- A +

2011 yılı Mart ayında başlayan ve 30 Eylül 2015’te Rusya’nın dahil olmasıyla ikinci evresine girilen Suriye Savaşı’nda Halep şehrinin tamamıyla Suriye Arap Ordusu’nun denetimine geçmesiyle birlikte “üçünce perde” açılmış ve yeni bir evreye geçilmiş olacak. Halep’in düşmesi Esad rejimin devrilmesini bekleyenler için büyük bir darbe belki ama, bu güçler için “Game Over” yani “Oyun Bitti” diyebileceğimiz bir noktada da değiliz.

Suriye denklemine dahil tüm güçlerin son günlerdeki tüm hazırlıkları savaşın bu yeni evresine yönelik olarak şekilleniyor. Türkiye için de daha “sert” geçeceği belli olan bir evre bu. Hayat insanoğlunu yanıltmakla mükellef ise de, bizler bu yeni evrede neler görebiliriz, şimdi onları düşünmeye, en azından yanılacağımız konuların bazılarını belirlemeye çalışalım. Tabii ki, sahadaki belli başlı güçler üzerinden...

DAEŞ:

Savaşın ikinci evresinde hakim olduğu toprakların önemli bir kısmını yitiren DAEŞ (ya da bizde daha sık kullanılan adıyla IŞİD), üçüncü evreye sürpriz Palmira saldırısıyla başladı. Bundan sonraki hamlelerini hasımlarının oyun planına aykırı bir tasavvurla yapacağını göstermiş de olan örgüt, 9 Aralık’ta başlattığı taarruzu ile Suriye’nin hemen hemen orta noktasındaki bu kenti neredeyse 24 saat içinde ele geçiriyordu. Bölgede çatışmalar halen sürüyor.

Türkiye’nin El-Bab kırsalındaki muharebelerde doğrudan karşı karşıya geldiği DAEŞ ile üçüncü evrede daha sıcak çatışmalar içine çekileceği yönünde işaretler de var. Örgütün resmi sözcüsü Ebu’l Hasan El- Muhacir’in kısa süre önce yaptığı bir konuşmasından bunu net olarak anlıyoruz. El- Muhacir, örgütün yayın organı Rumiyah dergisinin “Rebiulevvel 1438” yani Aralık 2016 tarihli dördüncü sayısında da tam metniyle yer verilen bu konuşmasında, Türkiye’ye ve Türk güvenlik güçlerine yönelik açık bir saldırı çağrısı yaptı. “Size Söylediklerimi Hatırlayacaksınız” başlıklı söz konusu çağrısında El-Muhacir şunları söylüyordu:

“Ey El-Bab ve kırsalındaki şehadet süvarileri ve cihadın aslanları!” (…) Bizler, her sadık muvahhidi mürted laik Türk hükümetinin her yerdeki organlarını, emniyet teşkilatlarını, askeri birimlerini, iktisadi yerlerini, medyalarını ve hatta tüm dünyadaki beldelerde onu temsil eden elçiliklerini ve konsolosluklarını hedef almaya çağırıyoruz.”

10 Aralık tarihli Beşiktaş Saldırısı’nı TAK üstlendi. Ancak DAEŞ’in de önümüzdeki süreçte buna benzer kanlı eylemlere daha fazla yönelme ihtimali yukarıdaki çağrıyla artmış görünüyor. Tabii Türkiye’deki hücrelerinin sayısının artmasını uman ve bu sebeple Türk halkını doğrudan karşısına almaktan kaçınan örgütün bu tip saldırıları daha önce olduğu gibi açıkça üstlenmesini her zaman beklememek lazım. Bölgeyi iyi bilen ve değerlendiren, deneyimli gazeteci ve yazar Fehim Taştekin’in geçen Temmuz ayında Gazete Duvar’ın kendisiyle yaptığı bir söyleşide belirttiği gibi, IŞİD saldırıları açıkça üstlendiği takdirde, “Türkiye’yi açıktan yanıt vermeye mecbur bırakacaktır. Bu da IŞİD’in sahadaki varlığına yönelik tehdidi büyüten tetikleyici bir neden olabilir.

Tabii IŞİD’in bu tip saldırıları açıkça üstlenmemesi, –Suriye’deki oyun planını sarsacak ya da en azından ciddi şekilde etkileyecek – daha sert bir karşılık verme mecburiyetiyle karşı karşıya kalmak istemeyen Ankara’yı da rahatlatan bir durum olacaktır.

Örgütün kalesi olarak bilinen Rakka’da ne kadar tutunacağını da bilemiyoruz. Ancak Rakka gibi önemli bir şehrin düşmesi Suriye Savaşı’nda muhtemelen üçüncü evrenin tamamlanması anlamına gelebilecek.

ABD:

Geçtiğimiz hafta başında Almanya’da Rus meslektaşı Sergey Lavrov ile görüşen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry için öncelikli konu Halep’te –cihatçılara soluk alma ve toparlanma olanağı sağlayacak- bir ateşkesin sağlanması idi. Ne Halep’in batısındaki ne de Yemen’deki sivillerin güvenliği için kılını kıpırdatmış olan Washington yönetiminin, yanına Fransa, İngiltere ve Almanya’yı da alarak bütün PR gayretleriyle Rusya’yı Halep’te arzuladığı tarzda bir ateşkese ikna etmesi mümkün olmadı.

Halep’te sivillerin tahliyesi ve güvenli bölgelere yerleştirilmesi için Suriye hükümetince şehirde zaten güvenli bir koridor açılmıştı. Rus uçakları da şehirde düzenledikleri hava akınlarını bu geçişler nedeniyle durdurmuştu. Böylece 15 Kasım tarihinde şiddetlenen çatışmaların ardından bu koridordan 80 bini aşkın kişinin şehri boşaltarak güvenli bölgelere geçişi sağlanmıştı. Suriye ve Rusya, Birleşmiş Milletler’den (BM) ateşkes yönünde bir karar alınmasına bu sebeple lüzum görmediler. Zira BM denetiminde bir ateşkes demek, bölgedeki militanların sakallarını kesip, üniformalarından sıyrılıp  sivillerin arasına karışarak çaktırmadan bölgeden ayrılmaları ve Halep’in güneyinde bu kez daha güçlü silahlara da kavuşarak yeniden toparlanmaları demekti. Nitekim, bölgeden gelen haberlere bakılırsa, “Şam’ın Fethi Cephesi” isimli muhalif yapılanmaya mensup militanlar iyice sıkıştıkları Halep’in doğusundaki mevcut geçiş noktasından sivillerin arasına saklanarak kaçmayı da denediler. (Tabii Suriye istihbaratının çabalarıyla bunların önemli bir kısmının yakalandığı da yazılıp çizildi.)

BM Güvenlik Konseyi’nin şehirde bir haftalık ateşkes sağlanması yönündeki karar taslağını Rusya ile Çin işte bu nedenle veto ettiler. Halep’te ABD’nin “ılımlı isyancılar” olarak gördüğü ve rejime karşı mücadelelerinde desteklediği cihatçılara ait son cep te bu şekilde düşerken, Washington yönetiminin artık bu durumu veri kabul edip savaşın üçüncü evresi için hazırlandığını görüyoruz.

Peki neler yapıyor bu evre için Washington?

Bir kere, Suriye'deki muhaliflere yapılan yardımların önündeki kısıtlamaların kaldırılmasına çalışıyor. ABD Senatosu 9 Aralık’ta, Savunma Bakanlığı’nın bu yöndeki 2017 bütçe tasarısını kabul ederek Beyaz Saray’a gönderdi. 619 milyar dolarlık 2017 bütçe tasarısı ile Suriye’deki muhaliflere taşınabilir hava savunma füzeleri (MANPAD) verilmesinin önünü açılıyor. Böylece omuzdan fırlatılan bu güdümlü füzelere sahip muhalif güçler bir kişiyle bile Rus ya da Suriye uçaklarını vurma yeteneğine sahip olacak.

ABD’nin üçüncü evreye yönelik bir diğer hazırlığı da, bölgeye gönderilen askerlerin sayısının artırılması yönündeki Başkan Obama kararı oldu. Washington, aralarında özel kuvvetlerin de bulunduğu 200 askeri daha Suriye’ye gönderme kararı aldı. DAEŞ’in Suriye’deki kalesi Rakka’nın geri alınmasında sahadaki Kürt ve Arap güçlerine yardım edecek bu askerler, halihazırda Suriye’de bulunan 300 ABD özel kuvvet askerine katılacak. Bu askerler de söz konusu yerel güçlere DAEŞ ile mücadelelerinde organizasyon, eğitim ve teçhizat desteği verecek.

SURİYE VE RUSYA:

Suriye Arap Ordusu’nun Halep’te denetimi tamamıyla ele geçirmesinin ardından askeri sahada nasıl bir yol izleyeceğini henüz pek bilmiyoruz. Ancak kimilerince “Suriye’nin Stalingrad’ı” olarak da anılan Halep’in düşmesinden sonra Ordu birlikleri muhaliflerin elindeki İdlip’i baskı altında tutmaya yönelebilirler. Tabii sahadaki diğer uluslararası güçler Suriye’nin bu tip bir adımını bozmaz ise!

Bu çerçevede, Suriye Ordusu’nun en stratejik adımı, Rusya Hava Kuvvetleri’nin de desteğiyle Afrin kantonunun güneyindeki Anadan’ı ele geçirmek ve akabinde de Antakya - Halep arasındaki D-827 Türk Karayolu ile M-45 Suriye Karayolu üzerinde yer alan Bab El-Hava sınır kapısını denetim altına almaya çalışmak olabilir. Bab El-Hava, savaş sırasında Reyhanlı yakınlarındaki mülteci kampına ulaşmaya çalışan Suriyelilerin sık geçiş yaptığı ve bu geçişlerde silah, petrol ve gaz kaçakçılığının görüldüğü yönünde iddialarla anılan bir kapıydı. 2012’den sonra uzun süre Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı güçlerin elinde kalan kapı 2014 Temmuz’dan bu yana Ahrar’uş Şam Hareketi tarafından kontrol ediliyor.

Bölgeden sızan haberlere bakılırsa, Suriye Ordusu 2013’ten bu yana Ahrar’uş Şam’ın elinde bulunan ve Halep'ten 70 km. uzaktaki Meskene bölgesinde yer alan El-Cerrah askeri havaalanını da ele geçirmek isteyebilir. Benzer şekilde Halep muhafazasına bağlı bir nahiye olan ve Halep şehrinin 50 km doğusunda, Rakka karayolu üzerinde bulunan Deyr Hafir’i de almak isteyebilir.

İdlip’teki bu tip olası gelişmeler, Ankara ile Moskova arasındaki görüşmelerin seyrini de önemli ölçüde etkilemeye aday nitelikte olacaktır.

Bu arada, Halep’in kuzeyine çıkmak isteyebilecek Suriye Ordusu için görünürde bir de El-Bab denklemi var. Türkiye’nin eski Erbil Başkonsolosu, deneyimli diplomat Aydın Selcen’in “El Bab: Bataklıktan Önce Son Çıkış” başlıklı yazısında aktardığı gibi, bu şehir “yöresel vekalet savaşçıklarının, topyekun bir Suriye-Türkiye savaşına evrilmesini önlemede çok önemli.” 

Bu önem mevcut kilitlenmede Suriye Ordusu’nun oynayacağı rolü daha da ilginç kılıyor. Malum, Kürtler Haseke ile Afrin arasında bir koridor açmak için, Ankara da bu koridora engel olmak için Suriye’nin (ve tabii Rusya’nın) desteğini arkalarına almak istiyor. Dolayısıyla El-Bab’taki kilitlenme durumu şu an için Suriye ile Rusya’nın işine yarıyor ve Moskova’ya iki güçle de doğrudan ya da dolaylı şekilde çalışma ve manevra sahasını geniş tutma olanağı sağlıyor. Ancak yakın bir zamanda Moskova yönetiminden Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile daha yakın çalışmak üzere El-Bab konusunda Ankara’yı nazikçe dışlayan “yaratıcı” bir formül gelirse, çok da şaşırmamak lazım.

Tabii bu hesaplarda unutulmaması gereken bir nokta da şu: Türkiye’nin Karkamış'tan Yayladağı’na kadar olan sınır hattı, silah, mühimmat, ilaç gibi her türlü malzemenin Ankara’nın desteklediği gruplara ulaştırılması açısından son derece önemli. Savaşın üçüncü evresinde öne çıkacağı anlaşılan İdlip bahsinde bu hat daha da kritik bir işlev göreceğe benziyor. Ankara’yı El-Bab çizgisinde tutan Rusya bu gerçeğin farkında. Dolayısıyla bu hattan akacak lojistik destek DAEŞ ile mücadeleye gittiği sürece Rusya ve Suriye için ne âlâ! Ama değilse, orada bazı ihtilafların büyüdüğünü oyunun Türkiye için daha da sertleştiğini görebiliriz! Buna hazırlıklı olmayı isteyecek Ankara’nın Suriye sahasında ikinci bir cephe açma ihtimalini de hiç küçümsememek gerekir.

Üçüncü evrede Suriye Ordusu’nun Hama’nın doğusundaki DAEŞ ceplerini temizlemeye yönelik artan bir gayret içinde görebiliriz. Geçtiğimiz aylarda Suriye Ordu birlikleri Hama şehrinin kuzeyinde Cund’ul Aksa grubuyla yoğun çatışmalara girmişti. Bu çatışmaların ardından bölgede yirminin üzerinde belde ve köyü denetim altına alan ordu birlikleri, Hama muhafazasına bağlı ve şehrin 18 km kuzeybatısında yer alan Taybet el-İmam kasabasının da girişine ulaşmış ve Makateb kontrol noktasını ele geçirmeyi başarmıştı. Yine sahadan sızan bilgilere bakılırsa, önümüzdeki dönemde Suriye ordusundan Taybet el-İmam’ın merkezine yönelik büyük bir taarruz başlatmasını ve bu arada Buveyde köyünü alarak cihatçıların ikmal hatlarını kesmeye girişmesini bekleyebiliriz.

Ancak Suriye ordusunun ülkenin ne güneyinde ne de doğusunda, özellikle de küçük bir cebe sahip olduğu Deyr’üz Zor’da kapsamlı bir harekâta girişmesini beklemeliyiz. Kuzeyde, Türkiye desteğindeki Özgür Suriye Ordusu güçleri ile kapsamlı bir muharebe içine girmek isteyeceğini de sanmıyorum. Ama tabii bazı uluslararası aktörler Suriye ordusunu şu aşamada daha aktif olmak istemediği coğrafyalarda bu tip hamlelere zorlayarak zaman kazanmak ve bu süre içinde İdlip’teki muhalifleri koordinasyon, eğitim ve teçhizat bakımından güçlendirmek isteyebilirler.

Tabii bu dönem zarfında ABD-Rusya arasındaki görüşmelerin yoğunlaşacağını ve iki ülkenin Suriye konusunda özellikle Rakka’yı da içeren ortak bir yol haritası üzerinde uzlaşmayı deneyeceğini söylemeye bile gerek yok. Ama böyle bir uzlaşmanın şu aşamada “çantada keklik” olmadığını da biliyoruz.

ÖSO VE DİĞER MUHALİFLER:

Suriye’de “Fetih Ordusu” çatısında birleşerek İdlib kent merkezi ve kırsalında ilerleme kaydeden rejim muhalifleri Halep’i ele geçirmek için de 2015 yılının Nisan ayı sonlarına doğru “Halep Fetih Ordusu” (Fetih Haleb) isimli bir ortak operasyon birimi oluşturmuşlardı. Komutan ve savaşçıları büyük ölçüde Halepli, yani yerel unsurlardan oluşan bu ordunun homojen bir örgüt yapısında olduğu sanılmasın. Ortak operasyon biriminde, Şam Cephesi (Cebhetu’ş Şamiyye), Feylaku’ş Şam (Şam Kolordusu), Tecemmu Festekim Kema Umirte’nin (Emrolunduğun Gibi Dosdoğru Ol Topluluğu), Asalet ve Kalkınma Cephesi, Birinci Alay (El Fevc el Evvel), Nureddin Zengi Tugayı, Hür İdlip Ordusu gibi bileşenler yer almaktaydı.

Suriye Savaşı’nın üçüncü evresinde bu yapıların adını El-Bab ve İdlip dolayımıyla muhtemelen daha sık duyacağız. Kim bu örgütler, kısaca bakalım:

İngiltere'de yayımlanan Times gazetesi, daha 2015 Ağustos’unda Ankara'nın Suriye'deki muhalif çatı gruplardan Şam Cephesi’ni (Cephetu'ş Şamiyye) silahlandırmaya başladığını yazmıştı.

Birinci Alay (El Fevc el Evvel), Türkiye’nin de desteklediği küçük ama etkili bir örgüt.

ABD’nin de “ılımlı muhalif” diye desteklediği Nureddin Zengi Tugayı, geçtiğimiz Temmuz ayında Handarat Mülteci Kampı’nda 12 yaşındaki Filistinli bir çocuğun kafa kesme görüntüleriyle de bilinen Halep’teki en eski silahlı muhalif örgütlerden.

Türkiye ve Katar’ın da bir ara desteklediği söylenen Feylaku’ş Şam (Şam Kolordusu) ise, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı grupların çatı örgütü ve Hama, İdlip, Humus ve Halep’te etkili. Geçenlerde bazı kaynaklarda Feylaku’ş Şam’ın bazı birliklerinin de kimi Ahraru’ş Şam birlikleriyle birlikte Fırat Kalkanı Operasyonu için El Bab kırsalına götürüldüğü haberleri yer almıştı. Belli ki bu hat kızışıyor.

ABD’den de önemli askeri destek alan ve Özgür Suriye Ordusu bileşenlerinden olan Hamza Tugayları da Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında El-Bab’a en yakın noktada olan askeri güçlerden biri.

Cenevre heyetine katılan Suriye Yüksek Müzakere Heyeti’nin de üyesi olan Mücahidin Ordusu, Suriye’de geçiş dönemini Esad’lı olmasına karşı çıkmayan bir yapı. ABD’nin anti-tank füzeler verdiği örgüt ağırlıklı olarak IŞİD ile savaşıyor.

Bu yapıların sahadaki eylemlilikleri büyük ölçüde kendilerini mali ve askeri açıdan destekleyen güçlerin atacağı adımlara bağlı. Bu adımların neler olduğunu şu aşamada tam olarak bilemesek de, üçüncü evrenin Türkiye için genel olarak daha “sert” geçeceğini sanırım söyleyebiliriz.

Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) ve bu yapının en büyük bileşeni olan Kürtlerin üçüncü evredeki olası stratejisine ise başka bir yazıda daha kapsamlı olarak bakmaya çalışalım.  Zira bu yazıyı da epeyce uzattık. Ayrıca TAK tarafından üstlenilen ve “yoksa Suriye Savaş’ında Üçüncü Perde Beşiktaş’ta mı açıldı” sorusunu da sordurtan kanlı 10 Aralık saldırısı sahadaki bazı hesapları değiştirmeye aday da olabilir.

twitter: @akdoganozkan

Okuyucu Yorumları