Bari bizi salak yerine koymasalar…

- A +

Hatırlayın. Tam üç hafta önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Makul sürede yargılanmadığı ve tutukluluğunun sürdüğü” gerekçesiyle bunun bir hak ihlâli olduğuna ve derhal (Bir daha: Derhal) tahliye edilmesine karar verdi.

Aynı gün AKP Reisi, Anayasa’da Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu yazıldığını ve kendisinin o anayasaya uymaya yemin ettiğini unuttu ya da umursamadı ve galiba kendini yargıç filan sandı. Harbiden bir cümle kurdu:

- Karar bizi bağlamaz, karşı hamlemizi yapar işi bitiririz.

AİHM kararlarının bağlayıcı olduğuna ilişkin uluslararası sözleşmede Türkiye Cumhuriyeti devletinin nal gibi mührü var ama, o “eski devlet” zamanında basılmış bir mühürdü. AKP Reisi ise bambaşka bir devletin “yeni Türkiye devleti”nin başkanı olduğuna inandığı için kararın bağlayıcı olmadığı kanısındaydı.

Gel gör ki danışman mı, milletvekili mi bilemiyorum ama AKP içinde hâlâ okuması yazması ve okuduğunu anlayabilecek algı gücüne sahip olanlar var. Onlar “devlette devamlılık” denen devletlerarası bir hukuk ilkesi olduğunu ve o yüzden o mührün ve dolayısıyla AİHM kararının da bağlayıcı olduğunu biliyorlardı. Nasıl cesaret edip Reislerinin kulağına bu gerçeği fısıldadılar bilemiyorum, ama Reis günden beri o cümleyi bir kerre daha kurmadı, sustu.

Ama Demirtaş da “derhal” tahliye edilmedi.

Zekaca düşük bile olsalar, kurnazlıkta çok hünerli olan “kravatlı mollalar”ın AİHM kararını nasıl aşacakları üstüne bizim gazeteci tayfası arasında epey “tahmin lotto” oynandı.

Öğünerek söyleyeyim, benim de aralarında yer aldığım takımın tahmini tuttu.

AKP iktidarı AİHM kararına ne uydu, ne itiraz etti. Hiçbir şey yapmadı, bekledi.

Bu arada nasıl olduysa oldu, başka davalarda kaplumbağa hızıyla yürüyen İstanbul İstinaf Mahkemesi apar topar toplandı ve 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Selahattin Demirtaş için verilmiş 4 yıl 8 aylık, Sırrı Süreyya Önder için verilmiş 3 yıl 6 aylık hapis cezalarını onaylayıverdi. Yani cezalar kesinleşti.

Böylece AİHM’in tahliye kararının pek anlamı kalmadı. O davadan tahliye edilse bile, yargılandığı bir başka davadan hüküm giymiş ve o hüküm kesinleşmiş olduğu için Selahattin Demirtaş hapiste volta atmaya devam edecek. AKP Reisi de hem 31 Mart’taki yerel seçimlerde, hem daha sonraki genel seçimlerde Demirtaş gibi diş geçiremeyeceği bir siyasetçiyi karşısında görmeden seçim meydanlarında boy gösterebilecek.

Siyasal terminolojide buna ne denir bilmiyorum. Ben “Bezirgan kurnazlığı” terimini öneriyorum.

*   *   *

Şimdi AİHM’in bağlayıcı kararı uygulanır ve biçimsel olarak Demirtaş’ın “ömür boyu hapis” istemiyle yargılandığı davadan tahliyesine karar verilir mi bilemem.

Eğer böyle bir karar verilirse, bizzat Reis’in ağzından “Bizde yargı bağımsızdır ve biz yargının işine asla karışmayız” yollu bir demeç duyarsak şaşırmayacağız.

Keza apar topar toplanıveren İstinaf Mahkemesi’nin kararıyla ilgili olarak herhangi bir siyasal baskı ya da talimatın söz konusu olmadığını ve yargının bağımsız olduğuna ilişkin açıklamaları bir kez daha duyarsak da şaşırmayacağız.

Şaşırmayacağız tamam da. Hiç olmazsa “Karşı hamlenizi yaptınız ,işi bitirdiniz, bari bizi salak yerine koymayın efendiler” demekten de geri kalmayacağız…

*   *   *

Not: Cumhuriyet gazetesine kim nasıl bulduysa yazar olarak getirilip, ardından bir kaç gün önce kapının önüne konan zat ha bire “Demirtaş – Kavala lobisi”nden söz ediyordu. Bunu ad saymadan söyledi. O yüzden lobi üyelerinin kimler olduğu tam olarak bilinmiyor. Ama hiç olmazsa buradan ilan edeyim: Ben o lobinin kararlı ve inatçı üyelerinden biriyim.

Okuyucu Yorumları