- A +

Theodoros Terzopoulos

Oyuncu sanatı aracılığıyla günümüz insanıyla işbirliği kurmalıdır; çünkü korku, yabancılaşma ve teknolojinin kötü şekillerdeki kullanımı insanı bedensizleştire bedensizleştire en sonunda bir ürüne, insanlık dışı bir varlığa dönüştürmüştür. Küçüle küçüle önce bedenini, sonra ruhunu ve nihayetinde de enerjisini kaybeden modern insan pasifleşmiş, manipülasyona açık bir hale gelmiştir. Modern yaşam biçiminin, ortaya sürekli sıradan insan minyatürleri koya koya küçülttüğü bedeni mevsimsel bir şekilde yeniden üretmekten başka bir getirisi yoktur; o da bir getiri olarak kabul edilebilirse tabii. Fakat Beden fikri, bizim tahmin ettiğimizden çok daha yüce bir kavramdır. Öncelikli amacımız, açık kanallara sahip açık bir evren haline gelene dek bedeni işlemektir. Yüce Beden –Epik beden– fikri, Sanat ve Yaşam’a dönük yüce bir fikir doğurur. Beden fikri bedenin kendisinden çok daha yüce, Sanat fikri de sanatın kendisinden çok daha yücedir.

Modern şehir bizi bedensiz bıraktı. Bugünün dünyasında her şey can yakıyor, hiçbir şey sevinç vermiyor. Sokakta insanlara baktığınızda, hareketsiz ve mutsuz bir ifade görüyor, o esmeyen matem havasında aslında sessiz bir çığlık olduğunu fark ediyorsunuz. İnsan nedir? Tek gayesi öylece ortalıkta dolaşıp arada bir şeyler üretmekten mi ibarettir? Bugünün insanı sessizliğe bürünmüş; insanlar ne gülüyor ne de ağlıyor; ne dans ediyor ne de şarkı söylüyorlar. Artık yapayalnız, tek boyutlu bir bilgisayar haline gelmiş olan insan, dönüşüm kabiliyetlerinden yoksun bir obje durumunda. Yaşam, sanat ve ölüm hakkında bugünlerde dolaşımda olan fikirler bütünüyle cılız. 

Biz tiyatro yaratıcıları olarak, beden, ruh, sözcükler, enerji ve aşkınlık aracılığıyla insanın değerini yeniden tanımlamak isteriz. Bahis konusu olan bir çağrı, şu an için kaybedilmekte olan ama bedenin verdiği umut sayesinde asla toptan yitirilmeyecek olan o şeye dönük bir yakarıdır. Bugün Tanrı yok; artık Tanrı, hepimizi tehdit eden banka ve borsalar. Tanrı kavramı, başka bir deyişle, bizi etkin hale getiren ve hepimizden üstün olan o yegane güç, yok olmaya yüz tutmuş durumda ve bunu idrak etmek isteyen, bu düşünceyle başa çıkma uğraşı içinde olan bizler, çatışmacı olmak adına seferberlik ilan ediyoruz. Oyuncu savaşçı olabilmek için önce çatışmacı olmalıdır. Kendisi başlı başına bir tehdittir zira Dionizyak enerji aynı zamanda tahrip edicidir. Bedeni de iki biçimli bir enerji taşıyıcısıdır: Eros ve Thanatos.

Elimizde bulunan insancıl ve insana ait malzemelerle, gelecekten gelen bir çağrı misali geleceğin bir izdüşümü olan, yakarı biçimindeki bir Yapıt yaratma uğraşı içerisindeyiz. Ancak yaptığımız bu şey, sadece ve sadece ufku açma yönünde mücadele ettiğimiz ölçüde bir anlam kazanabilir. Derine iner ve orada savaşırız. Malzeme üzerinde derine inerek çalışma isteğimiz, beraberinde birçok görev getirir: zamanın doğal ritimlerini, fiziksel hayal gücünün bedenselleştirdiği evrensel niteliğin biricik mecrasını tüm çıplaklığıyla görmemiz gerekir. Biz, tam da bu bağlamda daha derine iniyor ve yeni bir ufuk açmaya uğraşıyoruz. Gökyüzünde yükselen şey her ne olursa olsun, toprağın özünün derinliklerine kök salmıştır; aşağıda olan yukarıdadır aslında ve evrenin bir ucundan diğer ucuna uzanan şey, zamanın özüne içkin bu azami enerjinin ta kendisidir.

Modernite nedir? Klasiğin özünün infilak etmesidir. Bu süreçte yaratıcı bir yoldan her şeyin yeniden yaratılması uğruna her şey çözülür. Biz bedeni işte bu yüzden yapıbozuma uğratıyoruz çünkü kapalı ve katı bir beden içerisinde zamanın patlama ânının tecrübe edilmesi mümkün değildir. Bedenin normal davranış biçimleri ortaya çıkara çıkara duygulanımları çıkarır yalnızca ve bu da sonrasında oyuncunun çoğunlukla kendi kendine gönderme yapmasına ve kendi yaşam öyküsünden medet ummaya başlamasına neden olur. 

Antikitede Beden’in tanımı olan oyuncu, Beden fikriyle özdeştir. Bedenin feshedilmiş olduğu modern dünyada insan kapitalizmin piyonu haline gelmiştir ve sırf kapitalizme hizmet etmek için vardır. Bugünün tiyatrosu evrensel beden fikrini yeni baştan düşünmeye ve bu düşünceyi kendine özgü bir mizaçla yoğura yoğura ona itibarını geri kazandırmaya mecburdur. Öz–farkındalığa sahip bilge bir savaşçı olan oyuncu teatral eylemin merkezinde yer almalıdır. Bir halet–i ruhiye, içgüdü ve hissiyat mabedi olan bedenin geliştirilmesi, barbarlık tehdidi altındaki zamanımızın acı verici bir yakarısıdır.

Dünya değişti ve oyuncunun kendi mücadelesini sürekli ifade etmek suretiyle, olaylara verimli bir eleştiri getirmesi gerekiyor: tiyatro bizim bugüne kadar düşündüğümüzden başka bir şey ve başka bir yöne evrilmek zorunda. Tiyatroyu, oyuncunun sanatı aracılığıyla yeniden düşünmemiz lazım. Birçok şeyin yeniden tanımlandığı yirmi birinci yüzyılda tiyatronun izinden gideceği yol budur. Dionysos ortada yok, sürgünde; çatışmacı insan fikri kayıp; ölçüye, ahenge ve İthaka’ya çıkan yol ufukta görünmüyor. O yol bulunacak mı? Tiyatro son sözünü daha söylemedi; söylemeyecek de. Dionysos geri dönecek mi?

Çeviri: Burç İdem Dinçel

*Bu yazı yazarın izniyle “Dionysos’un Dönüşü” adıyla Habitus Kitap tarafından yayınlanan kitabının önsözünden alınmıştır.

Oyun hakkında:

Antik Yunan tiyatrosunun yaşayan efsanesi, yönetmen Theodoros Terzopoulos’un son eseri Bir Daha  / Encore, usta tiyatrocunun kurucusu ve yönetmeni olduğu Attis Tiyatrosu’na 30. yıl armağanı. Festival seyircisinin, 1990’da AKM’de iki gün üst üste sahnelenen Bakkhalar ve 1999’da festivalin ilk uluslararası ortak yapımı Herakles Üçlemesi’yle tanıdığı usta yönetmenin imzasını taşıyan,  Alarme ile başlayıp Amor ile devam eden üçlemenin son halkası olan Bir Daha, 14 Kasım Salı ve 15 Kasım Çarşamba akşamları saat 20.30’da Moda Sahnesi’nde olacak. Başrollerinde Attis Tiyatrosu’nun iki eşsiz oyuncusu Sophia Hill ve Antonis Myriagkos’un yer aldığı oyunda oyuncular, ellerinde tuttukları ve oyun ilerledikçe doğal uzantıları haline gelen devasa usturalarla etkileyici bir performans gerçekleştirecek. Theodoros Terzopoulos festival kapsamında iki ayrı söyleşide tiyatroseverlerle buluşacak. Bir Daha’nın öncesi Alarme ve Amor festivalin yan etkinlikleri kapsamında Moda Sahnesi Sinema salonunda beyazperdeden izlenebilecek.

Ayrıntılı bilgi için tıklayın...

21. İstanbul Tiyatro Festivali

Bu yıl 21'incisi düzenlenen İstanbul Tiyatro Festivali, 13-26 Kasım tarihleri arasında, zengin bir programla tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

İlk kez 1989 yılında gerçekleştirilen, yerli ve yabancı tiyatro, dans ve performans topluluklarının izleyiciyle buluştuğu uluslararası bir etkinlik olan İstanbul Tiyatro Festivali, 2002 yılından beri iki yılda bir Mayıs ayında düzenleniyordu. Festival bu sene yıllık seyrine geri dönüyor ve iki hafta boyunca ulusal ve uluslararası, klasik ve çağdaş yorumları izleyiciler ile buluşturuyor.

21. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yurt dışından 6, Türkiye’den 13 olmak üzere 19 tiyatro dans ve performans topluluğunun 55 gösterisinin yanı sıra yan etkinlikler programında bulunan okuma tiyatrosu, söyleşi ve kitap tanıtımları, film gösterimleri, atölye çalışmaları ve ustalık sınıfları gibi ücretsiz etkinlikler de gerçekleştirilerek.

Okuyucu Yorumları

Bu Haberin Dahil Olduğu Konu Başlıkları

21. İstanbul Tiyatro Festivali

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Opet ve Tüpraş’ın sponsorluğunda düzenlenen 21. İstanbul Tiyatro Festivali, zengin programıyla 26 Kasım'a kadar devam edecek. İlki 1989 yılında düzenlenen festivalde yurt dışından 5, Türkiye’den 13 olmak üzere 18 tiyatro dans ve performans topluluğunun 54 gösterisi bulunuyor. Festivalin diğer bir önemli parçasını ise festival kapsamında ücretsiz olarak gerçekleştirilen yan etkinlikler oluşturuyor. Festivalin yan etkinlikler programında okuma tiyatrosu, söyleşi ve kitap tanıtımları, film gösterimleri, atölye çalışmaları ve ustalık sınıfları gibi 10’un üzerinde etkinlik gerçekleştiriliyor.

Devamını Oku