Nitelikli-niteliksiz tartışmasında kaybolan çocuklarımız

- A +

Ülkemizde uzun bir süredir çocuklarımız gerek liseye gerekse de üniversite sınavlarına girişlerinde tabi oldukları sınav sistemlerinin değişmesi ve bunun yarattığı etkiler ile boğuşmak durumunda kalıyorlar. İstediğiniz kadar çocuğunuzun iyi bir eğitim almasına ve iyi bir gelecek kurabilmesi için yatırımlarda bulunmaya çalışın, dönüp dolaşıp sınav sistemi denilen heyula ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Her yıl bir önceki yıldan farklı özellikler taşıdığı için olsa gerek sürekli olarak dönüşen ve bunun karşılığında neyin ne olduğunu anlayabilmenizin mümkün olmadığı bir sistem var karşınızda.

Çocuklarımızı el birliği ile bu anlaşılmaz sınav maratonunun içerisine sokup, onların en güzel zamanlarını ellerinden aldığımız gibi bütün yapıp ettiklerimiz hem bizlere hem de onlara çoğu kez hüzün olarak geri dönüyor. Geçtiğimiz öğretim yılının başında TEOG sınavı kaldırıldıktan sonra dönemin milli eğitim bakanı yapmış olduğu açıklamada başında bulunduğu eğitim kurumuna bağlı okulların bazılarının nitelikli bazılarının ise niteliksiz olduğunu açıklamada herhangi bir beis görmemişti.

Oysa aslında o gün yapılmış bulunan bu açıklama ile birlikte ülkemizin okulları arasındaki bütün dengeler alt üst hale sokulmuştu. Çünkü bir yıl önce puanı yüksek bulunan ve bunun üzerinden öğrenci alan okullar bir sonraki yıl niteliksiz olarak damgalanmıştı. Yani bu yıl liseye başlayan çocuklarımız niteliksiz bulunan bu okulda okurlarken onların üst sınıflarındaki çocuklarımız ise farklı bir pozisyona haiz bulunacaklardı. Kendi elimizle çocuklarımız arasındaki mesafeyi açtığımızı ve onların hayatları ile bu kadar fazla oynadığımızı fark edebildiğimizi düşünmüyorum.

Hatta bu durum sadece öğrenciler için geçerli değil benzer durum bu okullarda görev yapmakta olan öğretmenleri, idarecileri de kapsıyor. Nitelikli okullardaki öğretmenlerimiz, idarecilerimiz var bir de niteliksizlerimiz var. Arada her geçen yıl biraz daha fazla kaybettiğimiz ve elimizden kaçıp gittiğini göremediğimiz geleceğimiz yer alıyor. Eğitim denilen kurum ile bu kadar çok oynayan ve bu kadar fazla değişiklikte bulunan başka bir ülke dünyada var mıdır acaba? Adeta deneme tahtasına çevirdiğimiz eğitim sisteminin üniversite aşamasındaki sonuçlarının tam anlamıyla bir fecaat olduğunu, öğrencilerin sorulara vermiş olduğu doğru cevap ortalamaları net bir biçimde ortaya koyuyor.

Türkçe’de 40 soruda 16,2 ortalama; Sosyal Bilimlerde 20 soruda 6 ortalama; Fen Bilimlerinde 20 soruda 2,8 ortalama ve Temel Matematik alanında 40 soruda 5,6 ortalama olmak üzere gerçekten çok korkunç rakamlar var karşımızda. Merak edenler daha ayrıntılı rakamlara bakabilirler fakat görülen tablo hakikaten çok iç karartıcı bir durumda olduğumuzu fazlasıyla ortaya koymakta. Kendi dilindeki soruların yarısını bile doğru yanıtlayamayan bir öğrenci kitlesi var karşımızda bunun yanında sosyal bilimlerde 6 gibi son derece düşük bir ortalama bizi karşılıyor. Asıl feci tablo ise fen bilimleri ve matematik alanında ortaya çıkıyor; Fen bilimlerinde sadece 2,8’lik bir ortalama var, temel matematik alanı ise 40 soruda 5,6 gibi son derece düşündürücü bir ortalamayı görüyoruz.

Aslında söz konusu durum bir tablo çiziyor buna karşın ÖSYM geçmişte açıklamış olduğu sıfır çeken ve 180 puan barajını geçemeyen öğrenci sayısını artık açıklamadığı için bazı bilgilerden de yoksunuz. Buna karşın 2 milyon 260 273 aday arasında farklı alanlarda seksen adayın 550 ve üstü puan aldığını biliyoruz. Benzer bir durum lise geçiş sınavı için de geçerli bir önceki yıl toplamda on yedi bin birinci çıkartan sınavın bu kez sadece 18 birinci çıkartmasını  acaba neyle açıklayabiliriz? Aynı kurumun yapmış olduğu sınavlarda 2015-2016 yılında 987 öğrenci tam puan alırken, 2016-2017 yılında 17 bin öğrenci tam puan alıyor buna karşın 2017-2018 yılında ise sadece 18 öğrenci tam puan alabiliyor. Bu kadar büyük oynamaların olması kadar bunun öğrencilerin ve ailelerinin şahsında yaratabileceği etkileri de düşünmek durumundayız.

Eğitimi ideolojikleştirme doğrultusunda atılan her adım beraberinde farklı sorunları ve hiç beklenilmeyen sonuçları getirecektir. Ülkemizin okullarını ve oradaki çalışanlarını kendi bünyesi içerisinde ayrıştıracak olan her türlü açıklama sadece günü değil geleceği de kaçırmamıza yol açacaktır. Bu açıdan eğitim alanında atılacak olan her adım ve her kullanılacak kelime dikkatle seçilmelidir. Çünkü burada okul öncesi eğitimden başlayarak üniversite ve sonrasına kadar uzanan çizgide bir ulusun geleceği şekillenmektedir.

Üniversite aşamasında yıllardır ders veren bir öğretim üyesi olarak, her geçen yılın bir öncekini arattığını ve gelen öğrenci profilinin giderek daha fazla okumama ve kısa yoldan eğitim aşamasını tamamlama yanlısı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Karşımızda kendisini ifade etmekten giderek uzaklaşan ve okuma konusunda gittikçe daha fazla sıkılan bir kitle bulunuyor. Bu açıdan üniversite işin son aşamasıdır diyebilirsiniz buna karşın sürekli oynanan ilk ve orta öğretim sistemi nedeniyle durumun oralarda da çok farklı olduğu kanaatinde değilim.

Eğitimin ve onun yaratmış olduğu insan profilinin devre dışına atılması hiç birimize yarar getirmeyecek fakat aksine çok daha sıkıntı verici bir sürecin yaşanmasının önünü açacaktır. Bu yüzden nitelikli veyahut niteliksiz ayrımı gibi tuhaflıkları bir an önce ortadan kaldırmak durumundayız. Aynı zamanda ülkemizin okullarını şuradan mezun olmak veyahut olmamak gibi ayrımlara da uğratmadan bütün okullarımızın aynı kıymete sahip olduklarını ortaya koymalıyız. Yaşanan gelişmelerin sosyal devletin en büyük katkı verdiği alan olan eğitimden elini çekmesine ve bu alanın özel sektör tarafından doldurulmasına yol açtığını, buradan da en büyük zararı dar gelirli kitlenin çektiğini bir kez daha hatırlamalıyız.

Okuyucu Yorumları