"Lunapark treni misali" finans tarihi ve konuşmayı unuttuklarımız

Finans tarihi; çıkış ve inişler, şişen ve patlayan balonlar, coşkular ve panikler, şoklar ve kazalar arasında gidip gelen bir lunapark trenine benzer...


@e-posta
Dosya, 05 Temmuz 11:05
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

1929 Ekonomik Buhranı’nın hemen ertesi, paraların el arabalarında taşındığı ancak değerinin sıfırlandığı bir dönemdi. İlk kez bu denli büyük, dünyanın tamamını etkileyen bir kriz yaşanmış, deyim yerindeyse “para, pul olmuştu.” Fakat bu derin kriz, hem paranın gücünün artırılması ve yayılımından kaynaklandı hem de küresel imparatorluk yaratılmasının önünde herhangi bir engel kalmaması için çalışmaları hızlandırdı.

Savaşlarla beslenen bir zümre ortaya çıkarken, piyasa maniplatörleri, yoksulları daha da yoksullaştırıp yeni zenginler yaratarak imparatorluğun değirmenine su taşıdı. Dahası “ekonomi devi” olmak isterken dibi görenlerin yanı sıra, yakın geçmişte asla ayağa kalkamaz denenlerin (Güney Kore, İzlanda, İrlanda vd.) küllerinden yeniden doğuşuna rastlandı. Bu süreçlerin ve daha fazlasının özeti niteliğindeki iki kitabı okumak; züğürtlüğü ve zenginlerin gücünü anlamak için faydalı olabilir.

Birincisi, İngiliz tarihçi Niall Ferguson’ın “Dünyanın Finansal Tarihi” alt başlığıyla yayımlanan Paranın Yükselişi isimli kitabı. İkincisi ise Daniel Conaghan ve Dan Smith’in kaleme aldığı Para Kitabı.

Finansal bilgi

Paranın Yükselişi, Niall Ferguson, Çeviri: Barış Pala, Yapı Kredi Yayınlarıİnsanlık, (başka gerekçeler öne sürülse de) finans ve para kökenli pek çok kriz atlattı, savaşlar yaşadı ve hepsinin ardından yine o kâğıt parçalarıyla ilgili konuşmayı sürdürdü, hatta Ferguson’ın deyişiyle, rakamlara hapsoldu. İlerlemenin lokomotifi hâline gelen finans, kil tabletten kâğıda, oradan sanal paraya uzanan süreçte gelişmişliğin simgesine dönüştü. Bolluk ve fakirlik bir arada büyüdü, birbiriyle yarıştı. Ferguson; paranın yükselişindeki kırılma noktasının bankacılığın gelişimi olduğunu söylerken, risk yönetimi ve borsa gibi fenomenlerin dünya tarihini değiştirdiğini anımsatıyor. Üretimi öteleyen paradan para kazanma mantığına borçla büyümenin eklemlendiği süreçleri anlatan Ferguson, “Bütün tarihsel olayların arkasında finansal soruların gizli olduğu”nu iddia edip buna dair önemli kanıtlar ortaya koyuyor.

Rönesans’ın sanat piyasasını şahlandırması, Fransız monarşisinin çöküşünde hanedanların ekonomik gücünün önemli rol oynaması, Birinci Dünya Savaşı’nın sömürgecilikle ilgili anlaşmazlıklardan ve İkinci Dünya Savaşı’nın, hem orada çözülemeyen sorunlardan hem de 1929 Ekonomik Buhranı kaynaklı derin krizden kaynaklanması yazarın iddiasıyla örtüşüyor.

Bununla birlikte, Ferguson’ın izlediği çizgi, paranın ve kredinin yükselişine, ardından tahvil piyasalarının revaçta oluşuna, sonra hisse senedi piyasasının gündeme gelişine, sigortacılığa, emlak piyasasına ve nihayet küresel dalgalanmalara ilişkin. Bu rotada Ferguson’a göre en önemli şey, zengin ve fakirler yaratan finansal bilgi ya da bilgisizlik.

Finansal bilginin veya bunun eksikliğinin, diğer alanlardaki krizleri doğurduğunu söyleyen yazar, para piyasalarının da kendisine has bir hayatı olduğunu unutmamamız gerektiğini hatırlatırken, bunu yaratanın, tıpkı insanın gelişimini belirleyen bir tür evrimin finansta da geçerli olduğunu belirtiyor. Ferguson, hem bu evrimi hem de finansal tarihi özetleyen Larry Neal’ın cümlesini anımsatıyor: “Paranın yükselişi hiçbir zaman sorunsuz olmamıştır, olamaz da. Finans tarihi; çıkış ve inişler, şişen ve patlayan balonlar, coşkular ve panikler, şoklar ve kazalar arasında gidip gelen bir lunapark trenine benzer.”

Bankaya dönüşen bina ya da akıllı telefon

Ferguson’ın özetlediği tarihin merkezinde, yaratılan finans kültürü yer alıyor. Bunu da Dan Smith ve Daniel Conaghan, Para Kitabı’nda anlatmış.

Paranın, en kullanışlı icatların başında geldiğini söyleyen Smith ve Conaghan, bugün onunla tanışmayan neredeyse kimsenin kalmadığının altını çizmiş. Zenginleştirip fakirleştiren, insanı açgözlü yapan, varlığı da yokluğu da acılara neden olan, krizlerin ve savaşların başlatıcısı para, Keynes’in dediği gibi, “Şimdiyle gelecek arasında bağ kuruyor.”

Söz konusu bağ, Smith ve Conaghan’ın “finans kültürü”nü ete kemiğe büründüren şey aslında. Rönesans’ı yaratan, sömürgeciliğin ilk örneklerine rastladığımız Keşifler Çağı’nı “Açgözlülük Çağı” hâline getiren, kredi kavramını doğuran, Sanayi Devrimi’ni dünyaya armağan eden, iki dünya savaşının çıkmasında büyük rol oynayan, dünyayı zenginler-fakirler (ya da gelişmiş-az gelişmiş) diye ikiye bölen, siyasal rejimleri yıkıp yenilerinin kurulmasına ön ayak olan, küreselleşme gibi bir kavramı dolaşıma sokan para, “hanehalkı yönetimi” anlamına gelen ekonomi sözcüğünün (“oikonomia”nın) başat unsuru. Coneghan ve Smith, bugün hâlâ dünyayı döndüren üretim ve tüketim kavram çiftinin parayla göbek bağını anlatırken, aslında insanlığın geçmişini hatırlatıyor. Bu geçmiş, refahı olduğu kadar günümüzün en önemli problemlerinden borçlanmayı da işaret ediyor.

Para Kitabı, Daniel Conaghan, Dan Smith, Çeviri: Cem Duran, NTV Yayınları Smith ve Conaghan, finans kültürünü dünyaya yayan, İtalya kökenli banka ve bankacılığın geçmişiyle ilgili bir parantez açıp kavramın tarihine değiniyor. Medici Ailesi’nin, bugünkü anlamda ilk bankerler olduğunu hatırlatan yazarlar, ailenin kendi adını verdiği bankanın Rönesans’la birlikte Avrupa’nın en güvenilir para kurumu hâline geldiğini anımsatıp bankacılığın doğuşuna ilişkin anekdotlar paylaşıyor: “Bugünkü anlamıyla bankacılığın temelleri on beşinci yüzyılda Rönesans İtalya’sının büyük kültürel erime potasında atılır. Her ne kadar Rönesans sanat, bilim, edebiyat ve felsefeyle ilişkilendirilse de tüm bunların kamçılayıcısı para olmuştur: Zenginlik ve himayecilik, sanatta ve mimaride meyve veren bir dönem başlatmıştır. Daha renksiz gelişmeler olaraksa para yatırılabilen -ve belki daha da önemlisi- borç alınabilen bankalar doğmuştur (...) İtalya ve diğer yerlerde, finans ve ticaretle zenginleşenler, başarılarını kutlamak ve belki de vicdanlarını susturabilmek için (tefecilik hâlâ günah olarak görülüyordu) en iyi sanatçı ve zanaatkârları paraya boğarak eser siparişi verdi. Rönesans sanatında görüntüden hiç çıkmayan zenginlik ve para; bazen alenen veya üstü kapalı, pahalı kumaş ya da kürk gibi simgelerde, bazen haraç veya hediye verirkenki alegorik tasvirlerde yerini almıştır (...) Medici Bankası, zamanının en ünlü İtalyan bankası olsa da en eskisi Banca Monte dei Paschi di Siena’ydı. Bu banka, 1472’de ‘fakir, sefil veya ihtiyacı olanlara’ yüzde 7.5 faizle borç vermek için kurulmuştu. Adı, Sienalı fakirlere verilmek üzere toplanan ‘para dağı’ (monte) ve borçlara karşı teminat niteliğinde olup aynı zamanda gelir getiren devlet otlaklarından (pachi) geliyordu. Bu gelirler, her biri 100 skudi değerinde hisselere bölünüyor ve yıllık yüzde 5 gelir garantili senetler olarak basılıyordu. Banka, ilk dört yüz yılını Siena ve Grosseto eyaletlerinde büyüyerek geçirdi; ekonomik fırtınalar, siyasi reformlar ve 1798’de büyük bir deprem atlattı. Yirminci yüzyılın başında, İtalya’nın geri kalanında şubeler açtı. 1999’da Milano Borsası’nda halka arz edildi.” 

“Finans kültürü”nün dönüşen ve dönüştüren yapısı, bugün görkemli bir binayı ya da akıllı bir telefonu banka hâline getirebiliyor. Bunun dışında adı geçen “kültür”, dünya yıkılsa da kendisini borsayı takip etmekten alıkoyamayan bir kitle yaratırken, açıktan veya gizli şekilde enerji savaşına girişen, enerji koridorları ile noktalarını ele geçirme mücadelesi veren güçleri sahneye taşıdı, taşımaya da devam ediyor. 

Alternatif piyasalar (sanat, koleksiyon, şarap, emlak, arazi vb.), Coneghan ve Smith’in para ile ilgili hatırlattığı şu hakikati değiştirmiyor: “İnsanların sık sık aklından çıksa da aslında para, bir amaç değildir; daha ziyade, mal ve hizmetleri takas etmek için bir araçtır.” Paranın icadından beri bu temel bozulmadı, sadece günün şartlarına uyarlandı. Sanal paradan ya da internet bankacılığından bahsettiğimiz bugünlerde de aynı mantık işliyor. 

Ekonominin ötelediği değerler

Paranın, belirlediği geleceği zora sokma potansiyeli de var. Coneghan ve Smith’in “finans kültürü” teması etrafında anlattığı tarih, tam da bu hakikat üzerinde yükseliyor.

Catherine Eagleton ve Jonathan Williams, Paranın Tarihi adlı kitabında, “bir fenomen” diye nitelediği para üzerine yazmanın, düşünmenin ve konuşmanın tehlikeli olabileceğini belirtmişti.

Paranın Tarihi, Jonathan Williams, Catherine Eagleton, Çeviri: Fadime Kâhya, İş Kültür YayınlarıEagleton ve Williams’ın bu belirlemesinin altında, para ya da parayla ilgili konuşurken sadece paradan bahsedilmemesi yatıyor. Mesela 1980’lerde pis kokular yükselmeye başlayan, 1990’larda enikonu dillendirilen ve 2010’da ayyuka çıkıp İtalya savcılarının eline düşen Vatikan Bankası kaynaklı skandal... Bankanın asil üyeleri kardinaller, papazlar ve Vatikan bürokratlarının hesapları geriye dönük olarak incelendikçe hikâye netleşmişti: Para; kiliselerdeki çocuk tacizlerini, komünizmle mücadele için kurulan terör timlerini, mafyaya sağlanan kaynak ve nüfuz alanlarını, politikacıların yıldızının parlatılışını ya da koltuklarından edilişini ve hatta intihar süsü verilen cinayetleri maskelemişti. Mafyanın altın kuralı “omerta” (sessizlik), para sayesinde Vatikan’da ve Vatikan Bankası’nda da en önemli yasaya dönüşmüştü. 

Bahsi geçen örnek bile siyasetten dine, ahlaktan uluslararası ilişkilere kadar her alanı etkileyen paranın, insanı sürekli dönüştürme özelliğine sahip olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, Eagleton ve Williams, “paranın gerçek tarihi (...) istatistiklerde, hatta nümizmatikte değil, insanın tutum ve davranışlarında yatar” diyor.

“Finans bilgisi” diyen Ferguson ve “finans kültürü” diyen Coneghan ile Smith, değer anlayışını değiştiren paranın insana katıp insandan aldıklarının dökümünü yaparken, satır aralarında, herhangi bir şeye değer atfetmek yerine ekonomik değer biçmeyi tercih etmemizin nedeninin, paranın neredeyse tüm davranışlarımıza yön vermesinden kaynaklandığını hatırlatıyor.

Para; yükselen ve hatta tek “değer” hâline gelince ahlak, insan hakları ve eşitlik öteleniyor doğal olarak. Para Kitabı’nda ve Paranın Yükselişi’nde anlatılan; “finans kültürü” ve “finans bilgisi”yle örülü geçmiş, aynı zamanda konuşmayı unuttuklarımızın tarihi biraz da.

Vakti zamanında Abbie Hoffman, Wall Street’i basarak borsacılara iç balkondan dolarlar atıp bu konuşulmayanları hatırlatmıştı. “Finans kültürü” ve “finans bilgisi”, birkaç saatliğine altüst olmuştu o gün...

Lidyalılardan bu yana paradan para kazananlarla ona sahip olmak isteyen ve ondan zarar görenlerin mücadelesi hararetle devam ediyor. Bu çekişme pek bitecek gibi görünmüyor.