Aradığınızı, böyle bulamazsınız!

- A +

Ampute Milli Takımı'mız oynadığı futbol ve ortaya koyduğu azim ile tüm ülkeyi sevince boğmayı başardı. Peki onların, bu yüreklerini ortaya koyarak oynamaları karşısında biz ne yaptık? Hiç olmaması gereken bir şekilde bu başarıyı A milli takımın başarısı ile karşılaştırma yoluna gitmek suretiyle hem onların yaptıklarını gölgeledik hem de sevinçlerini yarıda bıraktık. A milli takımın geçtiğimiz yıl Avrupa şampiyonasından bu yana ülke gündemini meşgul eden yanları ve tartışmaları, bir kez daha futbolun ve ülkenin önüne geçti. İzlanda karşısında alınan 3-0’lık mağlubiyet sonrası eleştiri dozajı da yükseldi.

Tam bu arada Ampute Milli Takım’ın ardı ardına kazandığı karşılaşmalar, finale çıkması ve A milli takımdan hemen önce oynayacağı Avrupa Şampiyonluğu final maçı geldi. Uzun bir süreden bu yana ‘gönüllerin Milli Takım’ını kurmak için yola çıkanların yarattığı eser sayesinde ortak değer olma vasfını bir türlü yakalayamayan bir A Milli Takım’la karşı karşıyayız. Çünkü var olan bütün tartışmalar futbolun dışında gerçekleşiyor ve millilerin performansları değil saha dışında olup bitenler konuşuluyor. Hatta sadece milli futbolcuların değil onları hazırlayanlar da bu eleştirilerin tam orta yerinde kendilerine yer buluyorlar.

Tamamen duygusal olarak başlayan prim tartışmalarından, uçakta gazeteci dövmeye kadar giden ve sürekli olarak ‘adam’lık edebiyatı ile vatan, millet duygularına göndermede bulunan futbolcular sayesinde biz hiç futbol konuşamaz olduk! Bir Allah’ın kulu da çıkıp gerçekten bütün bunlar neden oldu ve biz nasıl bu hallere gelebildik? Sorularının yanıtlarını veremediği için, tartışmanın hiç eksik olmadığı ve futbolculara yönelik öfkenin giderek biriktiği bir dönem geçirdik.

İşte tam bu noktada pazartesi akşamı dolu tribünler önünde ülkesiyle kenetlenen ve terini milli forma için akıtan bir milli takım gördüğünde insanların tüyleri diken diken oldu. Bu kez hızla karşılaştırmalar yapılmaya ve elde edilen başarı tam üç gün önceki başarısızlıkla karşılaştırılmaya başlandı. Ekranlarda yorumlar yapanlar son derece incitici bir dille Ampute milli takımı üzerinden A Milli Takımı adeta dövdüler. Bunu yaparken de A Milliler’in çok eleştirilen isimlerinin söylemlerinde kullandıkları ve kendilerinin karşı çıktıkları ‘adam’lık edebiyatı üzerinden bir yaklaşımla, son derece bayağı bir şekilde şov yaptılar.

Kılınız mı döndü, sakat mısınız?’ bakın ‘adam bugün tek bacakla oynayanlar, siz adam değilsiniz. Tek bacaklılar o adamım diyenlere bacak arası attılar… Ampute Milli Takım’ın oyuncularının iki bacağı yok. Sizin iki bacağınız var ama bacağınızın üzerindeki kıçlarınız oynuyor’. A Milli Takım’daki futbolcuları eleştirmek için Ampute Milli Takım’ın muhteşem başarısının ve var olan durumlarının kullanılması en hafif deyimiyle aymazlıktır. Ülke olarak her şeyi birbirine karıştırma sevdamızdan vazgeçmemizin zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.

Gururlandıran bir başarının ardından yapılanlar, dillendirilenler hiç olmaması gereken bir durumda olduğumuzu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Hiç ummadığımız kadar kötücül bir yerde bulunduğumuzu ve giderek de birbirimize yönelik nefretimizi kusabilmek için her fırsatı vesile yaptığımızı artık saklayamıyoruz.

Final karşılaşmasında birbirleriyle kıyasıya mücadele eden buna karşın centilmence birbirlerini tebrik eden ve her yere düşüşlerinde birbirlerine el uzatan iki takım oyuncularının aksine karşılaşmayı izleyenler bambaşka bir havadaydılar. Daha karşılaşmanın başında milli marşların okunması sırasında rakibin milli marşının yuhalanması yine yakışmadı! Bunun da ötesinde maç sırasında rakip takımın atakları karşısında ıslıklanmaları ise yüz kızartıcıydı.

Oysa ki ıslıkladığınız oyuncularda tıpkı sizin takımınızın oyuncuları gibi olan insanlardı sadece. Rakibi baskılamak istiyorsanız bunun birçok yolu vardır ancak burada ıslıklamak çıkar değil çıkmaz yoldur. Bu yol bizi sporun FAİR PLAY anlayışının döşeli olduğu düzlüğe doğru değil tam aksine onun karşıtı yokuşlara doğru tırmandıracaktır.

Ampute Milli Takım’ın elde ettiği başarıya karşın asıl üzerinde durmamız gerekenin kısa ömürlü başarıların ardından yaptığımızın tam aksi şekilde sistematik bir yaklaşımı hayata geçirmek olmalıdır. Bu ise toplam nüfusumuzun içindeki oranı yüzde 12.29(10 milyonun üzerinde) olan engelli yurttaşımızın yaşadığı bir ülke olmamıza karşın sadece 38.710 tane engelli sporcumuz bulunmaktadır. Bu rakamın 8422’sini kadınlar ve 30268’ini erkekler oluştururken, burada bedensel engelli, görme engelli, işitme engelli ve özel sporcular yer almaktadır.1

Rakamların ortaya koyduğu acı gerçeğin dışında bir de ülkemizin olimpik spor dalları dışında kalan alanlara adeta üvey evlat muamelesi yapmasından kaynaklanan bir takım problemler bulunuyor. Bu durumu merak edenler açısından spor hukukçusu sevgili dostum Mert Yaşar’ın Ampute futbolcular, Ayrımcılık Kurbanı Olacaklar2 yazısının linkini aşağıya ekliyorum.

Spor yönetmeliklerimiz açısından durum değerlendiren yazıya göre ülkemize bu büyük başarıyı getiren futbolcularımız ne devlet sporcusu olabilecekler, ne sporcu şeref aylığı alabilecekler ne de spor müşaviri olabileceklerdir. Üstelik alacakları maddi ödülün miktarı da, diğer spor dallarına ve sporculara nazaran çok daha düşük olacaktır. Bu ülkenin bütün değerlerini spor sahasının içerisine sokamadığımız ve sokmuş olduklarımızı da ayrıştırmayı başardığımız sürece, biz ülke olarak bu tuhaf tartışmaları yaparak vakit kaybetmeye devam ederiz.

Ülkesini seven ve en iyi şekilde temsil etmek için yanıp tutuşan sporcularla, yaptığı işi tamamen profesyonel ölçüler içerisinde icra etmeye çalışanlar arasındaki ayrımı bile elimize yüzümüze bulaştırırız. Oysa spor sahaları ve oraları üzerinden bizleri temsil eden sporcularımız, içinden çıktıkları kültürün yansımalarından ibarettirler. Onlar üzerinden yaptığımız bütün tartışmalar aslında bizi yansıtmaktadır. Mağlup takımın kaptanı oyundan çıkarken gülüyorsa bu sadece işini hafife almakla açıklanabilecek bir durum değildir. Aynı zamanda bu kültürün insanlarının kendilerine gösterilen tepki karşısındaki en basit biçimde ‘bakın ben buradayım’ tepkisidir de bu davranış.

Ampute milli takımın kaptanı golü attıktan sonra yaşadığı sevinç, nasıl bütün yoklukların üzerinden gelindiğinde yaşadığımız duyguların yansımasıysa, diğer sporcularımızın sahadaki yapıp ettikleri de aynı yansımalardır. Aynı şekilde eleştiri mekanizmasını kullananlar da gündelik hayattaki kantarın topuzunu kaçırmayı sevenlerden çok farklı şekillerde davranmayanlar gibidirler.

Asıl olan bütün bunlara karşın sporu ve sporcuları yüceltebileceğimiz bir iklimi yaratabilmekten geçecektir. Bunu becerebildiğimiz andan itibaren konuştuklarımız da, tartıştıklarımız da çok farklı bir yönde ilerleyecektir. Ama o güne kadar aranan ruhu bulmak için yapacağımız tartışmalarda seviyeyi aşağıya çekmekten ve birbirimizi kırmaktan vazgeçelim.


1 Ahmet Ak-Türk Sporunda Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Spor Yayınevi ve Kitabevi, Ankara 2017

2 https://sporvehukuk.net/2017/10/09/7047/

Okuyucu Yorumları