Bize kalanlarla birlikte, kıştayız

Kış demek ölüm demek. Kalanın ise cesetleri taşıması demek; çuvalda, battaniyede ve tabutta. Kış demek savaş demek. Kış, kıyamet demek. Kopuyor demek.


@twitter @e-posta
Dosya, 08 Aralık 14:35
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

Bütün öğrettiklerimi unutun dünya dönüyor evet ama bu dağ başında dönmemesini bilmek daha doğrudur. Size hayat bilgisi dersleri verdim ama siz hayatın gerçek bilgisini kendiniz burada bu dağ başındaki köyünüzde sonra uzak kentlerdeki askerliğinizde, mapusluklarınızda öğreneceksiniz. Benim için doğru olan sizin için doğru değildir. Benim için gerçek olan sizin için gerçek değildir. Öğrettiklerimin çoğu böyleyse bağışlayın beni çünkü ben başka bir yerden geliyorum karların erimesiyle de gidiyorum işte. Nereye gittiğimi kesin olarak bilmesem de gidiyorum. Burada kalacak olan sizlersiniz. Sizler, karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz.” Hakkâri’de Bir Mevsim, Ferit Edgü

Hakkâri'de Bir Mevsim, Ferit Edgü, Sel Yayıncılık

Son derstir yukarıda alıntı yaptığım cümleler. Son derstir; yolculuğun, sürgünün, kazazedenin kendine yolculuğunun son günlerindendir. Karlar erimeye, sular akmaya, karların altından bitkiler çıkmaya, ayılar kış uykusundan uyanmaya başlamıştır. Beyaz örtü yerini çorak bir görüntüye, kim bilir belki yer yer yeşillere de bırakacaktır. Karın beyazı, kışın yoksunluğu süresince çocuklar dünyanın döndüğünü, okumayı, hesap yapmayı, nasıl yönetildiğimizi, başkenti, mikropları, yıldızları öğrenmişlerdir.

“O” da öğrenmiştir bebelerin ölümünü görerek ama ölmeden, çıldırmadan da yaşanılabileceğini ve bütün bir kış boyu, sıfırın altında 25 dereceyi bulduğunda soğuk, nasıl donmaz insan, nasıl dayanır. insan kendi soluğuyla nasıl ısınır. Öğrenmiştir kendisiyle konuşmayı, dertleşmeyi ve de öyküler uydurmayı…

Romanın “Gereği Düşünüldü” bölümünde muhtar şöyle der O’na: Sen de çocuklarımıza tüm bildiklerini, bu konuştuğun dilini, okumanı, yazmanı öğretirsin, oldu mu? Hep iyi şeyler öğretirsin. Çünkü bizim çocuklarımız, bütün çocuklar gibi iyidir.

Yeniden yazalım o cümleyi: Çünkü bizim çocuklarımız, bütün çocuklar gibi iyidir.

Kar Doğu’da etkisini artırarak sürdürüyor…”

Burada Hakkâri’de Bir Mevsim romanının önemini ve özetini anlatacak değilim. Yıllar boyu dönüp dolaşıp okuduğum bu metinde kafama en çok takılan hep anlatıcının, “O”nun neden bir kazazede olduğu idi. Bize bu hikâyeyi, bu mevsimi, illâ bir sürgünün, bir kazazedenin mi anlatması gerekiyordu? Bu soru, bu yazı denemesinin kenarında kalsın, gelelim o bitmeyen mevsime ve bugün konumuz olan hoşnutsuzluğumuzun kışına…

Beş yıl önce karlarla kaplı kayaların üzerinde battaniyelere sarılan 34 cesedin olduğu fotoğraf Şırnak’tan tüm dünyaya dağıldığında aklıma gelmişti Hakkâri’de Bir Mevsim’deki şu cümleler:

“Burda yaşıyorum de. Çocukları anlatacağına portrelerini çek yolla. Yetinme, ellerinin ve ayaklarının fotoğrafını çek ve yolla. Karların üstünde, şahrem-şahrem yarılmış, pabuçsuz, çorapsız ayakların fotoğraflarını çek yolla. Köpeklerin resmini çek yolla. Çıplak, ağaçsız dağların fotoğrafını çek yolla. Ölen bebeyi, kefensiz gömülen bebeyi mezarından çıkar, çek fotoğrafını kapanmış göz kapaklarının, erimiş dudaklarının, şişmiş karnının, yolla… Fotoğraf uygarlık demek.”

Çünkü evet, fotoğraf uygarlıktır.

Ve bu yazının ana görselinde kullanılan fotoğraf 2014 yılında yardım gelmediği için hastaneye götürülemeyen üç yaşındaki Muharrem Taş'ın cesedini çuvala koyup taşıyan baba Abdulmenav Taş'ın fotoğrafı olarak kalmıştır aklımızda. 

Fotoğraf uygarlıktır, öyle mi?

Uygarlığımızın fotoğrafı bütün kışlarda, Hakk'ın tüm kentlerinde ceset dolu, neden?

Bu yıl da, bu zaman da hoşnutsuzluğumuzun kışında geçmektedir. Geçen kışlarda olduğu gibi. Ama sanki artık daha sert.

Geçen kışta, geçen kıyamette, hani meteoroloji haberlerindeki o cümledeki gibi “kar Doğu’da tüm etkisini sürdürürken” karın adı kar değildi belki de. Bir öykü cümlesi vardı hani, “Şehre karakış gibi bastırdı devlet, yola devrilmiş ağaçlar gibi indi kar. Günlerce ama günlerce yağdı; kurşun ve kar, kurşun ve kar” diyordu.

Kar demek, kış demek.. kış demek sanki kıyamet demek. Ne zaman kış “mevsimsel” olarak bastırsa, Instagram hesaplarında ekose battaniyeli ve sıcak kakaolu kış romantizminin yanına yaklaşamayan ama kopan bir kıyamet var.

Kış demek ölüm demek. Kalanın ise cesetleri taşıması demek; çuvalda, battaniyede ve tabutta. Kış demek savaş demek. Bir bodrumda yanmak demek öldürücü soğukta. Geçen yıl başkente lapa lapa yağarken kar, haritadan silinircesine bomba yağdırılan kentler demek. Kış, kıyamet demek. Kopuyor demek. Kıştayız. Ve son söz yine onların:

“Kar kapamış yolları.
Ziyanı yok biz açarız
eski yolları değil, yeni yolları açarız çocuklarımızla birlikte
21 çocuğumuzla birlikte,
bize kalanlarla birlikte.”