Fareler ve hangi insanlar?

Biz bu romanı neden sevdik? Neden George'un Lennie'yi acılarından kurtarmak için öldürdüğüne bu kadar inandık? Bir katharsis mi yaşıyoruz yoksa?


@e-posta
Dosya, 20 Aralık 11:17
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

“benim en güzel çocukluğumu
ahmak bir ayak ezdi”

Asaf Hâlet Çelebi

Fareler ve İnsanlar’ı okuduğunuzda kaç yaşındaydınız, hatırlıyor musunuz? Pek çoğumuz ortaokul ya da lise dönemindeydik muhtemelen ve yine muhtemelen, romanı çok sevmiştik. Çünkü hiçbir şeyin “dostluk”tan daha önemli olamayacağından emin olduğumuz o yaşlarda, romanın kahramanı George’un, sürekli ayak bağı olup başına türlü belalar açmasına rağmen yanından ayırmadığı, koruyup kolladığı, zekâ engelli dostu Lennie’yi, acılarından kurtarmak için öldürmesi hepimizi çok etkilemişti. Ah şu hayatta George gibi güzel insanlar olsaydı keşke hep, değil mi?

“Değil” dersem, bana kızar mısınız? Bu yazı, çocukluğunuzun ya da ilk gençliğinizin kahramanına beslediğiniz duyguları biraz değiştirebilir, haberiniz olsun. Zira Fareler ve İnsanlar’da John Steinbeck’in, acımasızca öjenizm propagandası yaptığını anlatmaya çalışacağım.

Evvela, “öjenizm”in ne olduğundan başlayalım.

İstatistik biliminin insanlar üzerinde uygulanmasıyla “norm” kavramı ortaya çıkıyor. “Normal” de karşıtını yaratıyor hemen: “anormal.” Böylece “normal beden” algısı üzerinden sakat bir “sakat” algısı peydahlanıyor. Lennard J. Davis’in şu sözleri önemli: “İdeal kavramının aksine norm kavramı, nüfusun çoğunluğunun bir şekilde normun parçası olmak zorunda olduğunu ya da olması gerektiğini ima eder” (s. 192). Ve sonra normun dışında kalanların “öteki” ya da “istenmeyen” biçiminde yorumlanmasından, sinsi mi sinsi bir kötülük olan “öjenizm” doğar. Yani bir tür üstün ırk yaratma projesi.

“Öjenizm,” Charles Darwin’in birinci dereceden kuzeni Francis Galton tarafından ortaya atılmış ilk. Matt Ridley’nin Genom: Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük Otobiyografisi adlı çalışmasındaki ifadesiyle:

Her zaman Darvinciliğin politik bir meseleye dönüştürülmesi tehlikesi vardı ve Galton da bunu yapmıştır. […] Eğer Darwin’in ileri sürdüğü şekilde, sığırlar ve yarış güvercinleri gibi türler sistematik çiftleştirmeyle değiştirilmişlerse, o halde insan ırkı da aynı yöntemle geliştirilebilirdi. […] İnsan ırkının en kötü örneklerinin üremesine izin verilmesin; sadece en iyilerin çocukları olsun. 1885 yılında bu tür üreme için “öjenizm” terimini uydurdu. (s. 338-339)

Lennard J. Davis ise öjenizm fikrinin Darvinizmin kötü niyetli bir yorumu olmadığını, bilakis bizzat Darwin’den alındığını iddia eder: “Darwin’in fikirleri, sakat kişileri doğal seçilimle aşılması gereken evrimin kusurları olarak bir kenara atmaya hizmet eder. Bu yüzden öjenizmde ‘kusurlular’ın ortadan kaldırılması saplantısı vardır ki bu kategoriye ‘geri zekâlılar’, körler, sağırlar, fiziki kusurlular vb. de dâhildir” (s. 193). “Kusurluların ortadan kaldırılması” ifadesi bile yeterince tüyler ürperticiyken uygulanması ne kadar acı sonuçlar doğurur tahmin etmesi güç değil. Ridley’nin ifadesine göre, 1910-1935 yılları arasında Amerika’da 100 binden fazla insan federal yasalar gereğince geri zekâlılığın önlenmesi amacıyla kısırlaştırılır (s. 342). “Öncülüğü Amerika yapmışsa da, diğer ülkeler de aynı yoldan gitti. İsveç’te 60 bin insan kısırlaştırıldı. Kanada, Norveç, Finlandiya, Estonya ve İzlanda zorunlu kısırlaştırma yasaları çıkardılar ve bu yasaları uyguladılar. En kötü şöhrete sahip Almanya, önce 400 bin kişiyi kısırlaştırdı ve daha sonra bunların birçoğunun hayatına son verdi” (s. 342).

“İyi de John Steinbeck sosyalistti, sen ırkçılığın da ötesinde bir canilikten söz ediyorsun” diye itiraz ediyorsunuz şu an belki. Fakat sosyalizmin de bir standart peşinde olmasıyla öjenizmden o kadar uzak kalamayacağını söylerken, kendime Davis’in şu sözlerini destek alsam belki bir nebze ikna edebilirim sizi:

Öjeniyi Nazi benzeri bir ırk üstünlüğüyle ilişkilendirsek de, öjeninin sağcı, faşist manyakların oluşturduğu marjinal bir grubun mesleği olmadığını görmek önemlidir. Aksine, çoğu olmasa bile birçok Avrupalı ve Amerikalı yurttaşın ortak pratiği hâline gelmişti. Marx ortalama ücret ve soyut emek düşüncesini formüle etmek için Quetelet’nin ortalama fikrinden yararlanırken, sosyalistler ve diğerleri öjeni iddialarına sarılmışlar ve insan bedeninin kusursuzlaştırabilirliğinde toplumsal ilerlemeye yönelik Ütopyacı bir umut görmüşlerdi. (s. 196)

Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck, Çeviri: Ayşe Ece, Sel YayıncılıkSosyalist olmak öjenist olmaya engel değilse de elimdeki tek delil bu değil tabii. Sarah Catherine Holmes adlı bir araştırmacı, University of Rhode Island’da hazırladığı “Leftist Literature and the Ideology of Eugenics During the American Depression” başlıklı doktora tezinin ikinci bölümünü doğrudan Fareler ve İnsanlar’daki öjenizm meselesine ayırmış. Holmes’un aktardığına göre, Steinbeck’in kişisel kütüphanesinde Amerikan Öjenikler Topluluğu’nun ilk başkanı Ellsworth Huntington’ın yazdığı kitabın bulunmasının yanı sıra Steinbeck, kendi teziyle aynı doğrultudaki görüşleri, hatta aynısını bu kitapta bulduğunu söylermiş (s. 53). Holmes, Steinbeck’in öjenik fikirlerinin en açık biçimde, Edward Ricketts ile birlikte yazdığı Sea of Cortez adlı metninde görülebileceğini belirtir ve çarpıcı örnekler verir. Buna göre Steinbeck ve Ricketts, insanları “dominant” ve “güçlü” olmak üzere ikiye ayırırlar. Dominant insanlar öjeniktir, güçlüler ise doğal seçilime uğramak durumunda kalacak sakatlardır. Öjenikler dominanttır çünkü ahlakî karakterleri yüksektir; sakatlar güçlüdür çünkü sayıları çok fazladır (s. 63). Sayıları çok fazla olan “güçlüler”i tanımlarken Steinbeck ve Ricketts, hayvanların besleyebileceklerinden çok daha fazlasını yavrulamalarıyla ilgi kurar (Sea of Cortez’den alıntılayan Holmes, s. 64).

Fareler ve İnsanlar’ın okuruna bu eğretileme tanıdık gelmeli. George ve Lennie’nin çalıştığı çiftlikteki en güçlü kuvvetli ve kudretli seyis Slim de köpeği dokuz yavru doğurduğunda dördünü boğarak öldürür çünkü köpeğinin ancak beş yavruya bakabileceğini düşünür. Durun baştan alayım. Romanın açılışında George ve Lennie’nin tanıtıldığı şu paragrafa bakalım:

Öndeki adam, ufak tefek ve çevikti; keskin ve sert hatları olan esmer yüzünde gözleri fıldır fıldır dönüyordu. Vücudunun her bir parçasının hoş bir özelliği vardı: küçük, kuvvetli eller, biçimli kollar, ince ve kemikli bir burun. Arkasında ise onun tam tersi bir adam yürüyordu: kocaman gözleri baygın bakan, çirkin suratlı, geniş ve düşük omuzlu, iriyarı biri. Bir ayının pençelerini sürerek yürümesi gibi ayaklarını kumda bir parça sürerek ağır ağır hareket ediyordu. Kolları yürürken ileri geri sallanmıyordu vücudunun iki yanında, öylece aşağı sarkıyor, kocaman ellerinin yarattığı titreşimle çok az kıpırdıyordu. (6)

Buradaki ayrım çok açık herhalde. “George ne kadar çekiciyse Lennie de o kadar iticidir” mesajı herhangi bir mahcubiyet duyulmadan işleniyor. İlerleyen sayfalarda, Lennie’nin zekâsında bir sorun olduğunu anlıyoruz: Biraz geç algılıyor, her şeyi çok çabuk unutuyor ve yumuşak şeylere dokunmadan duramıyor. George da onu sürekli kontrol etmek zorunda kalan cefakâr dostu. Bu durumdan şikâyet etmiyor değil tabii:

Tanrım yalnız olsaydım ne kadar rahat bir hayatım olurdu benim. Bir iş bulur, başımı belaya sokmadan yaşar giderdim. Ayın sonu geldiğinde de elli papeli cebime indirdiğim gibi kasabaya gider canım ne isterse onu alırdım. Bütün bir geceyi genelevde bile geçirebilirdim. […] Peki bütün bunlar yerine ne yapıyorum ben? Hiçbir şey […]. Çünkü sen varsın benim yanımda. Bir işte doğru dürüst çalışamıyorsun ve senin yüzünden ben de bulduğum her işi kaybetmiş oluyorum. Ülkenin dört bir yanında iş arayarak sürünüp duruyorum. Aslında bununla kalmıyor senin yüzünden çektiklerim. Bir işte adam gibi çalışamaman yetmiyormuş gibi bir de durmadan başını belaya sokuyorsun. (s. 16).

George’un şikâyetlerinin kişisel olduğunu kabul etsek bile onun karakterinden şüpheye düşmemiz gerekir. Oysa Steinbeck, zihnine “normal” algısı dayatılmış bizlerin tam da o algısı üzerine inşa ediyor fikirlerini. Şöyle ki, George’un bu öfkesiyle karşılaşınca şaşırıyoruz ilkin, Lennie’nin tarafına geçesimiz geliyor fakat hemen ardından George’un, başı türlü belalara girse bile dostunu terk etmediğini görüp hakkını teslim ediyoruz. Zira başını belaya sokmaktan kastedilen, Lennie’nin kontrolsüz gücüyle başta tüylü hayvanlar olmak üzere dokunmak istediği her şeyi öldürebilecek durumda olması. Ucunda ölüm varsa gerisi teferruat, diyor içimizdeki ahlak yasası galiba. Oysa George’u çileden çıkaran, Lennie’nin “normal”i bozabilme riski; yoksa bizim için de mi geçerli bu? Başımın üstünde beliren “Aristo’nun katharsisi” yazılı baloncuğu bir parmak hareketiyle patlatıyorum.

Steinbeck, öjenizm fikirlerini yalnız Lennie üzerinden vermez. Çalışacakları yeni çiftliğe vardıklarında Lennie ve George’u, yatakhaneden sorumlu yaşlı bir adam karşılar: “Yatakları göstermek için sağ kolunu kaldırdığında gömlek kolunun içinden sopayı andıran, yuvarlak uçlu bir bilek çıktı. Sağ eli yoktu” (s. 25). Candy adındaki bu adamın elinin olmayışı önemli ama “sağ el” doğrudan emeği temsil eder, bildiğiniz üzere. Candy’nin üretebilirliği üzerine düşünmemiz isteniyor sanki. Sonra seyis tanıtılır. O, “zenci” olduğu için grubun tamamen dışındadır “zaten.” “Beyaz adam”larla aynı odada bile uyuyamaz. Zenci olması yetmezmiş gibi kamburdur da. Çiftlik sahibinin gücünü ispat edebileceği fırsatları kaçırmayan oğlu Curley ve onun çiftlikteki “sağlam” erkeklere kur yaparak herkesin hayatını tehlikeye atan cilveli karısı tanıtıldıktan sonra, arabacıların başı olan Slim’le tanışırız. Slim, “normal” değil, “ideal adam”dır:

Ötekiler gibi kot pantolon ve ceket giymişti. Saçını taramayı bitirince içeri girdi, kraliyet ailesinden birinin ya da usta bir zanaatkârın etrafa saçtığı ihtişamla yürüyordu. Arabacıların başıydı, çiftliğin prensiydi, ne de olsa on, on altı, hatta yirmi katırı tek bir sıra halinde, eyerleri birbirine karıştırmadan sürebilirdi. Katırın kıçına konmuş bir sineği katıra hiç değmeden kırbacının ucuyla öldürebilirdi. Ağır ve saygın bir havası vardı, o kadar saygın biriydi ki o ağzını açtığında çevresindeki herkes susardı. Herkes onun bilgisine sonsuz güvendiğinden konu ister siyaset, ister aşk olsun onun görüşü doğru kabul edilirdi. (Vurgu benim) […] İnce uzun parmakları çalışırken, bir tapınak dansçısınınkiler gibi zarafetle hareket ederdi. (s. 42-43)

Bu ideal adam Slim, yaşlı Candy’ye, yaşlı köpeğini öldürmesi için ısrar edildiğinde çiftliğin aklı olarak konuşur yine. Ona kendi köpeğinin yavrularından verebileceğini söyledikten sonra, “Topallayarak ortalıkta dolaşan bir yaşlı olursam günün birinde, ben de birinin çıkıp beni vurmasını isterdim” diyerek ikna eder (s. 56).

Çiftlikteki “normal adam”ların hepsinin kasabaya gittiği bir gece Lennie, kambur zenci Crooks’un odasına gider. Beyazların yatakhanesine girmesi yasak olan Crooks, Lennie’yi kendi alanına yaklaşmaması konusunda uyarsa da biraz sonra yaşlı ve çolak Candy’nin de yanlarına gelmesinden içten içe mutluluk duyar. Ve biraz sonra da Curley’nin günaha davet eden karısı çıkagelir. Bu üç “sakat adam,” kadından kurtulmak isterken Lennie’nin durumunu açığa çıkarırlar yanlışlıkla. Ve romanın merkez meselesi devreye girer. Üç sakat adam, George’un hayallerini mahvedecek yolu açarak onun, sahip olması gereken haklardan -bir çiftlik sahibi olup hayatını kimseye hizmet etmeden idame ettirme hakkından- mahrum kalmasına sebep olurlar. George’un hayallerine ulaşmasında Lennie ve Candy’nin de maddi payı olacaktı kuşkusuz fakat George’un “aklı ve gücü” olmadan bu iki “sakat” da kendilerine bakamayacağı için ona muhtaçlardır.

Curley’nin karısını Lennie’nin öldürdüğünü fark ettiğinde George’un aklına ilk gelen Lennie’yi değil, kendini sağlama almaktır. Bu kez yanında yaşlı ve çolak Candy vardır. George, Lennie’yi vurduktan sonra bir parça üzülür. Fakat her sözü doğru kabul edilen ideal erkek, “tanrısal bir ifadesi olan huzurlu bakış[lara sahip]” (s. 50) Slim, “Bunu yapmak zorundaydın George. Gerçekten bunu yapmak zorundaydın” diyerek yatıştırır onu (s. 126). Eğer George, Lennie’yi bir biçimde kurtarmış olsaydı “normal” değil, “ideal” olacaktı. Oysa Steinbeck “normal”in altını kalın kalın çizmek istiyor. Romanın son cümlesinde öjenizm mesajı doruk noktasına ulaşır: “Bu ikisinin canı niye sıkkın, hiç anlamadım ben” (s. 126). Yani diyor ki: Nihayetinde Lennie gibi geri zekâlı, yani zararlı, yani zaten hiç varolmaması gereken biri öldü ve doğa, olması gereken düzene kavuştu; o hâlde George ve Slim’in canı niye sıkkın?

Sarah Catherine Holmes, romanın son bölümünü açan doğa tasvirini de öjenizm mesajı olarak yorumlar. Bu bölümde su yüzeyinde yumuşakça kayan su yılanı, bir balıkçıl tarafından avlanır. Her şey olağan akışında, sükûnet içindedir. Balıkçıl bir başka su yılanını avlayacağı sırada Lennie aniden görünür ve balıkçıl, avını yakalayamadan havalanır. Holmes bu durumu şöyle yorumlar: “Bu pasajdaki doğa sembolü önemli çünkü Lennie aniden çıkarak eşyanın tabiatını bozar. Görünüşte bu, ufak bir doğa imgesidir ama aslında roman boyunca Steinbeck’in dikkatlice detaylandırdığı şeyleri pekiştirir: Lennie, normal biyolojik ve kültürel sürece müdahale eden korkutucu ve doğal olmayan bir güçtür” (s. 69). Holmes haklı bana kalırsa, zira romanın son cümlesi ile tutarlı görünüyor. Burada romanın orijinal adı üstüne düşünmek de faydalı: “Of Mice and Men.” Rubert Burns’ün 18'inci yüzyılda yazdığı “To A Mouse” adlı şiirinden gelmekteymiş. Bu şiirde şair, tarlada çalışırken bir farenin yuvasını istemeden bozduğunu anlatıyor. Romana adını veren mısralar şöyle: “Farelerle insanların en iyi planları bile/ sık sık çuvallar.”[1] Bir farenin yuvasını istemeden bozan çiftçi ile Lennie arasında bir ilgi kurmuş belli ki Steinbeck de. Ve “farelerle insanların sık sık çuvallayan en iyi planları” da George ve Lennie’nin hayalleriyle ilişkilidir tamam ama öte yandan Lennie’nin “normal” olmayışını da imliyor bana kalırsa. Türkçeye tam çevirisi biraz garip dursa da romanın adı “Farelerin ve İnsanların” olmalı. “Men” de Türkçede “âdem”in “insan” yerine kullanılması gibi bir anlam taşıyorsa bile ben yine de Steinbeck’in “erkeklik” saplantısıyla doğrudan bağı olduğunu düşünüyorum bunun. Haksız değilim. “Âdem” denince kimsenin aklına ilkin “insan” anlamı gelmez. “Men” deyince durumun farklı olacağını zannetmiyorum kaldı ki romanda “insanların” değil, “erkeklerin” hâlleri anlatılıyor. Holmes’un, romandaki “erkeklik” meselesine dair Steinbeck’in biyografisi ile Sea of Cortez adlı yapıtından destekle temellendirdiği bir tespiti var ve bu çok önemli:

Bir solcu romanı olan Fareler ve İnsanlar’ın “öjenik” olmasının iki ana sebebi var: İlki, bir anormal adam ile normal adamın eşleştirilmesi, öjeniyi metnin ağırlık merkezine getirir ve bu yüzden bu insanlar (sakatlar) öjenistlerin hedeflediğinin ötesinde ötekileştirilir. İkincisi, romanın açık teması: Lennie gibi insanların (ve bizim) acılarına son verilmelidir. Steinbeck ötekilerin ve yoksulların haklarını savunmadı; daha ziyade erkekliğin istikrarlı yapısını yeniden inşa etti. Bunu yaparken de öjenik bir metin yarattı. (s. 68-69)

Fareler ve İnsanlar’da yalnızca bir kadın var ve o da şeytansı özellikler gösteriyor. Başta söyleseydim bazı okurlar okumayı oracıkta bırakıverirdi diye söylemediğim şeyi şimdi söyleyeyim: Normal adam George’un hayallerini mahveden sakat sayısı üç değil, dörttür aslında. Biri zenci ve kambur Crooks, diğeri yaşlı ve çolak Candy, öteki aptal ve hayvan kadar iri Lennie ve sonuncusu hatta esas suçlu, şeytan huylu penis yoksunu kadın. Mizojini: Dünyanın En Eski Önyargısı/ Kadından Nefretin Evrensel Tarihi adlı sarsıcı kitabın yazarı Jack Holland diyor ki: “Düalist dünya görüşünde nefret edilen ve kovuşturulan grup hep ‘öteki’dir. Ve kadınlar bu grubun en aşağıda olanlarını oluşturuyorlar, çünkü onlar ‘öteki’ olmanın dişi yanıdırlar” (s. 249). George’un Lennie’yi öldürmesine neden olan kadın “[k]apıdan çıkıp karanlık ahırda gözden kaybol[duğunda] ahırdan geçerken gem zincirleri şıngırda[r], biri iki at homurdan[ır], bir ikisi de ayaklarını sertçe yere vur[ur]” (s. 97). Kadının, bulunduğu ortamda gerginlik yarattığı, istenmediği daha açık nasıl anlatılır ki. Metinde herkes adıyla anılırken, “öteki” grubunun en alt kademesinde olan bu kadından “Curley’nin karısı” diye bahsedilir. Azıcık olsa bile isimleriyle anılan kadınlar ise, “erkek dediğin arada bir eğlenmeli” fikrine hizmet eden genelev yöneticileridir (s. 64). Apaçık bir mizojini bu. Bir yerde erkekliğin sesi çok çıkıyorsa, orada mizojini kuşkusuz ki vardır.

Peki, şimdi esas soru şu: Biz bu romanı neden sevdik? Neden George’un Lennie’yi acılarından kurtarmak için öldürdüğüne bu kadar inandık? Tam da ergenlik dönemimizde algımıza böyle acımasızca müdahale edilmesinin yaratacağı tahribatı neden kimse görmedi, hatta görmüyor? Başımın üstündeki baloncuk yeniden belirdi: Bir katharsis mi yaşıyoruz yoksa? Bu soruların yanıtlarını düşünürken şunu da aklınızın bir kenarına iliştiriverin lütfen: “Aristoteles’in […] açıklamalarının doruğunda ise kadının, aslında başarısız, sakat doğmuş bir erkek olduğu savı yatar” (Holland: 48).

Hani İsa’nın dediği gibi: “Aranızda kim günahkâr değilse ilk taşı o atsın.”[2]

[1] Çeviri için Armağan Ekici’ye çok teşekkür ederim.
[2] Bu yazının ilk niyeti Fareler ve İnsanlar ile Yusuf Atılgan’ın “Yaşanmaz” hikâyesini birlikte okumaktı. Kurban ve mağdur rollerinin nasıl yer değiştirip aynı amaca hizmet edebileceğini göstermeye çalışacaktım. Yani aklıma ilk gelen fikir, katil olmayı göze alan yürekli insanların hikâyelerini karşılaştırmaktı. Metnin aklı ikisinin tamamen zıt fikirlere hizmet ettiğini gösterdi. Daha derli toplu ve okunabilir bir yazı olması için “Yaşanmaz” bahsini çıkardım. Başka bir yazıya kısmet olur belki.
KAYNAKLAR
Davis, Lennard D. “Normalliğin İnşası: Çan Eğrisi, Roman ve On Dokuzuncu Yüzyılda Sakat
            Bedenin İcadı”. Sakatlık Çalışmaları: Sosyal Bilimlerden Bakmak. Der.: Dikmen
            Bezmez, Sibel Yardımcı, Yıldırım Şentürk. Çev.: Ferit Burak Aydar. İstanbul: Koç
            Üniversitesi Yayınları, 2011. (Yazının ilhamını veren bu çalışmadan haberdar olmamı sağlayıp kendimle acılı yüzleşmeler yaşamama vesile olan arkadaşım Üstüner Okan Çınar’a çok teşekkür ederim.)
Holland, Jack. Mizojini: Dünyanın En eski Önyargısı / Kadından Nefretin Evrensel                    Tarihi. Çev.: Erdoğan Okyay. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 2016.
Holmes, Sarah Catherine. “Leftist Literature and the Ideology of Eugenics During the    American Depression”. USA: University of Rhode Island, 2002. (Yazı fikrimden bahsedince bu çalışmaya bakmamı öneren ve yardımlarını esirgemeyen sevgili mektup arkadaşım Sabri Gürses’e hususi teşekkürlerimi sunarım.)
Steinbeck, John. Fareler ve İnsanlar. Çev.: Ayşe Ece. İstanbul: Sel Yayıncılık, 2018.