- A +

Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde “Çin modeli büyüme” olarak anılan ekonomik modelin, Çin Komünist Partisi’nin idaresinde, Batı fikirler tarihindeki gibi işlemeyen bir modele yaslandığı söylenmekte. Yani, insan hakları, demokrasi, fikir ve ifade özgürlüğü üzerine oluşmayan ve de Batı-dışı modele yaslanarak gelişen ekonomik  ve siyasi bir model olarak sunulduğunu görüyoruz. Bu teze gelen eleştiriler gittikçe açığa çıkmaya başlamakta. Amerika’nın İran ve Çin merkezli bir ambargo politikasına girmesinin karşısında; Rusya, Hindistan ve Çin’in İran ile petrol ilişkilerinin  devam edeceğini ilan etmesi uluslararası ilişkilerde tehlike çanlarının çalmaya başladığını mı haber vermekte ? Bu uluslararası siyaseti ilgilendiren bir konu; ama bu arada, Çin ekonomisinin başarısının “Çin Modeli” üzerine kurulmaktan çok uzak olduğu tezleri ortaya atılmaya ve tartışılmaya başlandı. Batı-dışı bir model olarak ele alınan bu ekonomi-politika artık açık olarak Çinli ekonomist Zhang Weiying tarafından eleştirilmemekte.

Çin modelinin ekonomik başarısı için, demokrasi ve insan haklarına ihtiyaç olmadığı tezine karşı çıkan Çin’in ünlü ekonomistlerinden biri olan, 59 yaşındaki Zhang Weiying “Kırk yıldır Çin ekonomisinin gösterdiği performansı, tam tersine, liberal olarak işlemiş olan  ekonomisine” bağlamakta. Çinli ekonomistin görüşü “Çin Modeli” adındaki ekonomik modelin siyasi bir ekonomi politikaya bağlı olmaktan çok piyasadaki fiyatlar üzerinden geliştirdiği tezlere ve ekonomideki liberalizme bağlıdır. Frédric Lemaitre’in Le Monde gazetesinde verdiği habere göre, Pekin Üniversitesi’nde, Guanghua İşletme Ekolü’nde öğretim üyesinin yeni ortaya çıkan bu tezi,  Mavi Nehir olarak adlandırılan “Yang Tse’ye atılan bir taş” olarak nitelendirilmektedir. Bu teze göre; bugün, Amerika Birleşik Devletleri ile ekonomik savaşın nedeni Çin Komünist Partisi’nin Tek Parti rejiminin başarısı değil, Çin ekonomisinin 1978’deki ilk reformlarından beri başlatılan ekonomik liberalizmdir. Bu tez, aynı zamanda, İnsan Hakları ve Demokrasi fikrine aykırı olarak işlemiş değildir. Pekin Üniversitesi’nde  Çinli ekonomistin 14 Ekim’de yaptığı konuşmanın içeriği, “Demokrasi ve İnsan Haklarıyla” işleyen politik ve ekonomik bir liberalizme dayanmaktadır. Buna rağmen, Çin’de Zhang Weiying’in bu konuşması sosyal medyada yer bulamamıştır; çünkü Çinli resmi görüşün tersini ileri sürmektedir. Çok istisnai bir büyümenin sahibi olan Çin ekonomisi liberalizm ile bu şekilde kuvvetlenmiştir; çünkü asıl  “Çin Modeli” olarak adlandırılan var olan  rejim değil, evrensel olarak işlemiş olan liberal politikaların kendisidir: Çin’in ekonomik büyümesindeki başarı  evrensel liberal politikalar sayesindedir.

Zhang Weiying “Çin Modeli” olarak adlandırılan Parti rejiminin içe kapamasının Çin ekonomisine fayda veremeyeceğinin altını çizmektedir; çünkü bu modele inanmış olanların yanlış yaptıklarını iddia eden Çinli Zhang Weiying put kırıcı biri olarak görülmektedir. Liberal ekonominin Çinli temsilcisi diye adlandırılan Çinli ekonomist, liberal politika ve demokrasi olmaksızın liberal ekonominin işleyemeyeceğini öne sürmektedir. Batılı devletlerin bile kendileri için düşünmeye başladığı bir “Çin modelin” işlemediğini Çinli ekonomist ifade etmektedir. “Çin Modelinin”  ekonomik ve politik olarak  rizikolarını ortaya koymaktadır.

Siyasi liberalizm ile ekonomik liberalizm birbirlerine ters değil, aksine birbirlerine destek olan rejimlerdir. Biri ekonomik olarak, diğeri ise politik olarak önce serbest piyasa ve hürriyet üzerine kurulu bir ifade ve söz söyleme özgürlüğünü içermektedir. Deng Xiopeng ile başlayan liberalleşme politikasının, Çin’in büyüme hızı kazanmasına katkı sağladığını iddia eden Çinli ekonomist,  1978 ile 2003 yılları arasındaki liberal politikaların sayesinde Çin’in dünyanın önemli ekonomilerinden birisi haline geldiğini vurgulamaktadır.

1974 Nobel Ödüllü Çinli ekonomist Zhang Weiying’in, Viyanalı Fredrick Hayek’i takip ettiği söylenmektedir. Kendisi, fiyatlardaki değişim bilgisini bireylerin karar verme mekanizmalarına bağlaması ile Hayek’in izinden gitmiştir. Hayek’in görüşü uzun zamandan beri neo-liberalizm (Thatcher’in ekonomik politikasıyla) ile karıştırılmış olsa bile, Hayek kendisini muhafazakar değil ama liberal olarak adlandırmıştır. Muhafazakarlık ve  liberallik arasındaki fark,  İngiliz filozof Roger Scruton’a göre, birincisinin otoriter, ikincisinin ise özgürlükçü olmasıdır. Buna göre; liberal anlayışın, siyasi ve entelektüel (Locke’dan) ile kişisel (John Stuart Mill’den) özgürlükleri, ve sonunda da (Adam Smith’den  gelen) ekonomik özgürlüğü içerdiğini söyleyebiliriz.  Buradan da anlaşılabileceği gibi, Zhang Weiying’in etkisinde kaldığı düşünür Hayek’tir.  F. Hayek (1899- 1992) ile M. Friedman (1912-2006) aynı tip bir liberalizme bağlı durmamaktadırlar. Neo-liberal küresel ekonominin finans kapitalinin demokrasi ile ilişkisi özgürlükçü liberal bir ekonomi-politika ile aynı değildir. Liberal ekonominin bir nesnesi (kımıldamayan bir pazar) olmaktan çok aslında bir eylemi vardır (piyasanın hareketleri). Hayek’in düşü, bir düzen kurmaktan çok bireylerin kendi çıkarlarını kendi özgürlükleri içinde bulmaya çalışmalarıdır: Bir olmayan ve bütünleşmeyen bir toplum  özgürlüğüne dokunmaktadır. Bütünleşme ve özgürlük birbirlerine heterojendir.

Zhang Weiying’in 2010 yılında yayımlanan Piyasanın Mantığı adlı kitabında da ileri sürmüş olduğu gibi, “ekonomik özgürlüğün getirdiği piyasa ekonomisi ile liberal politikalar birbirlerini takip etmektedir”; çünkü – her ne kadar tartışılır gibi durmakta olsa bile- piyasa ekonomisinin getirdiği imkanlar insanlığı refaha ve özgürlüğe yükseltmektedir. İfade özgürlüğü buradan yola çıkmaktadır. Çinli ekonomistin içeriden bakanın gözü önemli durmaktadır. Bu bakış, bize son 30 yıldır Çin ekonomisi üzerine pratik olarak çalışan birisinin  tezlerini sunmaktadır. Ve, Çin ekonomisi hemen hemen yıllarca onun tarafından yönlendirilmiştir. Onun tezlerinin Çin’in ekonomik büyümesindeki katkısını izlemekteyiz. Liberal serbest piyasa ekonomisi ve özel mülkiyetin bireylerin yaşamındaki özgürlük üzerine kuran bakışıyla, Zhang Weiying özgürlükçülüğün büyüme ile ilişkisini vurgulamaktadır. Kendisinin uzun yıllar boyunca Çin’de ekonomik büyümenin geliştirilmesi için, Çin idaresinde çalışmış olması, Çin ekonomisinin son yirmi beş yılını çok iyi bilen birisi olması nedeniyle ekonomik büyüme tarihini içeriden yaşamış bir kimsedir ve bu içeriden yaşanmışlığın vermiş olduğu tecrübeyi bugün artık Çin’e ve dünyaya sunmayı istemektedir.

Burada ortaya çıkan; insan haklarının ve demokrasi içinde yer alan ifade özgürlüğünün, yani “fearless speech”in  veya Michel Foucault’nun “doğruyu söylemek” adıyla, Eski Grek Felsefesinden yola çıkarak ifade ettiği kavramın ekonomik büyümedeki etkisi önemli bir veri ve bir kazanç olarak durmaktadır; çünkü hangi ülke olursa olsun, insanın “özgürce bildiğini ifade etme” hakkı, bir serbestîye hakkı olarak, hangi siyasi yana bakacağını, nasıl yaşayacağını, nereye yatırım yapacağını, kimlerle ortak olabileceğini özgürce seçmesi bakımından önemli durmaktadır. Ekonomide piyasa ekonomisi ve fiyatların piyasa tarafından belirlenmesinin önemi, karar özgürlüğü neticesinde “başarılı” veya “başarısız” olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, daha önceki bir yazımda ifade etmiş olduğum  gibi (bkz. T24, Demokrasi Nedir?), demokrasiyi kurumsal ve anayasal bir yapı olmaktan çok, anı anına geliştirilecek olan bir süreç olarak düşünmek lazım; çünkü, neticede, demokrasinin var olma koşulu, hakim olanın söylediğinin tersini savunabilmek özgürlüğüdür ve bu, bir durumdan diğer duruma değişebilir: Sabit bir karşı çıkma özgürlüğü olamaz ! Bu anlamda, demokrasinin oluş koşulu Michel Foucault’nun parrêsia adını verdiği duruma aittir. Doğru bildiğini söylemek. Bu, her zaman iktidarın söyleminin tersini söylemek değildir.

Soyutlama yapmadan baktığımızda, yani soyut kavramlardan yola çıkmadığımızda, ülkelerin kendi coğrafi ve tarihi geleneklerine yönlenen mekanizmalar ve anı anına gelişen siyasi stratejiler dışında, “evrensel” değerlerin önemi, burada, Çinli ekonomist tarafından vurgulanmaktadır; çünkü küresel olan bir ekonominin kapalı sınırlardan çok özgürlüğe ve yer değiştirmeye ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Dünya tarihinde ekonomik büyümeler kadar, kültürel ve sanatsal  gelişmeler de hep özgürlük dönemlerinde ortaya çıkmış ve komşu ülkeleri de etkilemesini bilmiştir.

Okuyucu Yorumları