Dönemin ve mücadelenin içinden

Zenci Fabrikası

Zenci Fabrikası

GIL SCOTT-HERON

Çeviri: Suat Ertüzün
Can Yayınları
- A +

Zenci Fabrikası, sadece üç gün süren bir ayaklanmaya mercek tutuyor gibi görünse de aslında ABD'nin kanla dolu siyahî mücadele tarihinin tamamına ayna tutuyor. Sadece Sutton'da değil, o dönem baskı altına alınan tüm siyahîlerin Kent State, Orangeburg, Jackson State ve Selma'da havaya kaldırdıkları tek yumruğun, yönetim gücüne sahip olanlara karşı olmayanların, kurulu düzene karşı değişimin, baskıcılığa karşı özgürlüğün hikâyesini anlatıyor.

BATUHAN SARICAN

1960'lı yıllar ABD'deki siyahîlerin verdiği hak mücadelesinin önemli anlarına tanıklık edildiği bir dönem olarak kabul edilir. Siyahî vatandaşların insan dışı varlıklar olarak görülerek toplumsal alanlarda ayrımcılığa uğradığı, mücadelenin önemli isimlerinin (MalcolmX'in Şubat 1965, Martin Luther King'in Nisan 1968'de) öldürüldüğü yıllardan bahsediyoruz. Siyahîlerin yaşama hakkı için büyük mücadeleler veren King'in acısı tazeyken 1968 yılında Meksiko City'deki olimpiyat oyunlarında derece alan ABD'li siyahî atletlerin (Tommie Smith ve John Carlos) kendi ulusal marşları çalarken başlarını öne eğip siyah eldivenli tek yumruklarını havaya kaldırdıkları ânı ölümsüzleştiren o kare, mücadeleyi sembolize eden önemli anlardan biri olarak tarihe geçer. 2010'lara gelindiğinde değişen fazla da bir şey yoktur aslında. Yazar ve fotoğrafçı Devin Allen'ın Nisan 2015'de çektiği bir fotoğrafta, siyahî bir göstericiyi beyaz şapkası ve maske olarak kullandığı bandanasıyla polisten kaçarken görürüz. Bu kare, en az 1968 yılında olimpiyatlarda çekilen o fotoğraf kadar dikkate değerdir. Öyle ki TIME dergisi, bu fotoğrafı “1968 değil, 2015” ifadeleriyle kapağına taşıyarak 1960'larda yaşananlara göndermede bulunur. 1968'den bugünün Jacksonville ve Ferguson’ınına siyahîlere yönelik zulmün bitmediği ortadadır. Bahsi geçen fotoğrafların yarattığı etki gibi siyahîlerin mücadelesini kelimelerle ölümsüz kılan kitaplar da var. Tıpkı ABD'li aktivist ve söz sanatçısı Gil Scott-Heron'ın 1972 yılında yayımlanan Zenci Fabrikası gibi…

“The Revolution Will Not Be Televised” söylemiyle siyahî mücadelenin önemli figürlerinden birisi olarak anılan Scott-Heron, dönemin “zenci fabrikası” olarak nitelendirdiği üniversite kampüslerine pencere açıyor. Kulağımıza Syl Johnson'ın Is It Because I'm Black'i, Mavis Staples'in We Shall Not Be Moved'u, Mongo Santamaria'nın kıvrak melodileri ve siyahîlerin insan hakları mücadelesinden doğan The Last Poets'in sisteme başkaldıran asi nağmeleri gelirken kendimizi siyahî öğrencilerin eğitim gördüğü Virginia’daki Sutton Üniversitesi’nde buluyoruz.

Buradayız! Gitmiyoruz!

Temel ihtiyaçları uzun bir süredir karşılanmayan öğrenciler arasında huzursuzluk vuku bulur. Rektörlük tarafından öğrencileri temsil eden tek grup olarak tanınan Öğrenci Yönetim Birliği (ÖYB), öğrenci taleplerinin yerine getirilmesi için çalışsa da yıllardır kayda değer bir kazanım elde edemez. Kendi deyimiyle “sadece siyah olmaya çalışan” Earl Thomas, ÖYB’nin başındadır ve hem öğrenciler hem de yönetim arasında köprü görevi görmek zorundadır. ÖYB’yi vasıfsızlıkla suçlayan Siyahlara Anlamlı Bir Eğitim İçin Adalet (MJUMBE) ismindeki bir kardeşlik örgütü, okulda dört yıldır hiçbir şey yapılmadığını, beklemektense artık müdahil olmak gerektiğini savunur. "Burada katlanmak zorunda kaldığımız şeylere baksana. Yurtlar dökülüyor. Yemekler ısıtılmış çöp gibi. Hocaların daha kendinden haberi yok. Bir şeylerin yapılması gerek." (s.106) diyen kardeşlik, öğrencilerin taleplerinin karşılanması için üniversite yönetimine 13 maddelik bir talep listesi sunar. Hedef rektördür. Gençliğinde tutunduğu ideallerinden vazgeçen ve sistemin bir parçası hâline gelen siyahî -ama statükocu- bir rektörü resmeden Ogden Calhoun, öğrencilerin taleplerine karşı tavizsiz bir tutum sergiler. Bunun üstüne öğrenciler yumruklarını havaya kaldırıp bağırır: Buradayız! Gitmiyoruz! Göreve geldiğinden beri okulu diktayla yöneten rektörün demir yumruğu, kampüste artan bu sıcaklığa ne kadar dayanacaktır? Artan tansiyonla birlikte Öğrenci Yönetimi'nin bulunduğu Carver binası, Sutton kardeşlik evi ve rektörlüğün bulunduğu Sutton binası arasında oynanan bir satranç mücadelesi başlar.

Anlatılan sadece Sutton’ın hikâyesi değil

2011 yılında hayatını kaybeden Gil Scott-Heron, şarkılarında benimsediği protest tavrı bu kitabında da devam ettirerek döneme ayna tutan, tansiyonu yüksek bir eseri beğenimize sunuyor. Protest kitaplarda sırtını belli bir ideolojiye yaslayan yazarların, okura o ideoloji dayatma gibi bir hataya düştüklerine sıklıkla rastlarız. Ancak Scott-Heron böyle bir tuzağa düşmüyor. Tarafını, yapılan haksızlıklarda kimin yanında olmanız gerektiğini dayatmadan dürüst bir şekilde belli ediyor. Kurulu düzene yönelik eleştirisini, edebî bir ustalıkla işliyor. Tanrısal anlatımın da avantajını kullanarak, her karakteri tarafsız bir bakış açısıyla çizip karakterlerle empati kurmamızı sağlıyor. Kurulan diyaloglar karakterlerin tutumlarını başarıyla yansıtıyor. Kullanılan (altın Afrikalı gömleği, çalan protest şarkılar gibi) sembolik detaylar ve usta işi tasvirlerle o dönemde yaşananları gözümüzde canlandırmamızı sağlayarak senaryoya yakın bir anlatımla metni zenginleştiriyor. Bununla birlikte okura nefes alanı ve gözlem şansı vererek sanki belgesel izliyormuşsunuz gibi bir his yaratıyor. Bu hissin oluşmasında, karakterleri gerçek hayattan alması ve yaşanmış hikâyeleri anlatması önemli bir rol oynuyor. Sutton'da yaşanan kavganın içindeki öğrenciler, Martin Luther King’in öncülüğünde yurttaşlık hakları mücadelesi veren kuşağın ardından gelen “yeni siyah” kuşak olarak anılıyor ve kendilerinden önceki kuşağın hâlledemediği sorunları hâlletmeye çalışıyor. Bu açıdan Zenci Fabrikası, sadece üç gün süren bir ayaklanmaya mercek tutuyor gibi görünse de aslında ABD'nin kanla dolu siyahî mücadele tarihinin tamamına ayna tutuyor. Sadece Sutton'da değil, o dönem baskı altına alınan tüm siyahîlerin Kent State, Orangeburg, Jackson State ve Selma'da havaya kaldırdıkları tek yumruğun, yönetim gücüne sahip olanlara karşı olmayanların, kurulu düzene karşı değişimin, baskıcılığa karşı özgürlüğün hikâyesini anlatıyor.

Kampüste yaşanan gerilimin, bir sonraki cümleyi merak ettirerek sürükleyici bir şekilde aktarıldığı kitabı elinizden bırakmak oldukça güç. Tabii Gil Scott-Heron'ın samimi anlatımı da buna etken. Dönemin ve mücadelenin içinden bir sanatçı olarak gözlem yeteneğini metine ustalıkla aktaran yazarın sade anlatımı ve kendisi bir siyaset bilimi mezunu olan çevirmen Suat Ertüzün'ün akıcı çevirisiyle okuyucu metnin içine girmekte zorluk yaşamıyor. 1972 yılında yayımlanan ve siyahî mücadele tarihinin önemli kitapları arasında bulunan eserin Türkçeye ilk defa çevrildiğini de söylemeden geçmeyelim.