- A +

Ben bu satırları yazarken, 11. gününde henüz Erdoğan’ın imzasına gönderilmemişti.

Görülmemiş baskılarla, TBMM İç Tüzüğü Md. 94 ile Anayasa Md. 175/1’deki gizli oy şartını göstere göstere ihlal ederek, ısırık izi bulunmayan "ısırık"ları İkinci Kabataş Olayına döndürerek, ölü kulağına pamuk tıkar gibi ittire kaktıra kan-ter içinde geçirilen Anayasa değişikliği kanunundan bahsediyoruz.

Gönderilmemişti, çünkü kamuoyu yoklamaları artık olumsuz çıkıyor. MHP’lilerin yarısından fazlası (% 50,1) Hayır, % 24,7’si Evet diyor. % 15,5’i kararsız, yüzde 9.7’si oy kullanmıyor. AKP’lilerin yüzde 65,1’i Evet’çi, % 10.5’i Hayır’cı, % 13,2’si kararsız, % 11,2’si ise oy kullanmayacak (1).

Büyü bozuluyor… Çünkü Erdoğan rejimi eşyanın tabiatını fazla zorladı.

***

İç politikada gıkını çıkaranlar gün be gün artan bir polis ve mahkeme baskısına uğramakta. İşinden sorgusuz sualsiz atılanlar yüz bini aştı. Yakında dışarıda muhalif gazeteci kalmayacak. İl il dolaştırılan hasta Ahmet Türk dahil, HDP milletvekilleri ve belediye başkanları sırayla gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor, adli kontrolle serbest bırakılanlar tekrar alınıyor. "Seni başkan yaptırmayacağız" diyen Demirtaş’a 142, eş başkanı Figen Yüksekdağ’a 83 yıl isteniyor. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına katılan CHP kına yaksın diyeceğim ama şimdi sıra ona da geldi: Sera Kadıgil gözaltına alındı. Ucu açıktır.

OHAL düzeninde yapılacak referandumun ne menem bir şey olacağı kesinleşti: Beşiktaş-Kadıköy vapurunda sakin sakin “Hayır” diye şarkı söyleyen gençleri polis götürmek istedi, vatandaş engel oldu (2). Aydın’da ise olamadı: Barış Manço’yu “Hayır” pankartıyla anan gençler gözaltına alındı (3). Saldırıya uğrayan hayırcılar cabası (4). AKP’li ve MHP’li (şimdilik) iki belediye Mahsun Kırmızıgül’ün filmini yasakladı (5).

Buna mukabil, popçular-türkücüler-futbolcular birbirine pas atarak rahat rahat “Evet” demeye soyunuyorlar. Ama Murat Boz garibimden öteye geçemediler maalesef.

Hadi onlarınki piyasa ekmeği, Okan Bayülgen’in hali bile malum; ama “Evet” kampanyaları bizzat devletin “tarafsız” memurlarına bulaştırılıyor. Erdoğan’ın atadığı rektör ve kaymakamlardan birkaçı da aynı şeyi yapayım diyor ama onlarda da bu saadet zinciri üçüncüden öteye gidemiyor; demek ki eğilimi hissetmişler (6). Valilerden, emniyet müdürlerinden, jandarma ve sahil güvenlikten ses bekliyoruz şimdi.

En vahimi, seçimi emanet edeceğimiz bir YSK il seçim müdürü "Kılıçdaroğlu'nun başı için Evet" rezilliğini RT ediyor, alamayacağı kadar büyük tepki gelince de, "Ben yapmadım oğlum yaptı" diyor (7). Bunların oğulları yapmadıysa şoförleri yapıyor zaten (8).

Erdoğan rejimi için tatsız bir durum: Nasıl korku bulaşıcı idiyse, bu gidiş de öyle galiba. Birinci derece savcı ve yargıç maaşlarının 13.500 TL’ye çıkarılması projesine rağmen (9) Yargı’dan bile "çatlak" sesler çıkmaya başladı sanki. Kişisel mallara hızla el koyulduğu bir sırada, 1995’te çıkartılan bir KHK hükmünü “Mülkiyet hakkı konusunda kararname düzenlenemez” gerekçesiyle iptal ediyor AYM (10). İdare mahkemesi,  Fethiye’deki taş ocağının "ÇED gerekli değildir" raporuna yürütmeyi durdurma veriyor (11). Aliağa’daki termik santralin ‘ÇED olumlu’ raporu “hukuka aykırıdır” diye iptal ediliyor (12). Adliye mahkemeleri de gözaltıları adli kontrolle tahliyeye başladı. Polise dokunmak zinhar cızz iken, dur ihtarına uymayan genci vuran polisin 13 yıl cezasını Yargıtay onadı (13).

***

Büyü bozuluyor, çünkü ekonomi yavaş ama “istikrarlı” biçimde batıyor.

Elektrikler durmaksızın kesilmekte; doğalgaz santrallerine % 50 daha az tahsis yapılacağı açıklandığına göre referandumdan sonra daha da çok kesilecek. Telefonlar bağlanmıyor. İnternet “o biçim”. AKP iktidarında kişi başına düşen kamu borcu iki katına çıktı (14). Merkez Bankasına faizleri artırmama emrinin verildiği, siyasi baskının zirveye çıktığı, hukukun dibe vurduğu bir ortamda döviz roketledi. “Döviz sat!” baskıları yürümedi. Enflasyon fırladı. Çare olarak Erdoğan, “Elinde silahı olan terörist ile doları olan terörist arasında fark yok” diye ilan etti (15)

S&P, Türkiye'nin kredi notu görünümünü durağan’dan negatif’e indirdi (16). 2012'de Türkiye’yi yatırım yapılabilir seviyeye yükselten ilk kurum olan Fitch, kredi notunu yatırım yapılabilir’in altına çekti (17). 12 Aralık’ta milli gelir hesaplama modelini değiştirerek bizleri bir gecede 2000 dolar zenginleştiren devlet kurumu TÜİK, Ekonomik Güven Endeksinin Ocak’ta % 3,9 düştüğünü açıklamak zorunda kaldı (18). Merkez Bankası da enflasyon tahminini % 8’e yükseltti (19).  

Bütçedeki açıklar ayyuka vardı ama, referandum geliyor ya, devletin kesesi açıldı, ulufe dağıtılıyor. Torba yasayla borç ertelemesi, sicil affı, emeklilere ikramiye ve promosyon, KOBİ’lere asgari ücret desteği, kredi kolaylığı, büyükannelere maaş… (20).   

***

Büyü bozuluyor, çünkü dış politika iflas eşiğini çoktan aştı.

Suriye konusunda bizzat Başbakan Yrd. N. Kurtulmuş “Başından beri yanlıştı, tamir ediyoruz” (21) diye yakınıyor, ertesi gün “Bütün uluslararası camiayı da katarak söyledim" diye toparlıyor (22).   

Zart-zurtçu Trump’ın gelişine çok sevinen Erdoğan iktidarından İslamofobik vize politikasına “Onların takdiridir” (Bekir Bozdağ) dışında ses çıkmıyor (23). Ses, Amerikalı bir “bayan” federal yargıçtan çıkıyor (24), ardından eyalet başsavcıları birbiri ardına Trump’ın yasaklarına karşı dikilmeye başlıyor (25). Bunun üzerine N. Kurtulmuş yarım ağızla, “Rencide edicidir” demek zorunda kalıyor (26).

Bu arada, elin memleketi El Bab’da Türkiye 55. gerçek şehidini yok uğruna vermiş durumda.

Bu arada Almanya, Türkiye’den giden imamların casusluk yaptıklarını, Ankara’ya bilgi notları gönderdiklerini açıklayarak inceleme başlatıyor (27)

Bu arada, Can Dündar’ın Berlin’de kurduğu ozguruz.org sitesine erişim engeli getiriliyor ve daha kalıcı olsun diye de, “Yurt dışındaki 'milli güvenliğe aykırı' yayınlar için analiz merkezi” kurulacağı açıklanıyor (28).

Bu arada çok uyumlu bir Genkur başkanı olan Org. Hulusi Akar birdenbire Kardak civarında “inceleme ve denetlemelerde” bulunmaya karar veriyor, sonra hemen Bodrum’a dönüyor (29). Kardak nereden çıktı? Kaçanları vermiyor diye Yunanistan’a alaturka ceza mı veriyoruz, amaç dikkatleri dışa yöneltmek mi, yoksa Deniz Kuvvetlerinden ‘Şahadet şerbeti hep Karacılara mı nasip olacak!’ diye şikayetler mi geldi? Vakit kalınca da, Erdoğan’ın çok beğendiği, “Ne Mutlu Müslüman’ım Diyene” özdeyişinin mucidi İslamcı yazar Nuri Pakdil’i MİT Başkanı Fidan eşliğinde evinde ziyaret ediyor (30).

Okuyucu Yorumları