259 seçilmiş muhtar artık muhtar değil

- A +

Arada kaynayıp gidiyordu. Trump’tı, Brunson’du, Erdoğan’dı derken medyada öylesine, sıradan bir habermişçesine yer aldı; hatta kimilerinde hiç yer almadı.

Hayır, kaynamasın, kaynamasına göz yummayalım.

259 muhtar “terörle iltisaklı” oldukları değerlendirilerek (“değerlendirmek” burada ne demekse, ne anlama geliyorsa) görevden alındılar.

Görevden alınan muhtarların hemen hepsi doğu ve güneydoğudan.

Hepsi Kürt” desem yanlış mı olur? 

Sanırım hayır.

*     *     *

AKP Reisi’nin muhtarlara ne kadar düşkün olduğu biliniyor. Reis’in Saray’ında bugüne dek -yanılmıyorsam-  tam 46 “muhtarlar buluşması” düzenledi. Sonuncusu bu yılın 7 Haziran’ında bir iftar yemeğiydi ve tam 2.500 muhtar çağrılmıştı.

Sahi AKP Reisi muhtarlara neden bu kadar düşkün?

Hatırlasanıza, muhtarları sadece sarayda ağırlamakla yetinmedi; aralarından en seçmeleri taa İspanya’ya “görgü ve bilgi artırma” gezisine yolladı. Yerli ve milli bir muhtar İspanya’da ne görür, ne gözler de bilgi ve görgüsünü artırır bilemem. Gel gör ki AKP Reisi’nin hikmetinden de sual olunmaz.

Birkaç gün önce AKP Reisi’nin bu muhtar tutkusu üstüne meslektaşlarla sohbet ederken biri Süleyman Demirel’in bir cümlesini hatırlattı: Muhtarlar devlet teşkilatının kılcal damarlarıdır…

Demirel böyle dedi ama muhtarları Ankara’ya çağırıp defalarca “muhtar buluşmaları” düzenlemedi. Yapsaydı duyardık. AKP Reisi ise “devlet aygıtının kılcal damarları”nın ne kadar önemli olduğunu ve ne kadar işlevsel olabileceklerini de iyi kavradı.

Önümüzdeki günlerde, aylarda, yıllarda Saray’da yeni “muhtar buluşmaları”na tanık olacağız. Hiç kuşkunuz olmasın.

*     *     *

Şimdi gelin, AKP Reisi’nin işareti ve “şak tak”çılığı doruğa çıkmış İçişleri Bakanı’nın imzası ile görevden alınan 259 muhtar olayına bakalım.

Bir kere ortada tartışmasız bir demokrasi suçu (ayıbı değil suçu) var. Muhtarlar o mahalledeki, o köydeki halkın oyları ile seçilir. Onları görevden almak seçmenlerin, yani halkın iradesini hiçe saymaktır. Burjuva demokrasilerinde de seçilmişliğe saygı duyulur, hatta adeta kutsallık atfedilir.

Ancak bu saygınlığın AKP Reisi’nin ve partisinin katında bir karşılığı yok. Kürt illerinde seçilmiş, hem de büyük oy farkı ile seçilmiş belediye başkanlarını sudan gerekçelerle görevden alıp yerlerine “kayyım” denen devlet memurları atayan AKP ve onun Reisi değil mi?

Dahası AKP Reisi yaklaşan yerel seçimlerde sandıktan “istediği gibi” belediye başkanları çıkmazsa, onları hemen görevden alıp yerlerine kayyım atayacağını daha şimdiden ilan etmedi mi?

Seçilmişlik böylesine ayaklar altına alınabiliyor, belediye başkanları ile yetinilmeyip “devletin kılcal damarlarına” kadar inilebiliyorsa, halkın iradesini, siyasal tercihlerini oyları ile belirlemesinin, yerel ya da genel yönetimleri seçim yoluyla belirlemesinin de bir anlamı kalmıyor.

(Parantez açıyorum: Savcı bey ya da hanım, dikkat!.. Son cümleden bir darbe çağrısı, “Çare darbe” yargısı çıkmaz. Tam tersine demokrasinin kökleşmesi, pekişmesi yönünde güçlü bir vurgu çıkar. Ona göre okuyun olur mu ?)

259 muhtar hakkında “terörle iltisaklı” olduklarına ilişkin bir yargı kararı yoksa, ki yok açılmış bir soruşturma henüz sonuçlanmamışsa, ki sonuçlanmadı, seçilmiş bir muhtarı görevden almak ancak demokrasinin ırzına geçmeyi göze alarak mümkündür.

*     *     *

Ancak sorun ve hesap salt bundan ibaret değil.

Yerel seçimlere beş ay kaldı. Belediye başkanları ve meclisleri seçilecek. Seçimler öncesinde seçmen listeleri üstüne muhtarların elinden “çok şey” gelebilir. Bunun örneklerini daha önce gördük.

Sakın saflığa gelip “Canım, seçmen listeleri, seçmen kütükleri Yüksek Seçim Kurulu’nun elinde ve yetkisinde. Herkes seçmenliğini e-devlet kanalıyla öğrenmek, yanlışsa düzeltme hakkına sahip” diye kendinizi avutmayın.

Sizin için sorun değil. Ancak oy kullandığınız mahalle ve köyde kimlerin seçmen olduğunu, seçmen niteliği taşımayan, belki de hiç var olmayan, belki de çoktan ölmüş kişilerin de seçmen listelerinde yer alıp almadığını bilmeniz mümkün mü?

…Yol üstündeki bir arsada, bir başka yerdeki bir başka arsa da sanki beş katlı bina varmış, her katta dörder daire varmış, her dairede üçer beşer seçmen yaşarmış. Bir başka yerde içinde kimsenin yaşamadığı, çöktü çökecek harap binada meğer kayıtlı 20 seçmen yaşarmış…” 

Ne dersiniz bir masal mı anlattım?

Eğer anlattığım masal değilse bunu bilebilecek olan sadece ve sadece muhtardır. Peki o muhtar Reis’e sadık bir muhtar değilse, Saray davetlerine gitmeyi reddetmişse, hele hele Kürt siyasal hareketine yakın biri olduğu bilinmekteyse ne olur?

Hiiiiç bir şey olmaz.

Kesin çözüm: Görevden alınır.

Okuyucu Yorumları