Sesin masmavi yanması

İkinci Yeni’de, mavi sözcüğünde olduğu gibi, anlam evreniyle bağ koparılmamış, semantik genişlemenin yolu açılmıştır


@e-posta
Dosya, 03 Ağustos 11:30
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

Mavi üzerine modern bir şiir antolojisi hazırlanacak olsa, derlemenin büyük bir toplam oluşturacağına kuşku yok. Orhan Veli, Dalgacı Mahmut’a gökyüzünü maviye boyatır. Edip Cansever, "huy"un mavi olduğunu söyler. Turgut Uyar gökyüzünün maviliğini "kutlu" sayar. Ahmed Arif "maviye çalan" gözlere seslenir. Hasan Hüseyin bahçede oynayan çocuğa "mavi" rengini uygun görür ("Mavi çocuk" metaforunu öncesinde İlhan Berk de kullanır).

Nedir "mavi"ye gösterilen ilginin nedeni? Neyi temsil eder mavi? Tarihe ve topluma göre değişir elbette. Antik Yunan’da barbarların rengidir mavi; Fransız bayrağında özgürlüğün, Türkiye’de nazar boncuğunun ve her yerde denizin ve gökyüzünün. Öyle ki internette rastladığım bir kaynağa göre, nedeni açıklanmasa da, "şiirin bir rengi olsa mavi olur-muş." Sırf şiiri maviye boyama arzusunda bile, "mavi"yle yan yana gelmesi istenenlere dair önemli bir ipucuna ulaşılabilir. "Mavi"nin kültürdeki çağrışımı, bana kalırsa bilinç dışı bir süreçle deniz ve gökyüzü ile ilişkilendirilerek, daima "arzulanacak" bir duruma işaret eder: özgürlük, coşku, mutluluk, sevinç... Böyle bir temsil gücüne sahip bir göstergeye şairlerin kayıtsız kalmaması şaşırtıcı değildir.

"Mavi"nin kapsamı düşünüldüğünde hayli kısa kalacak bu yazıda, birkaç İkinci Yeni dizesinden yola çıkarak mavinin bir yandan kavuştuğu yeni anlamlardan söz edecek, bir yandan da bunların kültürel "anlam evreni"yle kurduğu bağa değineceğim.

Cemal Süreya’nın "Kibrit çak masmavi yanardı sesin", Turgut Uyar’ın "Bir maviyi durup dururken birine benzetiyorum", Edip Cansever’in "Mavi bir huydur bende" ya da Ece Ayhan’ın "bir bakmışım baloncusu uçmuş kan mavisi balonlar" dizelerine bakılınca, İkinci Yeni şairlerinin "mavi"ye gösterdiği ilgi açığa çıkar. Kuşkusuz "mavi"ye olan bu ilgi, yeni değildir. İkinci Yeni öncesinde de mavi kullanılır ama verdiğim örneklerde açıkça görüleceği gibi Cansever, Uyar, Ece Ayhan ve Cemal Süreya "mavi"yi alışılmışın dışına çıkarır. Öncesinde mavi; göz, kuş, çiçek, gökyüzü ya da denizle ilişkilendirilerek belli bir simgeye karşılık gelecek biçimde ya da doğrudan sözlük anlamıyla kullanılırken İkinci Yeni’de "mavi", yepyeni sözcüklerle yan yana düşer.

İkinci Yeni öncesinde "mavi", sözlük anlamıyla çıkar karşımıza; gözün, gökyüzünün ya da denizin rengidir. Ahmet Hamdi Tanpınar, "Mavi, maviydi gökyüzü/ Bulutlar beyaz, beyazdı/ Boşluğu ve üzüntüsü/ İçinde ne garip yazdı..." dediğinde, pek çok çağdaşı gibi, mavi sözcüğünü standart/ doğal/ gündelik dile bağlı kalarak kullanır. "Mavi"den sonra gelecek sözcük bellidir, okuru şaşırtacak ve ilgiyi dile toplayacak bir metafor kurulmaz. Orhan Veli, "Dalgacı Mahmut" şiirinde, "İşim gücüm budur benim,/ Gökyüzünü boyarım her sabah,/ Hepiniz uykudayken./ Uyanır bakarsınız ki mavi" dediğinde, "mavi" gökyüzünün bilinen sıfatıdır. Her ne kadar Orhan Veli’nin şiirinde "gökyüzünün boyanması" gibi—Garip şiirinde bazen rastlanan ("Rakı şişesinde balık olsam")— "gerçekdışı"na işaret ederek sağlanan bir espri olsa da, "boyamak" fiilinin ardından gökyüzü için uygun görülen renk mavidir. Gökyüzü boyanabilir ancak her zamanki gibi yine maviye. Şair, "mavi"den sonra gökyüzü ya da denizi getirerek, günlük dile bağlı kalacağını, "şeylerin düzeni"ni kabul ettiğini ifşa eder. Gökyüzü, Eluard’ın sürrealizmin en meşhur ifadelerinden biri kabul edilen "Mavi bir portakaldır dünya" dizesinde olduğu gibi, yepyeni bir renkle ortaya çıkmaz. Dalgacı Mahmut, dilin günlük kullanımına bağlı kalır, dünyayı dilde yeniden düzenlemek, anlam evrenini genişletmek gibi bir amaç taşımaz. Ferdinand de Saussure’ün klasik izahı açısından bakıldığında, gösteren ve gösterilen arasındaki "yerleşik" ilişki devrededir. Bu yüzden dilin kullanımı bağlamında "mavi gökyüzü" ifadesi, okurdan dile yoğunlaşmasını talep etmez. Tanpınar’ın ya da Orhan Veli’nin dizelerinde "şiirsellik"in, dilin kullanımında değil, başka noktalarda ortaya konması tercih edilir. Bu örneklerde dil, yaygın deyişle, "kendi üzerine kapanmaz." Mavi, herkesin zaten "mavi" dendiğinde aklına gelendir, dünya da bildiğimiz yerdir. Ama İkinci Yeni’den verdiğim örneklerde, yani "sesin masmavi yanması", "mavinin birine benzetilmesi", kanın ya da huyun mavi olmasını anlamlandırmak için günlük dilin ve şeylerin düzeninin dışına çıkmak gerekir.

"Kibrit çak masmavi yanardı sesin" dizesinde, gösterilen ile gösteren arasındaki yerleşik ilişki askıya alınır. Dahası, "mavi gökyüzü" ifadesinin aksine, sözcüklerin bir araya gelme biçimi, hem dilsel hem de şeylerin düzeni açısından "yerleşik" olanın ötesine geçer. "Masmavi" ve "ses" sözcüklerinin, sanırım, yan yana geldiği Türkçedeki tek yer Cemal Süreya’nın bu şiiridir; tıpkı "mavi" ve "huy" sözcüğünün yalnızca Edip Cansever’in dizesinde bir araya gelmesi gibi. Sentagmatik değişim mecazın kapısını aralar. Artık "mavi", yeni bir anlama kavuşmakta, semantik düzlem genişlemektedir. Göstergenin bu biçimde yeniden formüle edilmesi "anlam" ve şeylerin düzeni üzerine düşünmeye çağrıdır. Ama, aşağıda ele alacağım gibi, Türkiye’deki baskın eğilim nedeniyle metaforun bu biçimde kurulması "anlamsızlık"la suçlanmıştır. İkinci Yeni şairlerinin "mavi"yi beklenmedik bir sözcükle yan yana getirmesi, "anlamsızlık" değil, aksine sözcüğün anlam evreninin genişletilmesidir. Sözcüğün anlamının bu biçimde genişletilmesine rağmen, "mavi"nin kültürel çağrışım değeri devre dışı bırakılmamış, aksine bununla doğrudan ilişkilenilmiştir. "Niçin ses ya da huy, mavidir" sorusuna cevap arandığında bu durum hemen fark edilir.

Cemal Süreya’nın sevgiliye seslenildiği anlaşılan ifadesinde niçin ses, başka bir renkle değil de "masmavi" ile tanımlanır? Edip Cansever’in şiirindeki kişi kendi "huy"una başka bir rengi değil de maviyi uygun görür? Bu tercih, "mavi"nin, yukarıda kısaca değindiğim, kültürel/ semiyotik temsil gücüyle bağ kurma arzusundan kaynaklanır. Mavi—tıpkı gökyüzü ve deniz gibi—sonsuzluğu, özgürlüğü, coşkuyu vb. temsil ettiği için "ses" ve "huy", maviyle ilişkilendirilir. "Mavi"; "ses" ya da "huy"la yan yana getirilerek semantik genişlemeye imkân verilir ama aynı anda "mavi"nin temsil ettiğine gönderme yapılarak "yerleşik" anlam evreniyle bağ kurulur. Buradaki "mavi" kullanımında, İkinci Yeni tarzının—daha genelde modernist şiirin—dili işleme biçimi açığa çıkar. Dil, yerleşik semantik düzlemden koparılır ama "anlam evreni" içinde işlemeye de devam eder. Bu tür ilişkilenme olmasaydı, metafor kurulamayacağı için gösterge de "anlamsız" hâle gelebilirdi.

"Sesin masmavi yanması" ya da "mavinin huy olması", yani gösteren ve gösterilen arasındaki ilişkinin askıya alınması İkinci Yeni tarzının özellikle 1950’lerin sonu ve 1960’lar boyunca "anlamsız"lıkla suçlanmasının nedenlerinden biridir. Bu tarzı anlamsız bulanlar, göstergenin standart/ doğal/ günlük dilin dışına çıkmasına, şiir dilinin özerkleşmesine itiraz etmiştir. Oysa burada verdiğim örneklerde görüldüğü gibi, gösterge yeniden formüle edilirken yerleşik anlam evreninin dışına bütünüyle çıkılmaz. Bu nedenle bir zamanlar "anlamsız" bulunan İkinci Yeni, sonrasında "kurucu şiir" hâline gelebilmiştir. İkinci Yeni’de, mavi sözcüğünde olduğu gibi, anlam evreniyle bağ koparılmamış, semantik genişlemenin yolu açılmıştır.

İkinci Yeni’de "mavi" sözcüğü, pek çok sözcük gibi, zarını yırtar ama o yırtığı da içine alıp kendine yeni bir koza örer.1
 

Ana görsel: Vasiliy Kandinskiy'nin 1924 tarihli Mavi Tablo adlı çalışmasından kesit
1 Yazıda alıntılanan şiirlerin künye bilgisi, metindeki sırasıyla şöyle: Orhan Veli, "Dalgacı Mahmut", (Bütün Şiirleri, YKY, 2003, s.120); Edip Cansever, "Günlerden" (Sonrası Kalır I, YKY, 2011, s.638); Turgut Uyar, "Akabakan" ve "Denize Gidip Dönen Mavilerin Bire İndirgenen Üçlüğü" (Büyük Saat, YKY, 2012, s.208 ve s.129); Ahmed Arif, "Ay Karanlık" (Hasretinden Prangalar Eskittim, Metis, 2014, s.47); Hasan Hüseyin, "Acılara Tutunmak", (Acılara Tutunmak, Bilgi, 1999, s.49); İlhan Berk, "Köy Mezarlığı" (Eşik, YKY, 1999, s.404); Cemal Süreya, "Ülke" (Sevda Sözleri, YKY, 2003, s.48); Ece Ayhan, "Gökyüzünde Bir Cenaze Töreni" (Bütün Yort Savul’lar, YKY, 1994, s.41); Ahmet Hamdi Tanpınar, "Mavi, Maviydi Gökyüzü" (Şiirler, Yeditepe, 1961, s.52).