Yürümek özgürlüktür

Yürümenin Felsefesi

Yürümenin Felsefesi

FRÉDÉRIC GROS

Çev: Albina Ulutaşlı
Kolektif Kitap
- A +

Frédéric Gros, Yürümenin Felsefesi’yle yalnızca yürümenin değil, tekilliğin, doğanın iyileştirici gücünün ve aslında ihtiyaç duyduklarımızın dünyasını anlatıyor.

BURCU ARMAN

İmkânların el verdiği kadarını kabul edip üzerine öğretilen yollardan geçerken, kendine gelen kaç kişi var? Buna şöyle bakılabilir, masa başında çalışırken “ben burada ne yapıyorum” diye delirdiğini düşünüp şehri terk etmek ya da hobisini evde bebeğini bırakır gibi hüzünle bırakırken işe gitmekten vazgeçmek. Yalnızca şehirden uzak yaşamak için işe saatlerce yol giden insanların dünyasındayız. İmkânlar, standartlar, öğrenilmiş çaresizlik, kararlar ve tek düzelikler arasından, kimimiz hiçbirine karşı koymadan söyleniyor, kimimiz çıkış yolu arıyor.

Temiz hava alabilmek için bile bol miktarda karbonmonaksit solumamız gereken bol trafikli yolların üzerine Yürümenin Felsefesi zaman ve mekânlar itibariyle ilaç niyetine.

“Yürümek spor değildir” diye başlıyor Gross, zira sporun verdiği tüm skor tabelalarından, rekabet ortamından, kendini aşma halinden çok uzakta bir eylem yürümek. Bu da onu, felsefeye en çok yaklaştıran noktalarından biri. Ama aslolan onu nasıl kullandığınız. Evden bakkala, işten eve gibi bir yerden bir yere giderken yaptığınız eylem değil bahsi geçen. Gerçekten yürümek için yürümek. Yolların farkına varmak, manzarayı sindirmek, ayakların altındaki toprağı hissetmek. Yapılacak ve yapılması gereken her şeyi ertelemek. “Bir nefes almak”, belki “bir kafa dağıtmak” için yürümek. Biraz da “düşünmek.”

Gros, yürümenin felsefesini yaparken tarihin yürürken düşünenlerini hatta yürüyerek hayatta kalanlarının zihninden geçiyor. Nietzsche’nin “yazarlığının değişmez refakatçisi” yürümek. Migren nöbetlerinden kurtulmak için saatlerce yürür Nietzsche; bu sırada başlar kendiyle sohbetlere. Yürüyerek çalışır. Kitaplarının çoğunu yürüyüşleri esnasında yazar. “Çalışmak için yürümek zorundadır” çünkü; yürüyüşler artık onun bir parçası olur. Ve saatlerce kitaplar arasında düşünmektense doğanın göbeğinde bulunarak, yürüyerek düşünmeyi düstur edinir.

Doğaya sık çıkan ya da ormanda uzun yürüyüşler yapma imkânına sahip olanlar bilir. Şehirden uzaklaştığınız ilk gün, doğada karşınıza çıkan her şeyi başka bir şeye benzetirsiniz. Bildiğiniz bir şeye... Çünkü şehir bize bunu öğretir, belki bir savunma mekanizması olarak. Her gün karşılaştıklarımız, yaşadığımız gün dâhil, hemen hemen birbirinin aynı olduğu için belki de. Sonra biraz daha yürürsünüz ve insan eli değmemiş her şeyin evrenin bir parçası olduğunu kabullenmek büyüler sizi. Her yamacın ardında farklı bir dünya çıkacağı ihtimali heyecanlandırır.

Bu uzun mu uzun yürüyüşlerde bir yamaç açıldığında yeni bir manzara belirir bir anda. Harcanan gücün, uzun tırmanışın ardından beden etrafına şöyle bir döner ve ayaklarının altında serili sonsuzluğu görür veya yolun kıvrılmasıyla birlikte bir dönüşüme şahit olur: Bir dağ dizisi, bir görkem vardır uzanmış bekleyen.”

Yürümek kolay, peki iyi yürümek diye bir şey var mıdır? Gros’a göre var elbette. İyi yürüyücü süzülerek gider ve adımları yarım daireler çizer diye anlatıyor. Kötü yürüyüşçünün hareketleri ise kesik kesiktir aniden kazandığı hızların ardından soluk soluğa kalır; “yavaşlık tam olarak aceleciliğin zıddıdır.” Elbette zaman! Hızın zaman kazandırdı fikrini bir yanılsama olarak ifade ediyor Gros, “bilakis zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir.” Heyhat şehir insanlarını aldı bir titreme. Gros’a göre yürümenin sırlarından biri, manzaraya tanıdık bir yavaşlıkla yaklaşmak. Bahsettiği ânın tadını çıkartmaktan çok ânda olduğunun farkına varmak belki de.

Dünyaya sahip olunca kim yalnız hissedebilir ki kendini? Görmek, egemen olmak, bakmak sahip olmak demektir. Hem de mülkiyetin külfetleri olmadan; dünya manzarasından adeta çalarak faydalanırız”

Yalnızlığı alt edip dünyanın bir parçası olduğunu hissetmektir yürümek, “Dünya bana ait; benim için ve benimle var.” Egonun, ben merkezciliğin çok ötesinde bir şeyin parçası olduğunu hissetmekle eş. Ama bununla birlikte yürürken asla yalnız olmadığımızı anlatıyor Gros. Çünkü bir süre sonra iki kişi oluruz; bedenle ruh arasındaki diyalog böyle zamanlarda ortaya çıkar. Zira diğer zamanlarda gevezelik öyle ağır, öyle baskın, öyle sarmalamış ki dünyamızı. Çoğu zaman başkalarının sesinden, onları bastırmaya çalışan kendi sesimizden ve diğerlerinden oluşan bir kakofoniyle yaşarken, yürüyüşün iki kişilik yalnızlığı kadar çekici bir şey yok. “Doğa bizi sarsa sarsa uyandırır insanlık kabusundan.”

Yürümek ânı olduğu kadar gerçekliği de tecrübe etmektir. “Yürümek her adımda yeryüzünün sağlam olduğunu kanıtlamaktır” diyor Gros. Atılması gereken sağlam adımlar, her seferinde tüm yeryüzünü hissetmeyi sağlar. Ama ancak toprak zeminde hissedilen bir gerçekliktir bu, zira gerçeklik asfalt yollar kadar sıradan ve tek düze olamaz. İşte bu yüzden yürümenin felsefesinde doğanın yeri en tepelerde.

Yürümek aynı eylem ama herkeste tezahürü farklı. Nietzsche, çalışmak için, migren ağrısından uzaklaşmak için, düşünmek için yürürken, Rimbaud, kaçmak için yürür. Yürürken yakalanan bir şeyleri geride bırakmanın verdiği o memnuniyet haliyle Gros’a göre. Rousseau, sadece yürürken gerçek anlamda düşünebildiğine ve esin kaynağı bulabildiğine inanır. Thoreau, var oluşunu tüm detaylarıyla hisseder yürürken. Duyguları açılır. Başkasının onun yerine yapamadığını, seçmeye adamış hayatını yürümek üzerine kurgular. Kant’ın kusursuz zamanlamalı rotaları vardır. Âdeta mecburiyet hissiyle yürür. Tüm düşüncelerin temelinde yürümenin özgürleştirdiği savı ise Gros dâhil yürümeyi seven herkesin ortak noktası olabilir.

Yürümenin Felsefesi, yalnızca yürümenin değil, tekilliğin, doğanın iyileştirici gücünün ve aslında ihtiyaç duyduklarımızın anlatımı. Attığınız adımların arkasındaki düşünce bedeninizle ilintili, bilinciniz ayaklarınızın sizi nereye götürmesini istiyor?