Yaseminler tütüyor, haydi yollara düşelim!

Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan

Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan

NAZLI GÜRKAŞ

Hep Kitap
- A +

İstanbul’da yaz ortasında çalışırken okumak; anlatılan plajları, leziz yemeklerle dolu tavernaları, ören yerlerini ağzımın suyu akarak hayal etmek can sıkıcı olsa da “komşuya gitme”yi aklıma koydu Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan.

ERDİ KAYA

 

Pek çok inanışta zeytin ağacı kutsaldır, hatta ilk ağaçtır. Nazlı Gürkaş da kutsal bir iş yapmış: Gezmiş, görmüş, tutmuş bir de yazmış. Ortaya Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan çıkmış. Nazlı iyi ki o zeytinlerin gölgesinde oturmuş, bu kitabı yazmış. Öyle ki kitap bitince ona teşekkür etme gereği duymuştum.

Nazlı’nın Yunanistan macerası, Türk Dili ve Kültürü öğretmeni olarak “karşı”dan iş teklifi gelmesiyle başlıyor. Soluğu işe başlayacağı Selanik’ten önce Rodos ve Girit’te alınca ok yaydan çıkıyor. Abartmıyorum; Girit’te başka planları varken kendini bir papaz ve papazın ailesiyle bir köy düğününde bulabiliyor mesela. Nazlı’yı turist değil seyyah yapan da bu özelliği oluyor. Gezi planı hep var ama ona zincirlenmiyor.

Kitabı okurken Nazlı’yı çok kıskandım. En nihayetinde hem bu kadar güzel gezmek hem de gördüklerini, hissettiklerini bu kadar gösterişsiz biçimde kitaplaştırmak kolay iş değildir. Bunda sıklıkla yetkin eserlerle karşı karşıya kalmasının (Nazlı, Kalem Ajans’ta edebiyat ajanı olarak çalışıyor) önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden kitabı bir kelimeyle özetleyecek olsam “zarif” derdim.

Zarafet Nazlı’nın hem gözüne hem de kalemine yer etmiş. Gezerken fazlalıkları atan gözlere ve onları pürüzsüzleştiren kaleme sahip... Bu, kitabın hem iç hem de dış yapısında kendini gösteriyor. Epigraflar, şarkı önerileri (Şarkıları o bölümdeki şehirde yaşamış bir müzisyenden seçmeye çalışmış), ansiklopedik bilgiler verilen kısımları ayıran zeytin dalları, fotoğraflar (Hep Kitap fotoğrafları ne mutlu ki renkli basmış) yani her şey zarafet kokuyor.

Bence kitabın en can alıcı noktası yaşanmışlıklardı. Seyahatlerinde otel yerine couchsurfing’ten yer ayarlaması ona nice anı ve dost kazandırmış. Ayrıca Yunan arkadaşlarıyla yaptığı aile ziyaretlerinde cebine harçlık sıkıştıran papuslardan, kulağına Türkçe fısıldayan yayalara; “Dil ve din dışında fark yok ki zaten, boşuna uğraşmayın ortak nokta bulmaya!” diyen babalara kadar hepsinin Nazlı’ya çok şey kattığına eminim.

Seyahat kitabı eleştirirken rotaları sona bırakmak ancak benim gibi bir beceriksizden çıkardı. Affola… Yazarın Rodos’ta başlayan yolculuğu Atina, Sakız, Selanik, Kavala, Midilli, Meis ve nice rotadan geçiyor. Nazlı’nın Yunanistan maceraları ülkeye döndüğünde de aralıklarla devam ediyor ve karşı kıyıları karış karış gezmiş oluyor.

İstanbul’da yaz ortasında çalışırken okumak; anlatılan plajları, leziz yemeklerle dolu tavernaları, ören yerlerini ağzımın suyu akarak hayal etmek can sıkıcı olsa da “komşuya gitme”yi aklıma koydu Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan.

Bu yazdan geçti ama seneye komşuya gidebilirsem en büyük rehberim Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan olacak. Kitabın Spotify çalma listesini dinlerken rotama çalışacağım (“Rotalar” ve “Ulaşım” bölümleri çok yardımcı olacaktır.) ve rehber kitabımı, Zorba’yı, Seferis’i, Ritsos’u çantama yerleştireceğim günü düşlerken heyecanlanmaya başladım bile…

“Yaseminler tütüyor, haydi yollara düşelim!”