Haralambos Vaios: Orhan Veli Kanık. Yirmi üç şiir.

Makedonya kökenli şair ve yazar Haralambos Vaios'un 1957 yılında yayımlanan kitabı, Orhan Veli'nin 23 şiirinin Yunanca çevirisini de içeren üç bölümden oluşuyor...

Haralambos Vaios, Makedonya kökenli olup 1923 yılında İstanbul’un Fener semtinde dünyaya gelmiş, önce Fener Rum Okulu’nda, ardından Robert Koleji’nde eğitimine devam etmiştir. Henüz ortaokul yıllarında iken şiir yazmaya başlayan Vaios'un şiirleri, 1944 yılından itibaren dergilerde daha çok yer alır. Yazarın şiir, hikâye, deneme, eleştiri ve tercümeleri İstanbul’da yayın hayatını sürdüren Ta Nea, Vosporos, Tehni ve Pirsos dergilerinde, ayrıca Atina’da çıkan Nea Estia ve Ta Nea Ellinika adlı dergilerde yayımlanır; bunun yanı sıra, Iraklis N. Apostolidis tarafından şiirleri derlenerek iki kitap hâline getirilir. 1964 yılında Atina’ya yerleşir. Hayatının sonuna kadar hiç ara vermeden edebî faaliyetlerini sürdürür, 2002 yılında Atina’da hayata veda eder. Şiirler 1944-1964, Şiirler 1965-1985, Ömür boyu şiir… 1944-1994, On Beş Şiir Metni, Payitaht’tan Hatıralar, Orhan Veli Kanık-Yirmi Üç Şiiri (Önsöz, deneme ve çeviriler) ve bunların dışında, bir hikâye, bir deneme ve iki antoloji kitabı vardır.

Vaios, Orhan Veli Kanık- Yirmi Üç Şiir isimli kitabı 1957 yılında hazırlamıştır. Üç kısımdan oluşan kitabın önsözü Türk şiirinin kısa bir tarihine, ikinci kısmı Orhan Veli’nin hayatı ve eserlerine ve üçüncü kısmı da şairin Yunancaya çevrilmiş 23 şiirine ayrılmıştır. Kitap 1988 yılında, Orhan Veli’nin 38’inci ölüm yıl dönümünde Plethron Yayınevi tarafından yayımlanmıştır. Vaios, bu kitaptan önce de 1957 yılının Kasım ayında İstanbul’da yayımlanan Pirsos dergisinin 35’inci sayısında Orhan Veli’nin sekizinci ölüm yıl dönümü için özel sayı hazırlamıştır. Pirsos'un bu özel sayısında Orhan Veli'nin 10 şiiri ile birlikte bir kısa denemesi de yer almaktadır. Vaios, kitabını yayımlarken daha önce hazırladığı bu özel sayıdakilere eklemeler yapmış, ayrıca Orhan Veli'nin 13 şiirini daha çevirmiştir.

Önsöz: Türk şiir tarihinin özeti

Vaios, kitabın önsözünde Türk edebiyatından, özellikle Türk şiirinin tarihinden, Türk şiirinin yükseliş ve düşüş dönemlerinden, önemli temsilcilerinden ve eserlerinden bahsetmekte, Türk Edebiyatının büyük oranda İslam dini çerçevesinde geliştiğinden uzun yıllar İslam felsefesi etkisinde kaldığından söz ediyor. Haralambos Vaios, Türk şiirini üç döneme ayırır: Klasik öncesi, klasik dönemi ve klasik sonrası.

20’inci yüzyılın başlamasıyla klasik sonrası dönemin yerini çağdaş Türk şiiri dönemi alır. Çünkü çağdaş Türk şiirinin temelleri bu asırda kurulmuştur. Özellikle 1930-40’lı yıllarda, üç genç şair Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday eserleriyle yeni Türk şiirinin şekil ve içeriğini zenginleştirmeyi, Türk şiirinin temellerini baştan kurmayı amaçlamışlardı. Üçünün de ilham kaynağı basit, gündelik dil ile halk kaynaklarıydı. Şiir türünü geniş halk sınıfına yaklaştırıp, sıradan insanların kederlerini, özlemlerini, üzüntülerini ifade etmeye çabalamışlardı. Bu üçlünün yanı sıra, örneğin Zeki Mümtaz ve Asaf Hâlet Çelebi gibi isimler de kendi tarzlarıyla şiir alanında eserler vermekteydi. Fakat herkesin ortak bir amacı vardı, o da şiirin geçmişteki kurallardan, formalitelerden ve örneklerden kurtarılması, yaşamını sürdüremeyen her unsurdan koparılması ve kurtulması. Bu yeni şiir, döneminde, ‘‘dinamik’’ ve ‘‘devrimci’’ olarak adlandırıldı. Bu dönemin şairleri Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Behçet Necatigil, Ercüment Behzat Lav ve Cahit Sıtkı Tarancı gibi isimlerdir ve her biri eserleriyle Türk şiirini derinleştirip zenginleştirmişlerdir. Yüzyıllarca boşlukta bekleyen Türk halkının, artık basit bir dilde, üzüntülerini, kederlerini, acılarını ifade edecek kendilerine ait bir şiiri vardır.

19’uncu yüzyılda geçitsiz, bir dar yol olan Çağdaş Türk şiirinin yolu, 1911 yılında gizli geçide-patikaya çevrilmiş ve 1928’den itibaren genişlemeye başlayarak caddeye dönüşmüştür. Bu yolun gidişatı ümitlerle doludur.

Orhan Veli Kanık 1914-1950. Hayatı ve Eseri:

Kitabın ikinci kısmında Orhan Veli Kanık’ın hayatı ve eserleri hakkında bir yazıya yer verilmiş. Vaios şöyle der: ‘‘Türk şiirinin ‘garibi’ denilen Orhan Veli, Boğaz’ın Anadolu yakasında, Beykoz’da dünyaya gelmiştir. Çocukluk yıllarında ve sonrasında yoksulluğu, zarureti yakından tanımıştır. Hayatını sıkıntılı, üzüntülü, kederli ve felaketler içerisinde yaşamıştır. Otobiyografik özellikler taşıyan 'İstanbul Türküsü' şiirinin bir kıtası buna örnek verilebilir:

Στην Ίσταμπουλ, μέσα στο Βόσπορο, İstanbul’da Boğaziçi’nde,

Είμ’ ένας φτωχός Ορχάν Βελή, Bir fakir Orhan Veli’yim,

του Βελή ο γιός, Veli’nin oğluyum,

με δέρνουν απερίγραπτοι καημοί. Tarifsiz kederler içinde."

Orhan Veli yalnız yaşadı. Annesini, emek harcayan, günlük ekmek kavgası veren insanları, az sayıdaki dost ve meslektaşlarını, seyahatleri, maksatsız dolaşmaları, meyhanelerdeki arkadaşlarını çok sevmiş, fakat her şeyden çok şiiri sevmiştir. İçine kapanıktı. Aynı zamanda herkese karşı sevecen ve cana yakındı. Her zaman yüzünde bir tebessüm vardı ve kalbi herkese karşı sevgi ve güzellikle doluydu. Hiçbir zaman acılarını, dertlerini, kederini göstermedi. Çok genç yaşta, daha 36 yaşında öldü. Mezarı Boğaz’ın Avrupa kıyısında, Rumelihisarı’nın yamaçlarında bulunuyor. Tesadüfen insanın aklından şöyle geçebilir: "Boğaz’ın bu iki yakası, Anadolu ve Avrupa yakası kısa ömrünün başlangıç ve sonunu belirtiyor."

Orhan Veli için hayat ve şiir eş anlamlı kavramlardır, hatta birbirinden ayrılmaz bir şekilde birlikte yürümektedir: "Orhan Veli’nin şiiri üzerine çok şey söylenmiştir. En zehirli-hırçın ve en övgü dolu sözler onun için edildi. Hiçbir şair üzerine onun kadar çelişkili şeyler yazılmamıştır. Yaşadığı müddetçe her eserinin ardından rüzgâr misali bir yandan yergiler, hoşnutsuzluklar bir yandan da övgü ve takdirler savruldu. Türk edebiyatında hiçbir isim Veli kadar ses getirmemiştir. Tenkitçileri onu gelenek karşıtı, sürrealist diye suçlamışlardır. Bir kısmı ise onu şairlik ruhu taşımamakla yargılamış, hatta onun şair müsveddesi, söz cambazı dışında başka bir şey olmadığına inanmışlardır. Övenleri de aynı şekilde şairin değerini verme konusunda aşırıya kaçmış, onu Türk edebiyatının yegânesi sayıp onun yanında diğer büyük şairleri yok saymışlardır. Küçük bir kısım da tarafsız olarak hayranlığını ifade etmiş ve şiirini değerlendirmiştir. Kendisi ise hem hayranlarını hem yergicilerini aynı şekilde karşılamıştır."

Haralambos Vaios yazısının ilerleyen kısımlarında şairi, onu suçlayanlara karşı savunur. Onun geleneğe karşı ve sürrealist olmadığını ifade eder. Geleneği asla inkâr etmediğini, çünkü şiirinin halk türküleri ve anonim şairlerden beslendiğini, zamanla Batı ve çağdaş şiire yöneldiğini söyler.

Orhan Veli'ye sürrealist diyenlere karşı Vaios onu şöyle savunmaktadır: ‘‘Orhan Veli bir zamanlar özellikle 1941'den sonra geleneksel şiirden ve onun şekilselciliğinden uzaklaşmış, insan ruhunun derinliğini, yaşadığı yerin ve dönemin sorunlarını ifade etmek istemiştir. Böylece daha yenilikçi, gözüpek- cesur tabirler- deyimler araştırmaya, denemeye ve yazmaya başladı, yaşadığı dönemde bu tarzın merkezini Paris’teki sürrealizm akımı temsil etmekteydi. Bu süreçte yazdıklarını,1941-1950 yılları arasında, Garip (1941), Vazgeçemediğim (1945), Yenisi (1947), Son Şiirler (1949-1959) vb. görmekteyiz."

"Orhan Veli, Fransız şiirini sevip ona derinden bağlandı. Hatta hayatının, ‘lanetli şairlerin’ özellikle Charles Pierre Baudelaire (1821-1867) ve Arthur Rimbaud (1854-1891) ile benzerlikleri çoktur. Üstelik Fransız klasik ve modern şairlerin birçok eserlerini çevirerek memleketine tanıtmıştır. Bu şairler Pierre de Ronsard (1524-1585), Jean de La Fontaine (1621-1695), Moliére (1622-1673), François Villon (1431-1461), Paul Valéry (1871-1945) gibi isimlerden oluşmaktadır. Ayrıca bir Fransız şairleri antolojisi hazırlamıştır. Orhan Veli'de Fransız şairlerinin, özellikle de sembolistlerin etkileri fark edilebilir. Bu, 1936-1938 yıllarındaki Varlık dergisinde yayınlanan ilk şiirlerinde çok net olarak görülmektedir. Zamanla bu etkilerden de kurtulmayı başarmış ve artık şiirine kişisel damgasını vurarak kendi tarzını yaratmıştır."

"Ölümünün üzerinden 38 sene geçmiş olsa bile, Boğaz’ın suları sakince dalgalanıyor, tıpkı o zamanki gibi, Anadolu yakasında hayata ilk kez gözlerini açtığı zaman ve Avrupa yakasında toprağa verildiği zamanki gibi akıyor. Acaba o yalnız, içe dönük, yüzünde daima bir tebessüm bulunan şairi, nazik sessizliğiyle, insanlara ve halka sınırsız sevgi dolu insanı kaç kişi hatırlıyordur? Kimse onu hatırlamasa bile şiiri Türkiye’ye damgasını vurmuştur."

‘‘Orhan Veli’nin şiirinin dingin, derin düşünceler ardından kurulması tesadüf değildir, çünkü o, doğal ve kendiliğinden olan her şeyin büyük hayranıydı, sözde ağırbaşlılığın, yüklü ifadelerin, tumturaklığın ve sahte felsefenin savaşçısıydı. Onun mısraları süslerden ve geleneğin resmiyetinden uzaktır. Yalanı, riyayı şiddetle kınama çabasında, mizaha başvurmuştu. Basit ve günlük kelimeleri kullanarak geleneğin yaşamaya devam eden unsurlarını, Türk halk şiirinin zengin servetini en iyi şekilde değerlendirmiştir. Bu, başta tepkiyle karşılansa da çoğunluk tarafından kabul edilmiştir. Orhan Veli ile şiir bireysellikten toplumsallığa dönüşür. Artık şiir, seçkin bir azınlığa hitap etmiyor, insana yaklaşarak topluma, çokluğa hitap ediyor. O, bunu dili basit, sade, yabancı kelimelerden, süslerden ayıklayarak başarmıştır. Orhan Veli’nin ardından giden nesiller de Türk şiir tarihine bıraktığı mirası takdir etmiş, şiirinden etkilenmiş ve onun çağdaş Türk şiirine damgasını vuranlardan biri olduğuna inanmışlardır. Tabii bu yeni nesiller farklı şiirsel biçimler, yansımalar meydana çıkarmış, yeni bir şiir kurmuşlardır. Ama o, her zaman aktüel kalmıştır. Orhan Veli’nin mesajı: Yalana, riyaya, yapmacık ciddiyete, sahtekârlığa, insanı ve yaşam değerlerini hiçe sayanlara karşı mücadele etmek, bunlarla savaşmaktı. Maalesef onun karşı oldukları hâlâ devam etmekte ve yaşadığımız zamanda da onun bu çağrısı genel, evrensel önemli bir başvuru olarak durmaktadır.’’

Kitaptaki çeviriler: Yirmi üç şiir.

Kitabın üçüncü kısmında yer alan toplam 23 şiirin 10 tanesi Pirsos dergisinde yayımlanmış. Bu şiirler Orhan Veli Kanık’ın farklı kitaplarında yer alan şiirlerden seçilmiş. Haralambos Vaios'un Pirsos'ta yayımladığı şiirlerin Υunancası, Türkçedeki okunuşu ve karşılıkları şöyledir:

Ανηφόρα (Anifora)/ Yokuş.

Hoy Lu-lu.

Αποδημία I. II. ( Apodimia) / Hicret I, II.

Ήρωςμυθιστορήματος (İros mithistorimatos) / Roman kahramanı.

Τρένουφωνή (Trenu Foni) / Tren sesi.

Κάτισυμβαίνει (Kati simveni) / Bir iş var.

Ώραθανάτου (dergide başlığı Ora thanatu) / Ölüme yakın.

Σταπρόθυρατουθανάτου (kitaptaki başlığı Sta prothita tu thanatu) / Ölüme yakın.

Ακούω την Ιστανμπούλ (Akuo tin Stanbul) / İstanbul’u dinliyorum.

Μονομιάς (Monomias) / Birdenbire.

1988 yılında bunlara eklediği şiirler Orhan Veli Kanık’ın İlk şiirler, Netice, Vazgeçemediğim, Yenisi, Son şiirler, Garip isimli kitaplarındaki şiirlerdendir:

 

Δέντρομου (Dendro mu) / Ağacım.

Πρωινό (Proino) / Sabah.

Αυτοκτονία (Aftoktonia) / İntihar.

Τοταξίδι (To taksidi) / Yolculuk (Rafkı Melun Meriç’e).

Γιορτή (Yorti) / Bayram.

Επιτύμβιο (Epitimvio) / Kitebe-i seng-i mezar.

Αυτόςπουπάειστονπόλεμο (Aftos pu pai ston polemo) / Harbe giden.

Μέσα (Mesa) / İçinde.

Γιασας (Gia sas) / Sizin için.

Κλεισμένοςμέσα (Klismenos mesa) / İçeride.

Για την πατρίδα (Gia tin patrida) / Vatan için.

Ποίημα με ουρά (Piima me ura) / Kuyruklu şiir.

Απάντηση (Apantisi) / Cevap (ciğercinin kedisinden sokak kedisine).

 

Aşağıdaki iki şiir de Türkçe ve Yunanca bir arada, Orhan Veli'nin şiirinin anlamını ve ruhunu gösteren birer örnek olarak verilmiştir.

 

İntihar

Kimse duymadan ölmeliyim

Ağzımın kenarında bir parça kan bulunmalı.

Beni tanımayanlar:

‘‘Mutlak birini seviyordu’’ demeliler.

Tanıyanlasa, ‘‘Zavallı, demeli,

Çok sefallet çekti....’’

Fakat hakiki sebep bunlardan hiçbirisi olmamalı.

 

Αυτοκτονία

Χωρίς ν’ ακουστεί πρέπει να πεθάνω.

Στου στόματός μου την άκρη να βρεθεί λίγο αίμα.

Αυτοί που δεν με γνωρίζουν:’

Σίγουρα κάποιον αγαπούσε, να πουν.

Όσο για τους γνωστούς μου,

Υπόφερε πολλά, να πουν, ο δυστυχισμένους…

Όμως, η αλήθεια να μην είν’ απ’ αυτά καμιά.

 

Tren Sesi

Garibim

Ne bir güzel var avutacak gönlümü, Bu şehirde,

Ne de bir tanıdık çehre

Bir tren sesi duymaya göreyim,

İki gözüm, iki çeşme.

 

Τρένου Φωνή

Δυστυχισμένος είμαι.

Μήτε όμορφη να με πλανέψει την καρδιά

καμιά σ’ αυτήν την πόλη,

μήτε κανένα πρόσωπο γνωστό.

Μια φωνή τρένου μόλις πάω ν’ ακούσω,

Τα δυο μου ματιά,

βρύσες δυο.