İngiltere’de imamların resmî nikâh kıyması hakkında yararlı olabilecek bilgiler

- A +

 

İngiltere’deki bir Türk kuruluşunun sitesinden: “Vakfımız İngiltere’de müslüman toplumu içerisinde resmi nikâh kıymaya yetkili sayılı kuruluşlardandır. Vazifeli ekibimiz tarafından kıyılan dini nikâhınız resmi kayıtlara da geçmektedir. Nikâh kıydırmak için ya da daha detaylı bilgi almak için bizimle irtibata geçebilirsiniz. Fatih Çiftçi, 0784 563 0586, marriages@suleymaniye.org”.

ABD yurttaşı Merve Kavakçı da, TC yurttaşlığını yeniden aldığının hemen ertesinde Malezya büyükelçimiz olarak atandığının (26.07.2017) altıncı gününde Akit’te “İngiltere’de Müslüman imamlar nikâh kıymaya yetkilidir” diye yazdı.

Mayıs 1999’da TBMM genel kurulunda kendisini yanına oturtup savunan tek kişi olan Nazlı Ilıcak 15 aydır cezaevinde tutuklu yatarken Malezya’ya uçan Amerikalı büyükelçimiz güzel şeyler de söyledi. Ör. “Devletin asli görevi insandan yana durup pozitif ayrımcılık yapmaktır”; buna hemen geleceğiz.

***

Özetleyeyim: İngiltere’de imamların nikâh kıyabildiği ve bunun resmî kayıtlara geçtiği bilgisi doğru.

Yalnız, bir saniye: Doğru ama eksik. Ve eksik her şey gibi iğfal edici. Çok açıdan:

***

1) Orada imamların (+ hahamların, vs.) nikâh kıyması, burada nikâh memurunun kıymasından çok daha ciddi kurallara ve denetimlere tabi. Çok normal, çünkü orası post-endüstriyel bir ülke, burası ayıptır söylemesi post-feodal;

Orada resmî olmayan nikâh ve dolayısıyla kumalar ve çocuk gelinler yok, bizde ise bunlar ibadullah.

İngiltere’de nikâh kıyma yetkisi verilmiş mabetlerin ve kişilerin sayısı belli ve çok sınırlı, bizde ise bu yetkinin şimdi verilmek istendiği yerlerin sayısı ibadullah (buraya da geleceğiz);

2) Orada demokrasi burada otokrasi olmasının yanı sıra, zihniyet taban tabana zıt. Bir: Orada azınlıktaki din ve düşüncelere pozitif ayrımcılık uygulanıyor ki azınlıklar kendini ülkeye ait hissetsin ve entegre olsun. Bizde ise her şey egemen dinin (% 99 İslam) farklı düşünce, inanç ve kimlikleri (Gayrimüslim, Alevi, LGBTİ, Kürt, ateist…) ezmesine odaklı. İki: Orada aynı cinsiyetten insanlar evlenebiliyor (tövbe estağfurullah!) ve ayrıca hayat arkadaşlığını (civil partnership) aynen evliymiş gibi tescil ettirip miras türü haklardan yararlanıyor. Üç: Orada din adamları ve en üst düzey yöneticiler azınlık haklarını açıkça savunuyorlar, burada ise ilahiyatçıların söyledikleri maalesef tek kelimeyle trajikomik; örnekler vereceğim.

3) Orada bu haklar azınlıklara verildiği için pozitif hak oluşturuyor ve dolayısıyla hukuk düzenini bozmuyor; çünkü pozitif haklar sadece engelliler ve azınlıklar gibi “dezavantajlı yurttaşlara” verilir; çoğunluk yurttaşlara verilmez. Oysa bizde bu müftülük yetkisi çoğunluğa verileceği için kesinlikle bir paralel hukuk yaratacak. Hani FETÖ teriminden önce “Paralel Devlet-PDY” terimi vardı ya, aynen ondan işte.

***

Londra’daki arkadaşlarım Koray ile Armağan’ın yardımıyla bulduğum kaynakları da vererek ve çok çok özetleyerek anlatayım; İngiltere’de süreç şöyle işliyor:

1) “Doğum, Ölüm ve Evlilik Yerel Kayıt Bürosu” (Local Register of Births, Deaths and Marriages) bazı dinsel mekanları ve kuruluşları (kilise, vakıf, havra, cami, vs.) inceliyor ve nikâh konusunda yeterli bulduklarına yetki devri yapıyor. Çok normal, çünkü bizim tam aksimize İngiltere ciddi boyutlarda ademimerkeziyetçi.

Başat mezhep Anglikanlık dahil tüm İngiltere’de sayıları 29.612 olan bu kurumlardan her biri, yetkili kılındıktan 1 yıl sonra, nikâh için yetkili 1 kişi tespit ediyor ve doldurulan form Genel Kayıt Dairesi’ne (General Register Office) iletiliyor.

Buralarda evlenmek isteyen farklı dinden insanların başvurduğu belediye bunların evlenmesi için bir engel olup olmadığını ülkelerine de sorarak araştırıyor. Daha önemlisi, bu evliliğin Birleşik Krallık hukuk sistemiyle çatışıp çatışmadığını inceliyor.

28 günlük bekleme süresinden sonra, yetkili kılınmış bu mekan bir resmî yetkilinin (civil officer) hazır bulunduğu törenle nikâhı gerçekleştiriyor, durumu sisteme girip kaydettiriyor, belediyeyi de haberdar ederek evliliğin resmî olmasını sağlıyor.

***

Gelelim oradaki üst düzey yetkililerin ve din adamlarının bu dinsel hak konusunda söylediklerine, yani İngiltere’de azınlıklar konusunda geçerli zihniyete.

Anglikan Kilisesi’nin (Church of England) eski başı Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams: “Müslümanlar mesela evlilik konularında ve mali meselelerde şeriat mahkemesine başvurabilmeli."

Lordlar Kamarasının İngiltere ve Galler’i kapsayan en üst düzey yargıcı Lord Phillips: “İngiliz hukukuyla çatışmayan şeriat hukuku ilkeleri ülkenin adalet mekanizmasına katılabilir."

Oxford eski piskoposu Lord Harries sınırı zorluyor: “Müslümanların toplum tarafından benimsendiklerini hissettirmek amacıyla, Prens Charles’ın ilerideki taç giyme töreninin Kur’an okunarak başlaması yaratıcı bir davranış olacaktır." (Bizde olsa, acaba Erdoğan’ın tahta çıkışında Fener’deki Ekümenik Patriğe İncil mi okuturduk?)

***

Bunları algılayabilmek, Fransız laik geleneğinden gelen Türkiye için kolay değil; apayrı bir sistem. Gelelim bize.

1) İngiltere’deki evlendirmeye yetkili kılınmış tüm mekanların 29.612 olmasına karşılık bizde (mescitler ve apartman-altı kaçaklar hariç) sadece camilerin sayısı 86.762. Üstelik bu sayı durmaksızın artıyor çünkü AKP’nin açtığı yüzlerce yeni imam-hatip’in mezunlarına (ki bunların sadece 5’te 1’i üniversiteye girebiliyor) iş bulunması lazım. Erdoğan’ın sözünü ettiği ölü yıkayıcılık tatmin etmeyecek.

Dolayısıyla, şu anda işin yastığı yapılmakta. İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz: "İstanbul'da olması gereken cami sayısı nüfusa göre 15.000’dir [pardon dayanamadım, araya giriyorum, insafın kurusun be Purof!] ama bugün İstanbul'da 3.365 cami var. İstanbul'da en azından 10.000 tane daha camiye ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum."

2) Mart 2017 itibariyle Diyanet’in personeli 117.378 kişi, bunlardan müftülüklerde görevli olanlar 115.218, bunların içinde imam-hatip unvanlılar 71.362.

Bunları niye sayıyorum, çünkü şu anda TBMM alt komisyonundan geçmiş olan tasarıda değişiklik yapıldı, Md. 6’da evlendirmeye yetkili makam “müftü” iken “müftülük” olarak değiştirildi. Müftüler il ve ilçelerde bulunduğuna göre, 81 il + 957 ilçe = 1.038 olan sayıları otomatik olarak 71.362’ye fırladı.

***

Son olarak gelelim, bizdeki büyük ilahiyatçıların zihniyetine.

Prof. Dr. Cevat Akşit: "Cinsel münasebet esnasında affedersiniz eşeklerin yaptığı gibi tamamen soyunmayın. Çünkü orada melekler vardır, siz soyunursanız melekler dışarıya çıkar, şeytan da odada tek kalır ve oluşacak çocukta şeytanın nasibi olur." Haşa sümme haşa, açıkça meleklerin röntgenci olduğunu söylüyor yahu! Ayrıca, şaaparken eşeklerin soyunduklarını da bahaneyle öğrenmiş olduk. Yine Prof. Akşit: “Regl döneminde oruç tutmayan kadınlar sokakta dayak yer." Bu yaşta artık diline vurduğu anlaşılıyor.

Diyanet’ten fetva: “Süt kardeşleri evlenemezler."

Prof. Hayrettin Karaman: “Sapıklar zinciri. Lut Kavmi hortladı, afet ve felaket olacak." Biraz risk alıyor, çünkü torunlarından birinin gey doğabileceğini hesap etmiyor. Belki de eşcinselliğin oluştan değil doğuştan olduğunu bilmiyor.

Prof. Dr. Gürbüz Aksoy: “Boğazlarken besmele çekip tekbir getirirsen kurbanlık koyun acı duymaz." 

İlahiyatçı Dr. İhsan Şenocak: “İslam hukuku, inancına göre annesiyle evlenen Mecusi’ye karışmaz." Yine Dr. Şenocak: “18 yaşında kaşını aldıran kızın üniversiteye giderken o halde, yüreğin parçalanmıyorsa vallahi kıyamet günü cehennem seni parçalayacak. Allah'ın emanetini ne hale getirdin?."

TÜBİTAK’ın ödül verdiği öğrenci: “Kur’an dinletilen fasulye fidanı üç kat hızlı büyüyor."

AKP’li Milletvekili Ali İhsan Yavuz: “Diş macununun içindeki florür insanları koyun gibi yapıyor. Batılılar bu yöntemle Müslümanları sindirmek için uğraşıyor."

Yeter mi?

***

Not: Komisyon’daki 2 MHP’li tasarıya şerh koydu: “Bir düzenleme yapılacaksa da yetkinin ‘müftü ve yardımcıları’ gibi bir sınırlamayla verilmesi daha uygun olacaktır. Çünkü gelecekte aynı yetkiyi isteyen azınlıkların tabi olduğu kilise görevlileri de sinagoglar da ortaya çıkacaktır."

Milliyetçiliği Gayrimüslim yurttaşlara düşmanlık diye tercüme eden bu zihniyet, bu yetkinin Lozan Md. 42/1’dezaten mevcut olduğunu hiç duymamış. 1923’te Lozan’ı imzaladığımızın üzerinden daha üç yıl geçmeden tutuklama gibi büyük baskılar yaparak Gayrimüslim yurttaşları bu maddedeki haktan “feragat” ettirdiğini de duymamış. Böyle bir “feragat”in hukukta külliyen geçersiz olduğunu da hiç duymamış bittabi.

Yalnız, günahlarını almayayım. Belki duydular da, sadece “yerli ve milli” vazifelerini ifa ettiler…

 

Okuyucu Yorumları