- A +

On altı yıl her sabah geçtiği kapıdan o sabah son kez geçti. Akşam çıkacak ve bir daha dönmeyecek. Bir gün bunun olacağını biliyordu, ama bu kadar çabuk olmasını beklemiyordu. “Piyasanın hali meydanda” dedi patronu, “Dolar 5 liraya dayandı.” Dediğine göre bir süredir ay başları yaklaştıkça maaşları nasıl ödeyeceğini düşünüp kabuslar görüyordu. Onu işten çıkarmak zorunda kaldığı için ne kadar üzgün olduğunu bilemezdi.

“Üzülme patron” dedi, üzülmesi gereken o değil de patronmuş gibi.

On altı yıl önce, genç ve hırslı bir işadamıyken tanımıştı onu. Önceleri her şey iyi gidiyordu. Ama birkaç yıl önce zorlanmaya başlamıştı. Geçen yıl KGF kredisi  alınca düze çıkar gibi olmuştu ama demek ki, kredi sorunları sadece ertelemişti.

“Muhasebeye uğrayıp tazminatını hesaplattırmayı unutma” diye tembihledi, kapıda vedalaşırken.

“Merak etme patron” diye cevap verdi, ondan ne zaman bir iş verse takındığı ciddiyetle.

“Neden ben?” diye sormadı bile. Bu sorunun cevabını biliyor. Şirkette en yüksek maaşı o alıyor. Gençler, onun üçte biri maaşa çalışıyorlar. Dışarıda bu kadar işsiz varken parasız çalışmaya bile razılar. Evet amatörler, evet işi bilmiyorlar ama bu devirde kim işinin profesyonelini arıyor ki? Yap geç, maksat işler dönsün.

Patronun odasından çıkınca doğruca muhasebeye gitti. Patron yalakası olduğu için şirkette kimsenin sevmediği muhasebe müdüründen bütün haklarını eksiksiz alacağını öğrendi.

“Biriken izinlerim ne olacak?”

“Onlar geçmişte kaldı maalesef” yanıtını aldı. Yargıtay’ın yeni içtihadına göre kullanılmayan izinler yanmış sayılıyordu.

“Mahkemeler neden hep güçlünün tarafını tutarlar?” diye düşündü.

Yine de odasından çıkarken muhasebe müdürüne teşekkür etti. Bu devirde hangi şirket, işten çıkardığı çalışanların tazminatını tam olarak ödüyor ki?

Masasına gitti, sandalyesine oturdu. Aslında çıkıp gidebilir. Ama on altı yılın alışkanlığı var. On altı yıl. Bu şirkete on altı yılını verdi. Gece, gündüz demeden. Yaz, kış demeden. Bayram, seyran demeden. Bir kez bile bir haftadan uzun tatil yapmadı. Ne zaman iznini uzatacak olsa patron telefona sarılıp, “Sen olmadan burada işler dönmüyor!” diye yalvar yakar geri çağırırdı.

“Demek ki dönüyormuş” diye mırıldandı.

“Efendim abi?”

Yanında oturan gençti sorunun sahibi.

“Dönüyormuş ben olmadan da.”

“Dönen ne abi?”

“Boş ver.”

Daha yirmi üç yaşında, ne bilecek işlerin nasıl döndüğünü bu dünyada. O bir ay önce kırkını devirdi. Nasıl iş bulacak bu yaşta? Bir arkadaşı proje bazlı çalışma sisteminden söz etmişti geçenlerde. Esnek çalışma diyorlarmış adına. Sigorta yapmıyorlar ama iyi para alıyorsun. O gün bu fikirden pek hoşlanmamıştı ama şimdi düşününce iyi geldi. Esnek. Güzel kelime. Zaten sevmese ne yapacak?

Eşyalarını toplaması lazım. Ama yerinden kalkası yok. İşlerin nasıl bu noktaya geldiğini düşünüyor. Son darbeyi doların 5 liraya çıkması vurmuş olmalı. Nereden çıktı bu kriz? “Hükümeti Gezi’yle, darbeyle yıkamadılar, şimdi akılları sıra dolarla yıkacaklar” diye açıkladı üst kat komşusu, ekonomideki çalkantının nedenini. İktidar partisinin yönettiği belediyelerden birinin taşeronluğunu yapan bir şirkette müdürlük yapıyor. Tuzu kuru. “Öyle değil mi abi?” diye sorunca başını salladı. Ama “Hayır öyle değil” dedi içinden, “Ekonomi o kadar iyi durumdaysa ben niye hissedemiyorum bunu?” Daha önce defalarca oy verdi iktidar partisine. Bu şirkette ondan başka iktidar partisine oy veren yok. Bir de çay ocağındaki Nuriye Abla var ama onu sayma. Neden iktidar partisine oy verdiğini soranlara, “Kriz çıkmasın da, çalıştığı şirket batmasın diye” şeklinde vermişti iki sene önce. Şu işe bak. Masasını toplamaya başlıyor.

“Hayrola abi” diye soruyor yanındaki genç, “Taşınıyor musun yoksa?”

İşin dalgasında. Hiçbir şey bilmiyor. Dünyanın nasıl döndüğü konusunda fikri yok.

“Gidiyorum, dönmemek üzere.”

Krizlerde işsiz kalanlara ve kalacak olanlara...

Okuyucu Yorumları