Klişe vasatı mı doğurur?

Tayfun Pirselimoğlu: Klişe diye itiraz görmek, klişenin dışında bir şey yaptığınız zaman göreceğiniz itiraz kadar tehlikeli değil...


@e-posta
Dosya, 06 Nisan 11:00
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

Sevgili Nilüfer Kuyaş “klişe” başlığı altında bir yazı yazmamı önerdiğinde, bu konu hakkında daha önce ne kadar çok düşündüğümü anladım. Alanımız sanat olunca da konuyu bir bilene danışmak istedim ve yönetmen, ressam ve yazar Tayfun Pirselimoğlu’nun, klişenin tam anlamıyla, “kapısını çaldım." Sohbetimiz devam ederken yönetmen Umut Aral da sohbetimize katıldı.

Zeynep Ünal: Efendim, konumuz klişe.

Tayfun Pirselimoğlu: Klişe bir sohbet olmasın yalnız.

Zeynep Ünal : Klişenin sözlük anlamına baktım. TDK’da; “özgünlüğü olmayan, değişiklik göstermeyen, bilineni tekrarlayan, harcıâlem” diyor.

Tayfun Pirselimoğlu: Sen klişe konusunda sohbet edeceğiz deyince, gelmeden önce düşündüm. Bence klişe; insanın kendini garantiye alıp, rahat hissettiği alan olmasından dolayı önemli. Ürettiğiniz şey klişeyse bu bir itiraz görmüyor.

Zeynep Ünal: Niye? Bu defa da klişe diye itiraz görüyor ve “ne kadar da klişe” diye eleştiriliyor.

Tayfun Pirselimoğlu: Ama bununla karşılaşmak herhangi bir şekilde “sivri” olanın gördüğü cezayı görmüyor.

Zeynep Ünal: Ama herhangi bir konuda ilk çıkışı aslında sivri.

Tayfun Pirselimoğlu: Nasıl yani?

Zeynep Ünal: Yani o klişenin ilk üretildiği an aslında sivri. Sonradan klişeleşiyor. Uzun süre, çok fazla kullanıldığı için etkisini yitiriyor ve basmakalıp hâle geliyor.

Tayfun Pirselimoğlu: Aslında şunu söylemek istiyorum: Klişe dediğin şey ne? Yapılagelen, herkesin ürettiği…

Sohbete yönetmen Umut Aral da katılıyor.

Zeynep Ünal: Hoş geldin Umut. Sohbete sen de katılır mısın? K24 için klişe konusunda sohbet ediyoruz.

Umut Aral: Peki.

Tayfun Pirselimoğlu: Onu diyordum, klişeden kasıt herkesin yaptığını tekrarlamak anlamındaysa, bu güvenli bir alan olması nedeniyle benim ilgimi çekiyor.

Umut Aral: Konfor alanı yani; psikolojide vardır ya…

Tayfun Pirselimoğlu: Klişe diye itiraz görmek, klişenin dışında bir şey yaptığınız zaman göreceğiniz itiraz kadar tehlikeli değil.

Umut Aral: Agresif değil yani. Olabilir...

Zeynep Ünal: O zaman kolaycılığı da var klişenin.

Tayfun Pirselimolu: Evet.

Umut Aral: Klişe tembelliktir.

Tayfun Pirselimolu: Burada birbirini karşılıklı olarak besleyen iki kavram var; klişe ve vasat. Klişeyi üreten ve bu üretime maruz kalan arasındaki ilişkiden "vasat" doğuyor. Ne üreten ne de maruz kalan birbirinden daha yaratıcı bir şey beklemiyor.

Zeynep Ünal: Ama klişe, yaratıcı insanlar tarafından kullanıldığında da lafı gediğine oturtuyor. Bir sanat üreticisini ele alalım…

Umut Aral: Klişeyi zaten plastik ördek üreticisi için söylemeyiz. Bant üretimi yapanlar için kullanılmaz ki…

(gülüyorlar)

Zeynep Ünal: Ama günlük hayatta kullandığımız klişeler de var. “Seviyorsan git konuş” klişe olduğu için güldüğümüz bir espri. Yaptığımız esprilerde de klişeyi çokça kullanıyoruz.

Umut Aral: O da söz sanatı neticede.

Zeynep Ünal: Evet söz sanatı. Ama sanat üreticisiyse bu klişeyi yapan, yetenekli biriyse, izleyici olarak ben o klişeyi izlemeyi seviyorum açıkçası. Örnek vereyim; Özcan Alper’in Sonbahar (2007) filminde, karakter memleketine geri döner, orada anlaşabileceği, sohbet edeceği kimse yoktur, yalnızlık çeker. Vakit geçirmek için de kendi kendine satranç oynar. Müthiş klişe bir sahne, ama Özcan Alper gibi yetenekli bir yönetmen kullandığında sevdiğimi söylemem gerekiyor.

Umut Aral: Öyle bir önerme vardır ya “kötü sanatçı çalar klişe yapar, iyi sanatçı çalar şaheser yapar” diye. Kötü sanatçı bir şeyi birinden aldığı zaman, tekrar üretemez ve klişe yapar. Yeniden yorumlayamaz. Ama iyi sanatçı klişe olan bir şeyi alıp tekrar üretebilir.

Tayfun Pirselimoğlu: Onun kimin tarafından ve nasıl kullanıldığıyla alakalı. Ama ben yine de ısrarcıyım; klişe öyle bir vasat oluşturuyor ki, bu alanda herkes kendini güvende hissediyor. Rahatsız edici tarafı, diğer yaratacağı rahatsızlık kadar önemli değil. O yüzden herkes bunu tekrarlamakta beis görmüyor. Bir de bu yetenekle alakalı bir şey. Yani klişenin dışında bir üretimde bulunmak emek ya da yetenek gerektiriyor. Dolayısıyla bu direkt olarak kişinin kapasitesiyle alakalı. Kapasiteniz yoksa hazır olan, var olan klişeleri tekrarlayıp gidiyorsunuz.

Zeynep Ünal: Ben de bazı yerlerde hoşuma gittiği konusunda ısrarcıyım.

Umut Aral: Gider.

(gülüyorlar)

Zeynep Ünal: Bazı kullanımlarında çok da birleştirici olduğunu düşünüyorum.

Tayfun Pirselimoğlu: İşte demin bahsettiğim vasat tam da bu. Bu herkesin kabullenebileceği, kendini rahat hissedebileceği alan.

Umut Aral: Sinemada anaakım dediğimiz tür, klişelerin üzerine kuruludur. Vaadi şudur; size bildiğiniz bir hikâye anlatacağım, ama bilmediğiniz bir şekilde. Bildiğimiz hikâye zaten klişedir; bir kız bir oğlana âşıktır, bir türlü evlenemezler… Dünyanın en klişe hikâyesidir, ama başlarına öyle şeyler gelir ki, orada bir farklılık olur. Yani sen bir klişeyi izlemeye gidersin ve ondan keyif alırsın. Ama birebir kopyasını izlediğin zaman sıkılırsın. Dersin ki; bu beni şaşırtmadı, tam bir klişe. Çok klişe dediğimizde, işte o aynı janrın içindeki bir sürü filmlerin örtüşmesi belki de. Sinema üzerinden bakıldığında böyle. Aslında diğer sanat disiplinleri için de böyle. Bir de sanatçının kendi klişeleri var. Yani kendi yarattığı klişeler, kendi yarattığı nakaratları var.

Zeynep Ünal: O da bir üslup oluşturuyor.

Umut Aral: Bazen insanlar o üslubu görmeye, izlemeye gidiyor. Montaj dili, hikâye anlatma dili, çerçeve oluşturma dili… Mesela Stanley Kubrick’in, Wes Anderson’ın kadrajları, o kadrajlarda oluşturdukları simetriler kendi klişeleridir. Ama bir yandan da onların dilidir.

Zeynep Ünal: Sanattan çıkalım ve gündelik hayatta kullandığımız klişeleri düşünelim.

Tayfun Pirselimoğlu: O dille ilgili bir şey ama.

Zeynep Ünal: Evet, dille ilgili. Bin kere yapılan espriye yine gülüyoruz, yine gülüyoruz. Bazen de klişe diye gülüyoruz.

Tayfun Pirselimoğlu: O klişenin karşılığı da bir klişe. (gülüyorlar)

Zeynep Ünal: Birleştirici bir yanı oluyor özetle. Mesela hava çok sıcaksa, ‘hava sıcak değil de nem var’ klişesini başka başka sosyal sınıflardan insanlar aynı duyguyla kullanıyorlar.

Tayfun Pirselimoğlu: Nem var nem. (gülüyorlar)

Zeynep Ünal: Çok entelektüel biri de kültürsüz biri de aynı hissiyatla kullanıyor. Klişenin bu birleştirici tarafı da çok keyifli. Açıkçası ben klişeciyim. (gülüyorlar)

Umut Aral: Düşünce hafifliği yaratıyor çünkü.

Tayfun Pirselimoğlu: Günlük hayatın içinde kurtarıcı bir unsur tabii. Sürekli bir zekâ işareti verme sıkıntısı olanların kullanacak klişeleri var ve onları ceplerinden çıkartıp kullanıyorlar.

Zeynep Ünal: Ama dönüp dolaşıp yine vasata varıyoruz sanırım.

Umut Aral: Evet, vasatla ilgili. Psikolojide konfor alanı denilen alan zaten rahatlatıcı, kurtarıcı bir alan. Zorlayıp risk almak yerine, olan şeyle yetinmek, olanı tekrarlamak… Biraz belki buraya oturuyor.

Tayfun Pirselimoğlu: Ben de onu söylüyorum; bir risk almıyorsun.

Umut Aral: O yüzden kazancı ya da kaybı yok. Zaten ortalamayı vaat ediyorsun ve onu sunuyorsun. Bu bir komedi filmiyse belki gülünüyor ya da daha az gülünüyor. Oysa risk alsa kahkaha tufanı kopacak belki…

Zeynep Ünal: Klişeden yola çıktık ve sonuçta vasata vardık sanırım. Bu şahane sohbetin “tadı damağımda kaldı”. Yeniden buluşmak üzere…

Tayfun Pirselimoğlu: Nem var, nem…

Ana görsel: Moonrise Kingdom, Yön: Wes Anderson, 2012