- A +

Askeri birlikler “başkomutan”ın buyruğu ile sınır dışına çıktı; “düştü düşecek”ken bir türlü düşmeyen, dahası özgürleşiveren Kobani topraklarından YPG izniyle geçip, Süleyman Şah Türbesi’ne gitti. Türbedeki “kutsal emanetleri” aldı, bayrağı gönderinden indirdi; aylardır IŞİD kuşatmasında ve fiilen kontrolünde olan tür-beyi -eğer doğruysa- havaya uçurup yok etti; kutsal (neden “kutsal” bilmiyorum) emanetleri alıp geri geldi.

Şu an Kobani yöresinde birkaç gün önce YPG’nin askeri güçlerince IŞİD’den kurtarılan Eşme köyünde yeni bir karakol inşaatı için iş makineleri çalışmakta. Resmi açıklamaya göre oraya bir Türk bayrağı dikildi. Yanında da YPG’nin Kürt bayrakları dalgalanmakta. Yeni karakol ve yeni türbe inşaatı henüz bitmediğine göre kutsal emanetler şu anda nerede bilemiyoruz. Başkomutan’ına çıkladığına göre “nakl-i kubur” yapılacakmış. (“Mezar nakli yapılacak” denseydi çok sıradan bir cümle olurdu. Başkomutan ve Sultan’a öyle sıradan sözcükler yakışmaz. O yüzden: Nakl-i kubur).

Yani anladığım kadarıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın türbesi üçüncü kez yer değiştiriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu amaçla Suriye’deki “sınırlarımızın dışındaki tek Türk toprağı”nı terk edip, yine sınırlarımızın dışında, yine Suriye’de, Eşme köyü yakınlarında

Bir yeri fethedip bir başka “Sınırlarımızın dışında bir Türk toprağı” kuruyor.

Buna da “nakl-i vatan toprağı” dense gerek…

(SüleymanŞah’ınyeri hatta kendisi tartışmalı türbesi ile ilgili ayrıntılı bilgi isteyenler şu linki tıklasınlar:

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/ suleyman_sah_turbesi_hakkinda_yanlis_bildiklerimiz-1208616)

***

“Sınırların dışında Türk toprağı” bana oldum bittim bir oksimoron gibi geldi. Hani sıcak buz, yuvarlak dikdörtgen filan gibi…

Yurt toprağı ama sınırların dışında?

Dahası önceleri Caber Kalesi’nin olduğu yerdeydi, sonra Suriye’nin Karakozak köyü yakınına taşındı, şimdi de Kobani’nin Eşme köyünde…

Peki bu durumda kendilerine milliyetçi den-mesin diye “yurtsever” terimini kalkan edinenler ne yapacak? Yurt toprağı ise yurt toprağı; ister sınırların içinde olsun, ister dışında, yurtseversen orayı da seveceksin.

Ancak nereyi sevecekler?

Caber kalesinin ordaki şimdi El Tabka barajının suları altında kalan yurt toprağını mı; Karakozak köyündeki dün terk edilen yurt toprağını mı,

Eşme köyündeki yeni yurt toprağını mı? Bu arkadaşların işi zor doğrusu.

***

Gelin tel tel dökülen bu saçmalıkla zaman geçirmeyelim. “IŞİD’in elinden orayı kurtaramadık, tüydük. Ama başka yerde şube açıyoruz, merak etmeyin” diyemeyenler olup biteni ayıp sınırında bir hamaset şekerine bulayıp bizlere yutturma çabasındalar.

Yutmayalım.

Hayır, bu yürekler acısı hamaseti değil, ilgilerimizin yönünü saptırmak için tezgâhlandığına hiç kuşkum olmayan bu siyasal üçkâğıdı yutmayalım…

Meclis’te İç Güvenlik Yasası adı altında yurttaşın devlet karşısındaki güvenliğini sıfırlayan bir zihniyet bize dönmüş, yılışık bir sırıtma, vıcık vıcık bir hamaset eşliğinde sesleniyor:

-Meclis’e bakma; cambaza bak, Türbe’ye bak…

Yutmayalım. Gözlerimizi “sınırlarımızın dışındaki tek Türk toprağı”na değil, sınırlarımızın içinde “otoriter kapitalizm”i şaha kaldıran saldırıya dikelim.

Görünen o ki muhalefet partileri bu saldırı-yı Meclis içinde engelleyemiyorlar. Haklarını verelim, çabaladılar, denediler ama nafile.

Demokrasiyi çoğulculuk değil çoğunlukçuluk olarak kavrayan kravatlı mollalar bu yasanın maddelerini birer birer geçirmekteler. Belki bu satırlar yazılırken tasarı tümüyle yasalaşmış olacak…

Anlaşılan görev sırası bize geliyor. Biz yurttaşlara…

“Gezi çocukları”nın hınzır yaratıcılığı ile yurttaş cesaretini buluşturma günleri önümüzde...

Biber gazı da ateşli silahtan sayılacak, taşıyana 30 bilmem kaç ay ceza verilecekmiş öyle mi?

Hay hay!

10 bin Özgecan çantalarında biber gazı tüpleri ile Taksim Meydanı’nda buluşurlarsa ne olur dersiniz?

Sapan ve metal bilyeler de ateşli silahlar arasına katılıyormuş öyle mi?

Oluuuuurrr…

Kızlı erkekli beş bin kişi sapanlarıyla, yine kızlı erkekli bir başka beş bin kişi de sadece bilyeleri ile yürüyüşe geçerlerse, kahraman Türk polisi de onların tümünü (tümünü? Keh keh) yakalayıp yargıcın karşısına dikerse o yargıç ne yapar acaba?

***

Yazıyı noktalarken hatırlatayım:

Sivil itaatsizlik bedel ödemeyi göze alabilen cesur yurttaşların kanuni olmasa da sonuna kadar meşru, yani demokratik eylemidir…

Bu yazı Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır.

Okuyucu Yorumları