuz “Bağımsız İnternet Gazetesi T24” doğdu.

T24 logosunun altında yer alan “bağımsız” nitelemesi oraya süs olsun diye konmadı. Elektronik ortamda, büyük sermaye gerektirmeyen, milyon dolarlık yatırımlara ihtiyacı olmayan,  sadece gazetecinin, ille de habercinin hüneri, tutkusu, inadı ve coşkusu ile çıkan bir gazetede yer almak bu meslekte her gazetecinin düşüdür. Bizler bu düşü gerçeğe dönüştüren T24 çatısı altında bunun  mutluluğunu, coşkusunu, keyfini yaşıyorduk, yaşadık.

Dokuz yıldır yaşanan, bugün 10 yaşına basan da bu ve bundan ibaret:

Halkın haber alma hakkını (ihtiyacını değil hakkını) ete kemiğe büründürmek ve bunu hiç bir sermaye grubuna, hiçbir siyasal örgüte ve ideolojiye bağlı olmaksızın gerçekleştirmek.

O kadar…

*     *     *

Tam dokuz yıl önce bugün T24’de yayınlanan Tırmık’ın başlığı “Vira Demir”di. Oradan bir cümle aktarmama izin verin:

Aydın Engin T24’ün terasında

…Bugün ‘Vira demir’ diyoruz. Bu gemi bütün yaz limanda kalafata çekildi. Boyası tazelendi; aksayan bölümleri elden geçirildi; tayfalar takviye edildi. Artık haber okyanuslarının azgın dalgalarına doğru yelken basma günüdür...

Bir cümle daha:

…Barış’a çok yakın ve çok uzak bir ülkede; barışın değil şiddetin ve zorbalığın sesinin gür çıktığı bir dünyada T24  zor denizlere yelken açıyor... Haydi bakalım: Vira demir !..”

T24 dokuz yıldır haber okyanusunun hırçın dalgaları arasında pupa yelken yol aldı, alıyor ve alacak.

Bugün 10 yaşına bastık. Gel de öğünme, gel de sevinme…

*     *     *

Hani ilk sevgili ya da ilk doğan çocuk için “ilk göz ağrısı” denir ya, T24 benim gibi yaşlı bir gazeteci için “son göz ağrısı”dır.

Arada Akın Atalay kolumdan çekti, Doğan Akın ile Oya Baydar arkamdan itti ve dört yıldır Cumhuriyet’in soylu ve zorlu gazetecilik serüveninde karınca kararınca katkıda bulunuyorum. Daha da bulunacağım.

Ama bu, T24’ün benim “son göz ağrım” olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

10 yaşına bastığımız bu gün artık “vira demir” değil, “Yelkenler fora” demenin, diyebilmenin mutluluğu ve öğüncü bir arada.

Haydi, yelkenler fora !..

Okuyucu Yorumları