- A +

 

Geçen yazımda “668-696’ya KHK Düzeni-1” başlığı ile 20 Temmuz 2016’dan beri Kanun Hükmünde Kararname (KHK)ler ile işleyen Olağanüstü Hâl (OHAL) rejiminin ve 696 Sayılı KHK’nin hukuki meşruiyetini tartışmaya çalışmıştım. Anayasanın 15, 120 ve 121. Maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15.maddelerine göre yaptığım değerlendirmeler sonucunda, milletlerarası hukuka aykırı olan ve durumun gerektirdiği ölçüyü aşan ve hakların özünü ortadan kaldıran sınırlandırmalarla ciddi meşruiyet sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmiştim.

696 Sayılı KHK’nin 121.maddesinin üzerinde özel olarak durmak gerekiyordu. “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır” düzenlemesi, kamuoyunda çokça tartışılmıştı, bunu  yazının ikinci bölümüne bırakmıştım.

Ben yazının ikinci bölümün geciktirdim, gecikme için özür diliyorum. O günden bu güne; 12 Ocak’ta 697 sayılı KHK yayımlandı, OHAL üç ay daha uzatıldı, gazetecilere ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlali kararına Ağır Ceza Mahkemelerince uyulmaması garabetini yaşadık ve son gündemimiz aklımızla dalga geçercesine barışın simgesi olan “Zeytin Dalı” kullanılarak başlatılan  Afrin Operasyonu.  Ne yazık ki yazılarımız gündeme yetişemiyor.

Gündem yoğunluğuna rağmen söz verdiğim gibi bu yazımı 696 Sayılı KHK’nin 21.maddesi ile  “8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 37 nci maddesine eklenen fıkra” ile sınırlı tutacağım. Çünkü; bu düzenleme, paramiliter güçleri ve onların silah kullanmasını meşrulaştıran,  hukuk güvenliğini tamimiyle ortadan kaldıran sonuçlar doğurabilecek nitelikte, o yüzden gündemden düşmemesi gerekiyor.

Ek yapılan 6755 Sayılı Kanun, darbe girişiminden sonra yürürlüğe konulan ikinci KHK olan, 27 Temmuz 2016 tarihinde yürürlüğe giren 668 sayılı KHK’nin yasalaşmış hâli.  KHK ile yasanın 37.maddesinin tam metni şöyle oldu; “(1) 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hâl süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz. (2) Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır

Daha önce, “15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kamu görevlilerine” sorumsuzluk  getirilmiş iken şimdi siviller de bu kapsama alındı.

Bu ihtiyaç nereden çıktı? Hükümet yetkililerinin “düzenlemenin  15 Temmuz darbe girişimine canı pahasına karşı koyan, darbeyi önleyen resmi ya da sivil yurttaşları kapsadığı” sözleri düzenleme metni karşısında ikna edici değil. Zira mesele darbeyi önlemenin cezalandırılmaması ise buna ilişkin mevzuatta zaten düzenleme var. Türk Ceza Kanunu’nun “Meşru Savunma ve Zorunluluk Hâli” başlıklı 25.maddesine göre; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” Bu düzenleme karşısında tankla, topla, tüfekle, uçakla yapılan darbe kalkışmasına karşı koymak onu önlemek için güç ve hatta silah kullanmanın cezalandırılması zaten söz konusu değil.

O zaman KHK düzenlemesinin amacı ne olabilir? Darbeyi önlüyorum diye işkence ve gayriinsani muamelelere de sorumsuzluk getirmekse o konun üzerinde durmak gerekiyor. Öncelikle hatırlatmakta yarar var; faili ya da mağduru kim olursa olsun her hâl ve koşulda işkence yasaktır. Buna ilişkin yasal düzenlemeler çok açıktır. Yazının uzaması pahasına aktarmak gerekiyor. Anayasanın 17.maddesi 3.fıkrasına göre;  "Kimseye İşkence ve eziyet yapılamaz  insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz" AİHS’nin  3.maddesine göre de; "Hiç kimse işkenceye, gayri insani yahut  haysiyet kırıcı ceza veya  muameleye tabi tutulamaz". Sözleşme taraf devletlerin olağanüstü durumlarda  sözleşmeden kaynaklanan  yükümlülüklerini kısmen  ortadan kaldıran 15.maddesinde, 3.madde ile koruma altına alınan “işkence ve kötü muameleye uğramama hakkı” konusunda, yükümlülüklerini ihlal edemeyecekleri kuralını koymuştur.  Yine 21.04.1988 tarih ve 3441 Sayılı Yasa ile onaylanan "İşkence Diğer Zalimane,Gayrıinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi" nin 2.maddesine göre;  "1.sözleşmeye Taraf Devlet, yetkisi altındaki ülkelerde işkence olaylarını önlemek için etkili kanuni, idari, adli veya başka tedbirleri alacaktır. 2.Hiç bir istisnai durum, ne harp hâline de bir harp tehdidi, dahili siyasi istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez. 3.Bir üst  görevlinin veya kamu merciinin emri, işkencenin haklılığına gerekçe kabul edilemez."  İşkenceye, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye uğramama hakları temellerini  bireyin vücut bütünlüğünün  dokunulmazlığı ve insanlık onurundan alır, bunun için, bütün insan hakları içinde en önemli olanlarıdır. Uluslararası İnsan Hakları hiyerarşisi içerisinde bu haklara tanınan yüksek değer, bunların özel yapısını yansıtır. Dolayısıyla resmi görevli olsun, sivil olsun, darbeyi önleme amacıyla hareket etseler bile onların işkence eylemleri affedilemez.

Amaç af getirmek ise böyle af kanunu olmaz. Anayasanın 87 maddesi genel ve özel af çıkarma yetkisini meclise tanımış üstelik üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun oyunu aramış. Anayasanın bu düzenlemesi karşısında KHK ile af çıkartılamaz.

Düzenlemedeki “15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü” bir nebze anlaşılabilir,  “ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler” neyin nesidir, neyi kapsayacak? Bugün artık demokratik siyasetin gereği eylemler ve söylenen sözler, haberler, yorumlar, yazılar, sosyal medya paylaşımları “terör eylemi” olarak soruşturuluyor. Birileri çıkıp bu düzenlemeye dayanarak ve “terör eylemini bastırıyorum” diye gazeteleri, basımevlerini, siyasi parti binalarını basmaya kalkarsa, kendisinden farklı olan insanlara “terörist” diye saldırmaya kalkarsa ne olacak?

Neresinden tutarsanız elinizde kalan bir KHK düzenlemesi ile karşı karşıyayız. Amaç kampları olduğuna dair ciddi iddialarda bulunulan paramiliter güçlere yasal güvence sağlamaksa, yapılanın hukuki olarak değerlendirecek bir yanı olamaz. Amaç öyleyse; bunun herkesin silahlanması sonucunu doğuracağını, hukuki güvenlik diye bir şeyin kalmayacağını şimdiden söyleyelim ve ekleyelim; o güvensiz ortamda KHK’de imzası olanlar dahi güvende olamazlar.

Anlatmaya çalıştığım olası tehlikeli sonuçların önüne geçmek için Meclis açılır açılmaz öncelikle savaş halini  ve bu KHK’yi gündemine almalıdır. KHK’deki tek tip düzenlemesi gibi pek çok sorunlu düzenlemenin yanında 121.maddenin özel olarak ele alınması ve KHK’den çıkartılması gerekir. Aksi halde olacaklardan KHK’yi yapanlar kadar onu kanunlaştıran Meclis üyeleri de sorumlu olacaktır.

Okuyucu Yorumları