- A +

Teknolojinin hepimizin ellerindeki telefonlardaki kameralar üzerinde yarattığı büyük dönüşüm sonrasında, etrafımızda olup bitenleri görüntülemek ve yaşananlardan haberdar olabilme olasılığımız da yükseldi. Özellikle sosyal medya üzerinde kendisini ‘var kılmak’ suretiyle kimlik kazanma yoluna gidenler ile birlikte, geçmişte gizli olan pek çok husus da orta yere saçıldı. Orada var olmanın dayanılmaz hafifliği altında ezilen binlercesi açısından, kelimelerin ne kifayeti kaldı ne de utanmanın herhangi bir sınırı!

Konuşur gibi yazmak ve yazdığının nereye dokunabileceğinden en ufak bir şekilde haberi bile olmamak gibi bir durumla karşı karşıyayız. Ötekine yönelik nefretin dile gelmenin ötesinde kanatlanarak uçmaya başladığı bir dönemdeyiz artık. Tüm insanlığın kendi sınırları içerisinde olmasa bile evrensel ölçütlerle yaklaştığı hadiselere, söz konusu olan kesimin bakış açısının nefret ve öfke dolu olması dikkat çekici. Hayatın başka alanlarında yaşananlar üzerinden faturayı bambaşka bir alana kesmek ve bunun üzerinden rahatlamak!

Bizimle aynı coğrafyada hemen güneyimizde 7.3 şiddetinde bir deprem yaşanıyor ve yaşanan sarsıntı, ülkemizin güneydoğu Anadolu bölgesindeki bazı şehirlerinde de hissediliyor. Atılan tweetler, söylenen sözler için utanç verici lafı bile hafif kalır cinsinden, benzer şekilde daha önce Bodrum’da yaşanan depremler sonrasında da bu kez olup biteni ‘ahlaksızlık’ üzerinden yorumlayan tweetlere şahit olmuştuk. Hatta işi daha da ileri götürüp neden bütün bunlar İzmir’de olmuyor diyenler bile çıkmıştı.

Ülkemizin son kırk yıl içerisinde yaşadığı savaşın sonucunda kaybedilen canların hesabını depremde ölen insanlara kesebilmek için bayağı farklı bir kafaya sahip olmak gerek! Yaptıklarımızın sonuçlarını ödemediğimiz gibi, yapılanların sorumluluğu konusunda da kafa karışıklığımız baki olmaya devam etmekte. Bütün bu tuhaflıkların sonucunda ise ortada olmayan bir durumu varmış gibi yaparak, kendimizi temize çıkarttığımızı zannederken insanlıktan da uzaklaşıyoruz.

Bu uzaklaşma hali her geçen yıl biraz daha fazla hepimizi içerisine almaya başladı. Zaman zaman farklı şekillerde yazdıklarımın ardından aslında hep böyleydik eleştirileri alırım. Belki gerçekten de böyleydik ancak bu ölçüde olup bitenin farkında değildik. Şimdi ise söz konusu teknoloji sayesinde bu tarz olayları ve bu olaylarda yer alan kişileri çok daha fazlasıyla görmeye ve alışmaya başladık!

Bir motorsiklet ile araba çarpışıyor ve çevredekiler hemen yardıma koşuyorlar. Tam bu anda üzerinde atletiyle motorlu birisi gelip yerde duran motorsikletin benzinini kendi motoruna boşaltmaya çalışıyor. O anda orada bulunanların da yardımıyla işini tamamlayarak çekip gidecek iken gazetecilerin görüntüleri ile jandarma tarafından yakalanıyor. Aslında çok bilindik bir görüntünün tekrarlanmasından ibaret olan bu olayda yaşananlar da insanlıktan nasıl uzaklaştığımızı bir kez daha hepimize gösteriyor.

Felaketlerin ardından acıları sarmaya uğraşanlar olduğu gibi olanlardan kendilerine pay çıkartmak için olay yerine üşüşenler de olmaktadır. Ülkemizde bu durumu büyük Marmara depreminde, İstanbul’da yaşanan sel felaketinde yaşadık! Son olay ise bunun artık giderek utanma ve kendisini saklamanın bile ötesine geçen bir hale dönüşmekte olduğunu göstermesi açısından önem arz etmektedir. Kayıtsızlığın ve vurdumduymazlığın tavan yaptığı bir dönemde insani olan duyguların yavaş yavaş hayatımızdan uzaklaşması da kaçınılmazdır.

İnsanlık dışı diye nitelendirilen uygulamalara en çok maruz kalanların başında hayvanlar geliyor. Yine teknolojinin yardımıyla en ücra köşelerde olanlar hakkında artık daha fazla bilgi sahibiyiz ve daha çok üzülüyoruz. Karınları deşilen köpekler, kediler, zevk için arabanın arkasına bağlanarak eziyet edilen hayvanlara yönelik işkencelerin biri bin para haline dönüşmeye başladı. Şiddetin kaçınılmaz kurbanları olarak hayvanlar her geçen gün biraz daha fazla eziyete uğruyor ve ortaya çıkan görüntüler utanma duygusunun çok daha ötesinde bir yaralamaya yol açıyorlar.

Ülke içerisinde doruklarda dolaştırdığımız şiddet ve erkeksi kodlar, en büyük travmayı ise çocuklara ve kadınlara yaşatmayı sürdürüyor. Tüm ülke bir suçmahali gibi her köşesinden taciz, tecavüz ve şiddet haberlerinin eksik olmadığı bir gündemle çalkalanıp duruyor. İçimizdeki öfkenin ve nefretin boyutları öylesine taşkın bir hal almış ki, önüne çıkan ne olursa olsun boğup geçmeye kararlı! Çocuklarımızı kaybediyoruz onlarla birlikte geleceğimizi eksilttiğimizi, yaraladığımızı ve örselediğimizi ise göremeyecek kadar körleşmiş bir haldeyiz.

Bambaşka bir döneme doğru hızla ilerlerken yaşadığımız tüm bu insanlık dışı uygulamalar ve söz konusu bütün bu olayların yaratacağı etkileri sadece cezai yaptırımlarla veya eğitim gibi klasik söylemlerle durdurabilmemiz mümkün olamayacaktır. Kendi bünyemizden öteki üretmeye başladığımız her dakika yeni nefret kaynakları da bize eşlik etmeye başlayacaktır. Uzun bir zamandır unuttuğumuz insanlığa dair özelliklerimizi hızla dolaşıma sokmak ve korumak durumundayız.

Utanmak insani bir duygudur buna karşın utanmanın üzerine insanlık dışı uygulamalar konulmaya başlandıkça, hayatın ritmi başka türlü bir boyuta doğru kayar. Şiddet sıradanlaşır, öfke ve nefret olağan görülür iken günah keçileri olarak nitelendirilen ötekilerin hayatları zorlaşır. Burada ne hayvanların ne çocukların ne de kadınların canları, namusları garanti altındadır. Suçun olağanlaştırıldığı ve normalleştirildiği bir dönemde tüm insanlık tehlike altındadır çünkü suç ve suçlu tipolojisi de nitelik değiştirmiş ve başkalaşım göstermiştir.

            

Okuyucu Yorumları