Yaşam tarzına baskı var mı, yok mu

- A +

Sahte oy kullanılıyor. Anayasa Md. 175/1’in açık hükmüne rağmen ve “Sana ne lan!” deyip göstere göstere oy atılıyor. Görüşmeler yangından mal kaçırır gibi halka, hatta eski milletvekillerine kapalı. Türkiye’nin en az yarısı çılgına dönüyor. Ama "yerli ve milli irade" OHAL sayesinde kanırtaaa kanırta "tecelli" ettirilmekte.

Bana en koyan şey, bir de üstüne alay edilmesi. Erdoğan, sağolsun, ediyor. Aynı kapıya çıkan iki şey söylüyor: 1) "Türkiye hiçbir dönemde bu kadar özgür, huzurlu, rahat bir dönemi yaşamamıştır"; 2) "14 yıllık iktidarımızda yaşam tarzı baskısına maruz kalan tek bir kişi var mıdır?"  

Oysa ülkenin en az yarısı baskılardan kafayı üşütmek üzere: 1) Erdoğan tarafından temsil edilen devletin (yürütme, yargı, yasama, ayrıca yerel yönetimler, vb.) baskıları; 2) Fırsat bu fırsat diyen yandaşların cezalandırılmayan hatta teşvik edilen azgınlıkları.  

Aşağıda sürüyle örnek vereceğim: Daima el ele çalışan bu baskı ikilisi, ülkenin doksan yıllık düzeni ile nüfusun minimum yarısının yaşam biçimini sistematik biçimde tarumar etmekte. Bu tarumar cinsel, dinsel, kültürel, siyasal, etnik gibi çeşitli alanlarda gerçekleşiyor. Bu alanları "insanların yaşam biçimine müdahale", "mağdurların acılarına müdahale", hatta "ölülere müdahale" gibi yan dallara da ayırabilirsiniz.

***

Temel skor, devlet organlarının doğrudan baskılarında. IŞİD operasyonunda yakalanan Abdulsamet Ç’nin “sabit ikametgah sahibi” olduğu gerekçesiyle bırakıldığı bir ülkede, Erdoğan tweet atan binlerce kişiye hakaret davası açıp tutuklattırıyor. Akademisyenlere “alçak”, “vatan haini”, “ahlaksız güruh” diye hakaretler edip “ifade özgürlüğümdür” diye savunuyor, mahkemede de “haklı” çıkıyor. Ege’de imzacı akademisyenlerin tümü KHK’yle atılıyor, onlara destek veren 433 sinemacıya da soruşturma açılıyor.

Erdoğan, "Gazetecinin özgürlüğü benim sınırımın başladığı yerde biter!" diyor. "Kusura bakmayın mağdur falan yok!" diyor. İdam isteriz bağırışlarına "Yakın, yakın; inanıyorum ki Meclis’ten geçecek!” diyor. “Meclis’te köpekleri istemiyoruz, idam istiyoruz” diyen vatandaşa “Haklısın” diyor. İstediği belediyeye, üniversiteye, şirkete kayyım tayin edip susturuyor, söndürüyor.

Kadınlığın tanımını yapıyor: “Anneliği reddeden kadın eksiktir, yarımdır”. “En az 3 çocuk yapacaksın”. Ölümün tanımını yapıyor: “Bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi”.

Diyanet’e yılbaşı hutbesi dağıttırıyor: “İnsan hayatına katkısı olmayan gayrimeşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz".

Üniversitedeki çay zammını “Herkese benden çay, Tayyip’e yok” pankartı asarak protesto eden öğrencilere 4 yıla kadar hapis davası açılıyor. Aynı şeyi polislere söyleyen Cumhuriyet çaycısı daha şanssız; tutuklanıyor.

***

Erdoğan yurt dışına da yetişiyor. Suriye’deki iç savaş için, “Suriye’ye Esed’in hükümdarlığına son vermek için girdik, başka bir şey için değil” diyor. Karşı çıkanlara,  “Biz 22 milyon kilometrekarelik toprağı görmüş bir devletin vârisleriyiz. Durmaya kalkarsak Sevr’e mahkum oluruz; yola devam” diyor. Tabutlar gelmeye başlayınca da, “Bir toprağın vatan olabilmesi için şehide ihtiyacı var” diyor.

Yurt dışındaki Türkiyelileri beğenmezse, “Bunların kanının laboratuvar testinden geçmesi lazım” diyor. Temmuz 2009’da bizzat demokratikleştirdiği Vatandaşlık Yasasını KHK’yle 12 Eylül’deki haline geri döndürüp istemediklerini vatandaşlıktan atmaya hazırlanıyor. Yine KHK’yle işten memur hastaneden doktor atıyor, üniversite kapatıp yenisini açıyor, ne isterse yapıyor. Yurt dışındakilerin dededen kalma mal varlığına el koyuyor. “İhbar seferberliği” ilan ediyor.

İmam'dan işmar gelince, cemaat de hemen harekete geçiyor:

***

AKP’li veya kayyımlı belediyeler kitap dağıtıyor: “Hanımlar mecbur kalmadıkça taksiye binmesin", “Sevişirken konuşursan çocuğun kekeme olur”, “Etrafa bakıp fuhuş kapısını aralama!”, “Nişanlınızla el ele tutuşmayın”, “Karşı cinse göz göze bakmak fuhşun başlangıcıdır”. Tiyatrocuları zabıta yapan var, direkt işten atan var. Günah diye içki ruhsatı vermeyen var, Beyoğlu’nda masaları yasaklayan var. “Türkiye laiktir laik kalacaktır sloganı teröre destektir” diyen var. Roboski anıtını yıktıran, aslan heykellerini kaldıran, üç dilli tabelaları indirten kayyımlar var. Parkta Kürtçe türkü söyleyen gençler polis tarafından darp edilip tutuklanıyor.   

Noel Baba dövmek serbest, Almanca eğitim yapan İstanbul Erkek Lisesinde Noel şarkıları yasak. Okul müdürlerine “Yılbaşı kutlaması kültürümüzde yoktur” diye talimat gidiyor. Anaokulunda çocuklar 15 Temmuz gösterisi olarak temsilî tankların önüne yatırılıyor. İlkokulda “Ne Yaparsanız Yapın Zafer İslamın” köşesi düzenleniyor. Evrim belgeseli izleten öğretmene kınama cezası geliyor. “Süslenen kadın erkekle zina yapmış gibidir” diyen milli eğitim müdür vekili asaleten atanıyor. Bir rektör Fethullah adlı öğrenciye “Babana söyle ismini değiştirsin” diye çıkışıyor. Dahası var mı, Ankara Hukuk’ta üç profesörün anayasa paneli yasaklanıyor.

***

Taksici, hükümeti eleştiren yolcunun sesini kaydedip polise bildiriyor. “Öfkeli bir grup”, Konstantiniyye heykelini tehditle kaldırtıyor. Erbakan Vakfı Contemporary İstanbul sergisine saldırıyor ve ayrılırken “Gereken her zaman geleceğiz” diyor. Fazıl Say konserine satırla saldıran serbest. Alperenler LGBTİ yürüyüşünü tehditle engelliyor. Eşcinsellere saldıranlar "Biz erkek adamız memur bey, siz bizim halimizden anlarsınız, bu ibnenin lafına inanmayın" savunmalarıyla serbest bırakılıyor. Havalimanı apronunda linç edilen tutuklanıyor, edenler serbest. Metroda şortla oturan kadın yüzüne tekmeyi yiyor, bacak bacak üstüne atan şanslı çıkıyor ve bir tehditle sıyırıyor.

Bir bakan “İnşallah siz de şehit olursunuz” diyor. Bir başka bakan çıkıyor, “Bundan sonra çocuğu 5'ten aşağı olanı genel müdür yapmayacağım” diyor. Yandaş gazete yazarı canlı yayında, “MİT, HDP’lilere suikast düzenlesin” diyor. Cami imamı minbere çıkıyor, “HDP’liler kafir, öldürülmeleri vacip” fetvası veriyor. Bir yargıç, cinsel saldırıya uğrayan gönüllü öğretmenlere “Ne işiniz vardı orada!” diyor. Bir akademisyen, “Sizin yüzünüzden melekler derse gelmiyor” diye başı açık öğrencisine kızıyor. Mersin’de ortaokul müdürü kız-erkek yan yana oturmayı yasaklıyor. Bir müdür yardımcısı soru soran öğrenciye “Sen önce başını ört” diyor.

Bunların hiçbirine takibat yok.

***

Canlılara bunlar yapılırken ölüler de ihmal edilmiyor: “Hainler Mezarlığı” kuruluyor. Sarısülük’ü beyninden vuran polis taksite bağlanan 10.100 TL’yle kurtuluyor. PKK’lının cenazesi kasaba mezarlığına gömdürülmüyor, gömülen olursa deşilip taşıttırılıyor.

İnternette kolayca okuyabileceğiniz bu olaylar sizi daraltmış olabilir. Ama Erdoğan’ın, yaşam tarzı baskısına maruz kalan tek bir kişinin bile olmadığını söylediği bu cennet vatanın en az yarısı, “Referandumdan sonra bu günleri çok arayacağız!” diyor

NOT: Hepsini bırakın, bu şahıslar asla dinlemedikleri TRT-3’te klasik müziği gün be gün niye azaltırlar, onu düşünün her şey anlaşılır.   

Okuyucu Yorumları