Tüpte bebekler, tükenmeyen hayaller, hikayeler

- A +

Tüp bebek tedavileri hayatımın içinde nefes almak kadar doğal bir hal almışken bakıyorum da çevremde de bu konuda ki bilgi akışı hiç de fena değil. Doğrudan ya da dolaylı bir çok insanın hakkında fikri olduğu bu konuda başka şeyleri yazmak istedim. Bu hafta biraz doktorculuk oynayacağım, yani kaçmak isteyen şimdi bırakabilir okumayı. Tabii ki içinde sadece tedavi anlatan bir yazı yazamayacağımı da tahmin edersiniz.

İlk soruyu ben sorayım, her isteyen neden anne-baba olamıyor? Çünkü kısırlığın tanımında çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin düzenli seks yapmasına ve korunmamasına rağmen belli sürelerin sonunda hamile kalmakta başarısız olmaları gerçeği var. Az önceki sorumun cevabı ilahi adalet olmasa gerek. Çünkü bilim var, tıp var. ‘Canım herkes de çocuk doğurmayıversin, bak etrafta bir sürü kötü bakılan, sahip çıkılmayan çocuklar var, onlara el uzatmaktan daha kutsal bir şey düşünemiyorum.’ demek de bir seçenektir. Fakat çok can alıcı başka bir soru var; ‘İnsanlar neden kendi çocuklarına sahip olmak isterler, yani kendi genetiğinden, kendi kanından olsun isterler? Bunu düşünmek lazım. Bununla ilgili fikirlerimi başka sefere yazacağım.  

Kadın bedeninin sağlıklı bir hamilelik geçirebilmesi demek, sağlıklı bir bedene sahip olması demek. Bu da doğurganlık yaşı kabul edilen yirmili yaşlarla otuzlu yaşların ilk yarısı için ideal dönem demek. Aynı şey hamile kalabilmek için de geçerli, hatta tavsiye edilen yaş dönemleri denebilir. Bu yaşlarda kadınların gebe kalmak için eğer sağlıklı çalışan tüpleri var, eşlerindeki sperm sayısı da normal ise bir yılın sonunda biliyoruz ki yüzde 85 oranında gebelik oluşmakta. Bu süre uzadıkça gebelik oranı yüzde 100'ü bulamadığı için de devreye bizler, tüp bebek uzmanları gireriz. Bu bahsettiğim oran her şeyin yolunda gittiğine inandığımız çiftler içindir. Bir de hali hazırda sorun yaşayanlar var ki onların daha uyanık olmaları gerekir.

Konu sarmadıysa bu paragrafı atlayabilirsiniz, doktor olmasam ve tüp bebekle ilgili bilgi açlığım olmasa ben göz okumasıyla burayı atlayabilirdim.  

Henüz bekar olanlar ya da çocuk istemini çeşitli sebeplerle erteleyenlerin kafasında ışık yakmak isterim. Çok hastam bu uyarıları zamanında dikkate almadığı için benimle epey mesai paylaşıyorlar. Ben de bir ‘acaba?’ sorusunu kafalarına sokmak isterim. Yıllık kontrollerin önemi de aslında burada tüm hayatınızı etkileyebilecek kararları almanız için zaman kaybetmemenizi sağlayabilir. Kısacık bilgiler vereyim bu olası alarmlarla ilgili; kadın ya da erkeklerin yumurtalıklarıyla ilgili geçirdikleri ameliyatlar çok önemli mesela, adetlerin çok düzensiz olması bir şeyler anlatmalı, ağrılı adetler ve ağrılı cinsel ilişki de keza. Bunlar endometriozis hastalığının, polikstik over sendromunun habercisi olabilir. Ya da başka hormon bozukluklarının tanınmasında erken uyarıcı olabilir. Karın içinde geçirilmiş ameliyatlar, kanamalar, enfeksiyonlar kadınların tüplerinde tıkanmalara yol açabilir. Ve kadınların en harika yaşı kırklar! yumurtalıkların biz yorulduk, bitiyoruz bir zaman sonra menopozla karşınızda olacağız dedikleri dönemlerdir. Hele ailede erken menopoz varsa kadınlar dikkat miras bu konuda kötü demektir.

Erkekler için hayat hep daha kolaydır ya burada da kural değişmiyor, çok basamaklı muayene testlere gerek kalmadan spermiyogram adını verdiğimiz sperm sayımı ile her şey ortaya konabiliyor; sorun var ya da yok bu kadar kolay. Tek bir test ve ne oluyor biliyor musunuz? Kısırlık tedavileri öncesi soruları derinleştirince erkeklerin çoğunun sperm testi vermekte direndiğini, doktorların bu testi en sona bıraktığını ve bir çok kadının gereksiz yere onlarca muayene olup, tedavi görüp, hayal kırıklığı yaşadığını gözlemliyorum. Gel de gene kadın konusuna girme, üzülme, olanlara sinirlenme.

Buradan devam edebilirsiniz okumaya önceki paragraftan sınavda soru çıkmayacak.

Bunları her gün odamda yeni çiftlerle tanışırken ya da bekar ama çocuk isteyen kadınlarla konuşurken gözlemlediğim sosyolojik ve psikolojik travmalardan ötürü yazmak istedim. Tüp bebek nasıl yapılır, ne ilaçlar kullanılır, başarı oranları nedir bunu öğrenmek isteyeneler için o kadar çok bilgi var ki internete biraz bakmak yeterli. Bu işin kalbi denebilecek merkezde çalışıyorum yıllardır ve artık rakamlardan değil insanlardan konuşmak istiyorum. Öyle zorluklarla karşıma gelmiş oluyor ki çiftlerin çoğu, ‘Aytun bak, tek tedavide bu işi başarmak zorundasın’ duygusunun altında eziliyorum. Tabii ki her hastanın, her tedavi için şanları bir birinden çok farklı, hangi sebeple tüp bebek tedavisi yapıldığı, kaçıncı kez yapıldığı beklentilerde farklılıklara sebep oluyor. Binlerce kez bu tedaviyi yapıyor olsam da her çift kocaman dünyalarıyla karşımda oturuyor. Güven, minnet, hayal kırıklığı, öfke, sükunet, sabır, mutluluk ne isterseniz var benim odamda tek bir günde bu duyguların hepsini soluyorum. Hastalarım sayesinde bildiğiniz şizofrenik bir hayat yaşıyorum. Bu kadar kuvvetli duyguları ardı ardına yaşamak doktor olarak ne kadar profesyonelleşseniz de kolay olmuyor, gözünüzden damlaların akmasına, mutluluktan zıplamalara, sarılıp sadece susmalara, bazen kapının önünde halay çekmenize bile sebep olabiliyor.

Tüp bebek hastalarımla çok uzun süre geçirdiğim için hayat öykülerine de dalma imkanım oluyor, neden çocuk istediklerinden önce çocuk olmaz ise neler olabileceğini tahmin edebilmek istiyorum. Boşanacaklarından tutun da evde şiddet gördüklerine varana kadar acıklı ülkem gerçekleriyle bir kez daha yüzleşiyorum. Kadınların da fena eziyet etmediğini gördüğüm eşleri var ama seyrek oranda. Kayınvalide, kayınbaba, görümce, yenge, komşu herkes konunun içinde. Bu kadar intim bir şey tüm mahallenin kaygısına dönüveriyor. Zaten omuzlarında yük, içlerinde kıyım kıyım duygularla kliniğe gelmiş çiftlere yardım mı zorluk mu hala karasız kaldığım bir kalabalık içinde tedavi yapıyorum.

İşinden gizli saklı gelen çalışan kadınlar, mesai arasında topukları çarparak kimi zaman yaptığı şeyi unutma noktasına gelip hedefteki duyguyu sadece ‘başarmaya’ endeksleyip karşılığında istediği şeyin çocuk kadar masum olduğunu unutup bir canavara dönebiliyor.

Başarılı sonuç alındığında kahraman ilan edilen siz ve ekibiniz başka bir hastanız için dünyanın en kötü ve başarısız doktoru olabiliyorsunuz. Bazen olumsuz bir sonuç için, negatif tüp bebek sonucu ya da düşükle sonuçlanmış bir gebelik, bir bakıyorum hastam beni teselli etmeye başlamış, ‘size çok güveniyoruz, elinizden geleni yaptığınıza da inanıyoruz, bizler inançlı insanlarız Allah’ın dediği olur hocam nihayetinde kısmet değilmiş, sizler aracımızsınız’. Şu hoşgörü ve sukuta diyecek kelime bulamam çoğu zaman. Evet doktorların Allah’ın eli olmak gibi kocaman bir sorumluluğu var.

Berdelin ne olduğunu canlı canlı karşımda oturan 14 yaşında evlendirilmiş, ‘bildiğin takas edildik hocam, aşirete altı tane çocuk doğurdum yarısı öldü, şimdi yaşayanlardan sakat olanlara bakıyorum’ derken ona sağlıklı bir evlat verebilmenin önemini hücrelerimde hissetmemem mümkün mü? Aynı saatlerde bilgisayarı başında yumurtaları döllenmediği için hayatındaki tüm yenilgileri, öfkeyi kelimelere dökerek zehir zemberek mail yazan hastamdan habersiz, başka bir hastamla gebeliğinin onu getirdiği, dönüştürdüğü halin dedikodusunu yaparım. Sonra hemşirem çağırır, ‘hastanız hazır’ der, embriyo transferi için laboratuvara giderim. Tüm hayallerini, geleceğini, belki cebindeki tüm parasını bu embriyo nakline, transferine odaklamış bir kadın masada bekler. İlk sefer ya da beşinci denemesi olsun fark etmez transfer anında öyle karmaşık duygular, dualar çarpışır ki o salonda yaptığın işin rutininden çıkmazsan hissedemezsin ve ağzından ‘bismillah’ kelimesi dökülüverir, bu büyük sorumluluğu tek başına üstüne almak istemezsin, sığınırsın. 

Cep telefonum masada kalmıştır, dönüşte yedi cevapsız çağrı, aynı numara aman derim birine bir şey oldu ‘hocam fax çektim geldi mi?’ der karşıdan bir ses. Ne diyeyim kızayım mı, bu vakte o kadar çok kızdım ki artık teslim olmuş bir ruhla ‘bakarım’ derim. Whatsapptan o sırada bir fotoğraf gelir, ‘hocam Allah razı olsun hayallerimize kavuştuk sayenizde’ diye yeni doğmuş bir meleğin fotoğrafı ektedir.

Akşam olunca dükkanın kapısını kapatıp gidemezsin, bir hastamın kanaması olur tüm dünyası başına yıkılır, ona her şeyin düzeleceğini anlatırım, yapması gerekenleri söylerim yarısını dinlemez bile. Başka bir akşam dostlarla yemekteyken doğumu başlayan hastam arar, masadan helallik alıp kalkarım.  Annem arar ‘çok özledim evladım, akşam yemeğini yedin mi?’ der, oysa ben sadece uyumak isterim.

Ve sabah olur illa ki, spor ayakkabılarımı giyer koşuya çıkarım, koşarım, koşarım. Aldığım her nefese bin kez şükrederek. Hayatlarına dokunduğum her insanı mutlu etmek isterim. Becerebildiğimce, gücüm yettiğince.

Okuyucu Yorumları