Ferzan Özpetek masası

Cahil Periler, büyük bir aile masası hayali kurmamızı sağlar. Kafamızı çevirdiğimiz her yerde karşılaştığımız anne, baba ve çocuklardan oluşan kutsal ailenin yerini eşcinsellerin, transların, göçmenlerin ve müzmin bekârların aldığı bir masanın...


@twitter @e-posta
Dosya, 01 Şubat 11:35
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

"birdenbire yenilenir hayat...
beklemeden, birdenbire yağmur yağar."1

Vanilla Sky filminde David rolündeki Tom Cruise’u, yaşadığı hayatın bir simülasyon olduğuna inandırmak için karşısındaki adam aslında her sahneyi kendisinin yarattığına ikna etmeye çalışır. Sen istediğin için bu insanlar bu kafede; susmalarını istersen susarlar, der. Ardından yaşadığı her şeyin aslında gördüğü filmlerden bir alıntı olduğunu söyler. Sevgilin Sofia böyle gülüyor çünkü Jules and Jim’deki Catherine gibi gülen bir sevgili hayal ettin; bir sonbahar sabahı sokakta Sofia’yla harika bir çift gibi görünerek yürüdünüz çünkü Bob Dylan’ın The Freewheelin' albümünün kapağındaki çift de öyle görünüyordu.

Hepimiz David gibiyiz. Yaşadığımız hayat tekil değil; çocukluğumuzdan itibaren gördüklerimizi kendi tarzımızda birleştirerek hayatlarımıza uyguluyoruz. Bunu bazen farkında olmadan yapıyoruz, o güzel resmi vereceğimiz ânın nereden aklımızda kaldığını bile hatırlamıyoruz. Filmlerde, reklamlarda, fotoğraflarda gördüğümüz o mükemmel aşkı, aileyi, büyük sofraları, yatağa kahvaltı getiren sevgilileri, koşarak boynumuza atlayan çocukları hayal ederken buluyoruz kendimizi. Bu mükemmel resmin hayalini hiç kurmayanlar ya da kurmayı reddedenler ise bir anda kendini o geniş aile sofralarının dışında buluyor. Çünkü o sofraya oturmanın bir bedeli var: herkesin kurduğu hayali kurmaya devam etmek.

Vannilla Sky, Yön.: Cameron Crowe, 2001 - The Freewheelin', Bob Dylan, 1963Bir yemek masasında savaş başlatılabilir, bitirilebilir, gülünebilir, ağlanabilir, tartışılabilir ve uzlaşılabilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Bir mutfakta sadece yemek pişirilmez. “Birlikte” yemek pişirilebilir. Sırlar paylaşılabilir. Yemek sırları ya da hayat sırları, fark etmez, mutfak ve yemek masası her zaman paylaşmak için iyi bir yerdir.

Sene 2001. Cahil Periler’in gösterime girdiği yıl, 15 yaşındaydım. Sinemaya tek başıma gittiğimi hatırlıyorum. O zaman, bugün olduğu gibi, büyük şehirlerin dışında kalan tüm zincir ya da lokal sinemaların salonlarını bayağı komedi filmleri rehin almamıştı. İlk kez bir Ferzan Özpetek filmi izliyordum. Büyülenmiştim. 15 yaşında olduğum için değil ama. Başka filmleri -hele de son dönem filmleri- için bir sürü acımasız eleştirim olsa da bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde uzunca bir aradan sonra Cahil Periler’i tekrar izledim. Bugün, benim gibi birçok kişinin kişisel tarihinde neden bu kadar önemli bir yeri olduğunu anlıyorum. 2001 yılında ve sonrasında Cahil Periler’i izleyen bir sürü insan aynı şeyi hayal etmişti: Bir gün bir Ferzan masasında oturabilmek. O geniş ve ne idüğü belirsizlerden oluşan ailenin bir parçası olmak. Ve bu hayal herkesin kurmamızı beklediği o geniş aile hayallerine pek benzemiyordu.

Mutfağın ve masanın bir parçası olmak

Antonia, annesinin deyimiyle hayata karşı hiçbir zaman meraklı olmamış bir kadındır. Lisedeki sevgilisiyle evlenir, 15 yıllık mutlu bir evliliği vardır. Evlendiği için kariyerinde hiçbir zaman daha ileriye gitmek için çabalamaz ve sıradan bir laboratuvarda doktorluk yapar. Üst orta sınıf bir ailenin sahip olacağı göl kenarında bir villa, arabalar ve hizmetçi gibi detaylarla Antonia ve kocası Massimo’nun kusursuz evliliğindeki detayları görürüz. Kocasının bir trafik kazası sonucu aniden ölümüyle Antonia’nın dışarıdan “tam da olması gerektiği gibi” görünen hayatı değişir. Kocasının kendisini aldattığını öğrenir. Kocasının kendini bir erkekle aldattığını öğrenir. Tam yedi yıldır. Gerçekte olsa üçüncü sayfa haberlerinde “kocası eşcinsel çıktı” diye haberini göreceğimiz bu olay, Antonia’nın hayatının beklenmedik bir şekilde değişmesine yol açar. Tıpkı bir zamanlar kocası Massimo’nun hayatının mucizevi bir şekilde değiştiği gibi, Antonia da o son derece güvenli evinin dışında kendisininkine hiç benzemeyen bir hayatın imkânına erişir.

Cahil Periler, Yön.: Ferzan ÖZpetek, 2001Massimo’nun sevgilisi Michele, bir teras katında yaşar. Evde sadece iki kişi yaşıyor gibi olsa da mutfak da masanın etrafı da hep kalabalıktır. Evde gördüğümüz neredeyse herkes aynı apartmanın sakinidir. Antonia baştaki şaşkınlığını -belki de merakından, biraz da gerçekçi olmayan bir hızla- atar ve bir anda kendini evin bir parçası olarak bulur. Evin artık bir parçası olduğuna kanaat getirdiğimiz ilk an, Antonia’ya mutfak önlüğü bağlanarak mutfağa alındığı sahnedir. Ondan soğanları doğramasını ister biri. Bir evin mutfağına soğanları ince ince doğramak için giriyorsanız, o evin parçası olursunuz çünkü. İlerleyen günlerde Antonia kocası Massimo’nun muhteşem bir aşçı olduğunu öğrenir. Massimo evlilikleri boyunca mutfağa bile girmemiştir oysa. Türkiyeli göçmen Serra elinde bir tabak köfteyle girer içeri ve sorar: “Bak bakalım, nesi eksik? Ne yaparsam yapayım, Massimo’nun köfteleri gibi olmuyor.”

Yemek yapmayı bu kadar sever, üstelik iyi de yaparken mutfağa neden girmemiştir Massimo? Bunun birkaç sebebi olabilir. Antonia kocasından mutfağa girmesini hiç beklememiştir çünkü çalışsa bile bir kadın olarak mutfak onun yeridir. Massimo, Michele ve onun büyük seçilmiş ailesiyle tanışmadan önce mutfağa bu kadar merakı ve yeteneği olduğunun farkında bile olmayabilir. Çünkü o ailenin bir parçası olmak istiyorsa o büyük masanın kurulmasına bir yerinden katkıda bulunması gerekir. Heteroseksüel ailede her şey sihirli bir şekilde hazırlanıyor, yemek sofraya bir peri dokunuşuyla geliyor, masa aynı dokunuşla toplanıyor ve bulaşıklar da bu iyiliksever peri tarafından yıkanıyor gibi görünür. Oysa burada ev içi emeği sömürülen biri vardır, üstelik öyle peri gibi özel güçleri falan da yoktur, hem bu saydığımız hiçbir mutfak işi de öyle bir dokunuşla falan hallolmaz. Ferzan Özpetek, burada Massimo’yu muhteşem bir aşçıya dönüştürerek, onun iki hayatı arasındaki farkı daha belirgin bir hâle getirmek için belki biraz abartıya kaçmış olabilir ama sırf mutfağa girmediği için aşçılık yeteneğini hiç fark edemeden yaşayıp giden birileri olduğunu hayal etmek çok da güç olmasa gerek.

Oturamadığımız masalar

Hayatımızdaki her şey bize başka bir masanın mümkün olmadığını gösterir. Çocukluğumuzdan itibaren her yerde anne, baba ve çocuklardan oluşan yemek masaları görürüz. Eğer bu anne-baba ya da çocuktan biri bile eksikse fotoğrafta karşılaştığımız her şey bize bunun eksikliğini hissettirir. Babasız, annesiz büyüyen çocuklar, çocuğu olmayan çiftler bunun ne anlama geldiğini bilir. Gerçekten istiyor muyuzdur bu resimde eksik olduğu için özlemini çektiğimiz şeyleri, bunu düşünmeye, sorgulamaya bile fırsatımız olmaz. Bunu sorgulamaya kalktığınızda ise Camus’nün annesinin cenazesinde yeterince ağlamadı diye soğukkanlılıkla cinayet işleyebileceği düşünülen Yabancı’sı Meursault gibi bulursunuz kendinizi.

Cahil Periler, Yön.: Ferzan Özpetek, 2001Reklamlardan dizilere, filmlere ve kitaplara kadar, karşımıza çıkan her mutfakta -bir zorunluluk ya da istisna söz konusu değilse- hep bir kadın vardır, bir anne, bir eş, bir kız çocuğu. Bunun dışına çıkan kalabalık arkadaş sofraları ise sadece arkadaş sofrasıdır. Gelip geçidir. Bayramlarda, özel günlerde yine o aile masasına döneriz. Çoğu zaman istemeye istemeye, sıkıla sıkıla, kendimizi ait hissetsek de hissetmesek de mecburen. Aile masamızı seçemeyiz. Yemeği neden hep annemizin hazırladığını, babamıza yemeğin tuzu fazla olmuş ya da pilav fazla pişmiş diye söylenme hakkının hangi kudretli güç tarafından verildiğini bilmeyiz. Yine de sistem hepimizi bir gün o masaya oturmaya yönlendirir. Üstelik o masaya karı-koca oturmak da yetmez, o masaya ne zaman bir çocuk gelecektir de “tam” aile olunacaktır, o masaya ne zaman ikinci çocuk gelecektir ve daha da tam aile olunacaktır sorularından kaçsanız bile saklanamazsınız.

Ferzan Özpetek’in ilk kez Cahil Periler’de karşımıza çıkan “masası” 2001 yılında dünyanın her yerinden birçok kişiye başka bir masanın da mümkün olduğunu gösterdi. (Pedro Almodovar’a haksızlık etmek istemem ama kabul edelim Ferzan Özpetek tüm abartıları ve stereotipleri ile sanki sadece güzelce bu hayali kurabilelim diye hazırlamış gibidir Cahil Periler’in o çok özenilesi masasını.) Bu masa bir "aile" masasıydı. Birbiriyle kan bağı olmayan insanların olduğu bir aile. Sıradan bir arkadaş masası değildi. Çünkü o masanın etrafında olan eşcinsellerin, transların, göçmenlerin bayramlarda, düğünlerde, cenazelerde o masadan kalkıp gidecekleri başka bir masa yoktu. Düğün de oradaydı cenaze de. Mutfakta hep başka biri vardı. Mutfakta yemek yapmayı beceremeyen, bulaşıkları yıkamak, sofrayı toplamak için vardı. Yemeği beğenmeyecek de huysuzluk mu yapacak diye herkesin kaygıyla yemek yemesine sebep olan kimse yoktu, olmadığı biri gibi davranmak zorunda olunan saatler ya da bitsin diye saate bakılan anlar yoktu.

Mecbur olmadığımız bir masanın hayali

Özpetek sinemasında masa, mutfak ve yemek hep bu kadar önemli olmuştu. Karşı Pencere’nin hafızasını yitirmiş ihtiyarı bir aşçıydı. Onu, kim olduğunu hatırlamaz bir hâlde bulan Giovanna da çıkmaza saplanmış ve sorunlarla dolu hayatından kaçış yolu olarak “mutfağı” kullanıyordu. Bir Ömür Yetmez’in Lorenzo’su son dakikalarını yaşadığını bilmeden, önce sevgilisi ile arkadaşlarına yemek hazırlıyor, onları masada oturmuş yemeğe başlamak üzere izlerken de bütün hayatını böyle geçirmeyi diliyordu. Böyle, aynı yemek masasının etrafında ve birlikte. Serseri Mayınlar’ın makarnacı ailesi büyük oğulları Antonio’nun “ben eşcinselim” açıklamasını büyük bir aile yemeği sırasında öğreniyordu. Bu bilgi sonrası kalp spazmı geçiren babanın yere yığılırken o görkemli masaya tutunarak düşmesi ve tüm masanın yere serilmesine sebep olması da elbette tesadüf değildi. Antonio, bir aile masasında söylenebilecek en son şeylerden birini söylemiş ve sadece babasının değil, tüm masanın dağılıp yerle bir olmasına sebep olmuştur zira. 

Serseri Mayınlar, Yön.: Ferzan Özpetek, 2010Cahil Periler, böyle bir haberle dağılmayacak bir masanın imkânını, en azından hayal edilebilirliğini sunar izleyiciye. Hayatımıza yön veren filmlerin, dizilerin ve reklamların ezici çoğunluğu, hâlâ bize sıkıntıdan patlasak da o aile yemeklerine gitmemizi, bir gün bizim de böyle bir masa kurmamızı, üstelik bundan büyük keyif alıyormuşuz gibi yapmamızı ister. Mutfağı kadınlar için bir hapishane ya da sığınak yapmak ister; birlikte yemek yapılan kaşığın ucuyla sosun tadı nasıl olmuş diye birbirimize sorular sorduğumuz bir yer değil. Bu yüzdendir ki bugün hâlâ birçok kadın yerinin mutfak olduğunu düşünür, birçok erkek mutfağa girmeyi garipser, mutfağı kadına özel tasarlanmış bir mekân sayar. Ferzan masası ise “hayatın artıkları” içindir. Onlara müsamaha gösterebilir, onlara saygı duyabilir, onları görebiliriz ama onlara o geniş aile masasında yer olmadığını biliriz.

Cahil Periler’in masası ise tüm bu masalardan farklı olarak milenyumun daha ilk yılından hayalini bile kurmakta zorlanacağımız bir masayı kurmaca yoluyla da olsa gerçek yapıyor ve bu ihtimali “hayali kurulabilir” kılıyordu.

1Cahil Periler film müziklerinden Yasemin Sannino'nun seslendirdiği “Birdenbire” şarkısından bir cümle.