Demiyorlarsa zaten, onlara verdiğim emekler haram olsun

- A +

Anlıyoruz. Erdoğan kanırta kanırta Tek Adam rejimi kuruyor. Gerekenleri yapıyor. Karakola gidip imza veren iki eğitimcinin gece vakti kapısı kırılıyor. Suçları: İşlerine dönebilmek için açlık grevi. Tutuklama isteyen savcılıktan gerekçe: “Gezi türü olaylar başlatmak istemek ve eğer açlıktan ölürlerse terör örgütünün bunu ajitasyon olarak kullanma ihtimali(*). Meclis İnsan Hakları Komisyonu AKP’li üyesi Sait Yüce’den daha kuvvetli mülahaza: “Allah'ın verdiği canı ancak Allah alır. Açlık grevi inançlarımıza aykırıdır(*).  

Aralık 2000’deki “Hayata Dönüş Operasyonu”nda cezaevinde kopartılan kolu bir köpeğin ağzında bulunmuş ve şimdi de KHK’yle işinden atılmış Veli Saçılık’ın ihtiyar annesi yerlerde sürükleniyor (*). 70 yaşındaki Dersimli köylü, oğlunun kemikleri kendine verilmeyince açlık grevine başlıyor ve 87 gün sonra kemiklerin kargoya verildiği duyuluyor (*). Sonunda, valilikten haber gönderiliyor: "Oğlunun kemiklerini gelip belediyeden al" (*). Açlık grevi dışında hak arama yöntemi kalmamış vaziyette.

Tamam, anlıyoruz, iç politikadır, hani nasıl diyorlar büyüklerimiz kol kırılır yen içinde kalır, üstelik ülke sizlere tapulanmıştır, o da tamam, ama dış politikada aynı çizgiyi sürdürmeye mecbur musunuz? Çünkü bu yaptıklarınız uluslararası planda unutulmayacak ve sizden sonra bu memleketin sittin sene aşağılanmasına yol açacak.

***

Rusya ve ABD’ye rağmen Suriye’yi işgalimizi unutun. Bırakın Almanya’yı İncirlik’ten ayrılmak zorunda bırakmamızı. Bırakın Avusturya’yı NATO’yla işbirliği (BİO) projesinden attırmaya girişmemizi (*). Hollanda işini filan hiç açmayın. Sadece içerideki çizginin cumhurbaşkanının dış gezilerinde aynen uygulandığını hatırlayın çünkü buradaki dayaklar artık “gelenek” halini aldı:

1) Erdoğan Şubat 2016 başında Latin Amerika gezisine çıkıyor. Ekvador’da siyah takım elbiseli korumalar “Asesino Fuera/Katil Dışarı” sloganı atan kadınları ve bir milletvekilini pataklıyor, olayları çeken TV kanalı Ecuavisa’nın kameramanlarına saldırıyor. Başkan Correa’dan (*), Meclis’in kadın başkanı G. Rivadeneria’dan ve İçişleri Bakanı J. Serrano’dan büyük infial (*).  

2) Mart 2016 sonunda ABD’ye gidiyor, ünlü Brookings’de konuşacak, aynı korumalar bölüğü kapıda gazetecileri tartaklıyor, Emre Uslu’nun bacağını tekmeliyor, Amberin Zaman’a bağırıyor: “PKK’lı kaltak!”. Brookings’in başkanı dışarı çıkıp toplantıyı durdurma tehdidinde bulunuyor (*). Ulusal Basın Kulübü NPC olayları bir yazılı açıklamayla kınıyor (*).

3) Mayıs 2017. Erdoğan Trump’la fotoğraf çektirmeye ABD’ye gidiyor. Büyükelçiliğimiz ikametgahının karşı kaldırımında 40-50 kişi kadar toplanmış, ellerinde pankartlar, megafonlarında protesto sloganları, bağrışıp duruyorlar.

Aynı korumalar bölüğü hamle ediyor. Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in Soma’da yere düşmüş madenciyi tekmelemesi misali (*), yere yatırdıkları protestoculara hınçla basıyorlar tekmeyi. Sürüyle video: Washington kaldırımlarında yüzler-gözler kan içinde (*).

Gavurlar demezler mi şimdi, bu Türkler barbar, bizim memleketimizde bizim vatandaşımızı böyle patakladıklarına göre kendi memleketlerinde kendi vatandaşlarına hele de Kürtlere neler yapmıyorlardır, demezler mi? Dışişleri’nin en önemli görevi bu türden olaylara ağır makyaj yapmak ama, hangi fondöten kapatabilecek bunu? (*)

Büyükelçimizi çağırıyorlar. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson demeç veriyor: “Türk şiddeti basit şekilde kabul edilemez. Dehşete düştük” (*). Otuz senatör B. Saray’a mektup yolluyor (*). Bazı senatörler büyükelçiyi istenmeyen adam ilan edin, diyor (*). ABD basını ise yıkılıyor (*).

***

Biz de kendimizi müdafaa ediyoruz tabii:

1) Haberi, “Terör örgütü destekçileri, ellerinde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın posterleri ve örgütsel paçavralar ile gösteri düzenledi” (*) diye veren Hürriyet’te “20 yıl genel yayın yönetmenliği yapmış” E. Özkök yazıyor: “Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, ülkesinin temsilciliğinden çıkıyor. Arabasına biniyor. Uzun süre bekliyor. Dışarıdaki kalabalık dağılmıyor. Araba ilerlese belli ki ona da saldırılacak. Veya araba aralarından bazılarına çarpacak” (*).  

2) Okumuşu böyle yazarsa okumamışı ne yazmaz! Aslında, üslup değil ama öz itibariyle daha az ayıp şeyler yazıyorlar. Şahin TV’nin “Erdoğan’ın Korumaları Amerika’da PKK’lıların Ağzını Burnunu Kırdı İzliyoruz” başlıklı videosuna gelen tepkilerden, virgülünü değiştirmeden ama rezilliklerini bir parça örterek vereyim (*):

Nizameddin Ahad: “Rizeli korumaların Yumruğuda tekmeside bambaşka. Rizenun Yamğuru cibi kan dökiliy kurban olayim Tayyibun korumalaruna.” Orhan Bakis: “Kel dayiya halel olsun s. hepsini”. Azer Pasayev: “KEL DAYININ QARDASHIMIN ALNINDAN OPUREM HALAL OLSUN”. Emrah Uğur: “Bunlarin heryerde analarini aynen böyle s. gerekir. göz açtirmadan bunlar iflah olmaz vatan hainleri.  tek çare böyle s. birakmak.” Sedat Karahan: “Ananızın a. sokarlar öyle megafonu!!” Atom Karınca: “Ne sandinizlan amk cocuklari. biz turkuz pkk kallestir her yerde cezasini keseriz.” Sermet Eğilmez: “Biji ypg ha. Ammmuna goduğum o. çocukları. save save. bütün ibnelikleri yap sonra save. H.tir piç.” Cesur1: “ÜLKÜCÜ GENÇLER  Yanınızda  Vurun Teröre Destek Verenlere Vatan Hayinlerine Vurun Başkanım az Kaldı şu idamı Getirin  Teröriste Destek Verene Vatan Hayinlerine idam Gelmeli Hapse Girip bu Ülkenin Ekmeni yemek Yok.” Serhat Retro: “Dağda üç beş domuz sürüsü, tutturmuş bir kürdüstan türküsü.Eline almış bir bayrak diye masa örtüsü, satsan beş para etmez ölüsü. Soyu soysuz olan senin toprak neyine, itlik yapıp kafa tutma beyine, duy ulan soysuz; Ne Mutlu Türküm Diyene.”

3) Çok daha vahimi, Washington Büyükelçiliğimiz şöyle bir müdafaa deniyor: “Terör örgütü PYD/PKK yandaşlarının yaptığı izinsiz gösteri ve taşkınlığa Amerikalı Türkler meşru müdafaa ile yanıt vermiştir(*). Sayın büyükelçim, Amerikalı Türkler mi yoksa korumalar mı? Ayrıca, orası Türkiye mi ki karşı kaldırımda pankart açmak için izin gereksin? Hiç mi Amerika görmedin, hiç mi makyaj öğrenmedin diyeceğim ama aslında sana laf etmek doğru değil çünkü “talimat” uyguluyorsun.

4) Daha da vahimini istiyorsanız: Hani, diplomaside “mütekabiliyet” var ya, onlar bizimkini çağırdı diye biz de Ankara’daki ABD büyükelçisini çağırıyoruz ve açıklama yapıyoruz: "Washington'daki olaylara ABD makamları yol açmıştır" (*).  

Anlıyonuz di mi, koskoca ABD’nin büyükelçisini o biçim ayağımıza çağırıyoz, el pençe divan durduruyoz, azarlıyoz, hem sözlü ve yazılı notayı cart diye burnuna dayıyoz. Dikkat: Hem yazılı nota hem sözlü nota! (*). Sanki diplomaside “sözlü nota” olurmuş gibi (*). Ama bunu bilmeyen vatandaşa mis gibi itelersin.   

***

Küçük abim diplomattı. Ben de hep onun mekteplerinde okudum, onu taklit ederek 64’te Mülkiye’ye hariciyeci olmak için girdim. Üçüncü sınıfa yani diplomasi şubesine geçerken baktım yapamayacağım, vazgeçtim, okulda kaldım, hariciyeci yetiştirdim.

Yetiştirmez olaydım. Şimdi hepsi bana lanet okuyorlardır:

Derslerde sen bize demiştin ki; ‘Hükümete politika alternatifleri sunarsınız, hangisi uygulanmalıdır onu da gidip anlatırsınız, ama talimat gelince kafanıza uymasa bile şak diye uygularsınız’. Bunları dedin ama bu kadarını hiç haber vermedin. Hükümetin talimatı olarak iç politikanın zavallı bir fotokopisini uluslararası piyasaya tevzi edip hem kendimizi hem ülkemizi bu durumlara düşürmek için mi yetiştirdin bizi?” diyorlardır.

Diyorlardır. Demiyorlarsa zaten, tümüyle haram olsun emeklerim onlara. Haram olsun.   

Okuyucu Yorumları