Meksika Ekspresi'ne tek yön bilet: Viva!

Viva

Viva

PATRICK DEVILLE

Çeviri: Orçun Türkay
Can Yayınları
- A +

Patrick Deville’in Troçki’nin “sol” kolu Van'ın yazdıkları, Lowry'nin Yanardağın Altında isimli kitabı ve Troçki'nin eserleri başta olmak üzere Viva’yı yazarken faydalandığı kitaplardan oluşan kaynakçada tam 77 eser var. Bir yanımızda edebî deha Lowry, diğer yanda Troçki, bir lokomotifin içinde Meksika’nın ovalarını yararak ilerliyoruz…

BATUHAN SARICAN

Lev Troçki, kaba tabirle “tarihi ikiye ayıran adam” olmasının yanında kitap okuyan, bahçesini ekip biçen bir karakter olarak beliriyor Viva’da. Savaşta halk komiseri olarak beş milyon kişiyi yöneten bu adam, Meksika sokaklarında yalnız ve tüm eski gücüne rağmen belirsizliğin getirdiği korkuyu yaşıyor. Lenin ile Ekim Devrimi, Devrim Komitesi başkanlığı, Kızıl Ordu'nun kuruluşu, orak çekiçli lokomotifin Rus tundrasını yırtarcasına ilerleyişi; tarihî anlar gözümüzde canlanıyor. Lenin’in sağlık sorunları sebebiyle yaşadığı güç kaybı, akıllara sadece onu getiriyor. Ancak o, koltuktan ziyade “Sürekli Devrim”in peşinde. Kenti değil doğayı, koltuğu değil aksiyonu sevdiği için güç dengesi Stalin’e doğru kayıyor.

Yıl oluyor 1937; İtalya'da faşizm, Almanya'da Nazizm ve Rusya'da Stalinizm hâkim ve Troçki, kendisini bir anda sürgünde buluyor. O sürgün duraklarından birisi de İstanbul, Büyükada. Troçki artık 10 yıldır oradan oraya dolaşan, yenik düşmüş biri. Bir yanda Hitler’in, diğer yanda Stalin’in ajanları, hiçbir yer güvenli değil. Tek yön bilet alınıyor: İstikamet Meksika!

Rayından çıkan Rus lokomotifi

Troçki, üç haftalık deniz yolculuğunun ardından geldiği Meksika'da bindiği Hidalgo adlı trende dışarıyı izliyor; başkent México'ya gelirken trene binmesinin anlamı büyük; zira lokomotif, Rus Devrimi’nin vazgeçilmez simgesi. Vagonlar Meksika'nın çorak vadilerini yararken, zihnimizin karanlık perdesinde Latin Amerika'nın tarihî karakterleri beliriyor. Kitabı Troçki’nin Meksika günlerinden okuyoruz ancak geriye dönüşler bize tarihsel süreci bütünlüklü bir şekilde aktarıyor. Sürgündeki Troçki’nin Meksika’ya kabul edilmesinde, mural sanatçısı Diego Rivera'nın yardımı büyük. Meksika topraklarında ilkin Frida ile Diego’nun kaldığı o meşhur mavi eve konuk oluyoruz: "Frida Kahlo bakışlarını sürgünün yuvarlak gözlüğünün arkasındaki masmavi gözlerine dikip ona gülümsüyor. Kadın otuz yaşında yok. Kocası Diego Rivera dünyaya ün salmış biri, ama karşısındaki adam ondan da ünlü. Tarihi ikiye bölmüş." (s. 17) Troçki’nin eşi Natalya İvanoviç o evi şöyle anacak: “Alçak, mavi bir ev, bitkilerle dolu bir avuç avlu, serin odalar, Kolomb öncesi sanat koleksiyonları, bir sürü resim.” (s. 23) Düşmanı çok kutuplu bir isim olarak -hâliyle- zahmetli bir konuk. Gelir gelmez Meksika tarihiyle ilgili kitaplar istiyor. Troçki’nin okuma ve yazma tutkusu hiçbir zaman dinmiyor. Viva, sürgünün iç dünyasına yönelik etkileyici görüntüler sunuyor.

Aynı yanardağın altında: Troçki ve Lowry

Viva sadece Troçki üzerine kurulan bir anlatı değil. Yazar, geriye dönüşlerle aksak ilerleyen hikâyesini, Troçki’nin yanı sıra Malcolm Lowry üzerine kurmuş. Onları aynı kentte buluşturuyor. Lowry'nin şiirsel düzyazı sanatında düşlediği devrimi, Troçki'nin Sürekli Devrim'i ile yan yana koyuyor. Biri devrimsel eserini edebiyatta (Yanardağın Altında, 1947) verirken ötekinin devrim mücadelesi, verdiği eserin ta kendisi oluyor. Aynı yoldalar… Viva’da özellikle Troçki ile ilgili tarihsel dipnotlar oldukça fazla: Sürekli Devrim onun için ne anlama geliyordu? Meksika'ya geldiğinde aklında hangi tilkiler dolanıyordu? Coyoacán'daki çalışma odasında ilgisini neler çekerdi? Avrupa yazınının klasik yapıtlarını okumayı ne kadar sevdiği, kurduğu ilişkiler, yazarlığı ve son; suikast ânı… Bununla birlikte Lowry’nin inişleri çıkışları, hezeyanları, Yanardağın Altında’yı bitirmek için eserin kopyasını defalarca elden geçirmesi.

Zengin bir tarihî kurgu

Yolları Meksika’da kesişen onlarca isim Viva’da bir araya geliyor; B. Traven, Diego Rivera, Frida Kahlo, Antonin Artaud, André Breton, Benjamin Péret, Victor Serge, "Özgür İnsanların Generali" Sandino, Troçki’nin sekreteri, çevirmeni ve koruması (kısacası “sol” kolu) Jean van Heijenoort. İsimler bu kadar büyük olunca tanık olduğumuz tarihî sahneler de bir hayli fazla; General Somoza'nın adamlarının Sandino'yu Managua'da katledişi, Pancho Villa'nın vagonların tepesinde göğsünde çapraz fişeklerle verdiği poz, Troçki’nin katlediliş ânı, Diego ile Frida’nın bir iyi bir kötü giden ilişkisinden önemli anlar… Hikâyenin amacına hizmet eden satırbaşları özenle seçilmiş. Bu tarz bir anlatımın zengin bir nitelikte olduğu söylenebilir ancak kitaptaki anlatım, doğrusal ve akıcı değil ama sıkıcı olduğu da söylenemez. Tarihin akışına etki eden isimlerin bir sarkaç gibi birbirine yaklaşıp uzaklaştığını, hikâyenin geçmişle bugün arasındaki gidiş gelişlerle kurulduğunu görüyoruz. Özellikle Meksika'ya ve devrim tarihinin aktörlerine dair çok fazla detay var. Ancak bunları birer yapboz parçası olarak kabul ederek yapılacak dikkatli bir okumayla düşle gerçek arasındaki bütüne varıldığını söyleyebiliriz. Sadece geriye gidişleri ve bağlantıları takip etmeniz gerekiyor. Anlatımda kronolojik bir sıraya bağlı kalmayan yazar, imlediği âna paralel yaşanan tarihsel olaylara da yer veriyor. Ayrıntı ve karakterlerin çokluğuyla birlikte, şimdiki zamanla geçmişin ve karşılaşmaların bol olduğu bir eser. Ayrıca metinlerarası geçişler de mevcut. Kendinizi Roland Barthes'ın Camera Lucida'sından ya da Malroux'nun İnsanlık Durumu'ndan bir pasaj okurken bulabiliyorsunuz.

Anlaşılamayan ülke: Meksika

Yazar Patrick Deville’in Troçki’nin “sol” kolu Van'ın yazdıkları, Lowry'nin Yanardağın Altında isimli kitabı ve Troçki'nin eserleri başta olmak üzere Viva’yı yazarken faydalandığı kitaplardan oluşan kaynakçada tam 77 eser var. Dile kolay. Zaten okurken de bu bilgi birikimini fark ediyorsunuz. Bu açıdan edebî bir eser olmasının yanında ciddi bir araştırma eseri olarak da nitelendirebiliriz Viva’yı. Ancak şunu belirtmek gerekir ki Latin Amerika'nın içinden geçen anlatıları, Latin Amerikalılar yazmayınca hep bir şeylerin eksik kaldığı gerçeği de tüm çıplaklığıyla gözler önünde. Kendisi de bir yabancı olan Deville, durumu ironik bir şekilde şöyle özetliyor: "Meksika bir yabancının pek anlayamayacağı bir ülke. Meksikalıların çoğu da burada olup bitenleri anlayamıyor." (s. 206)

Viva tarihsel bir kurgu, dolayısıyla okurken çıktığımız tarihî yolculukta Latin Amerika'nın önemli şahsiyetlerini ete kemiğe bürünürken, tarihî olaylara da tanık olurken buluyoruz kendimizi. Eser, sadece Meksika ve Rus Devrim tarihi değil, paralelinde tüm dünya tarihinde neler yaşadığına dair de önemli bilgileri barındırıyor. Bu da yazarın disiplinli araştırma tekniğine ve derin tarih bilgisine işaret. Oldukça fazla detay ve kişi olduğunu kafanızda tutarak asıl odak noktanızın Troçki ve Lowry’nin hikâyesi olduğunu bilerek okumanız gerek. Hikâyede adı geçen isimler arasındaki çizgi muğlaklaşıyor. Yazar bu muğlaklıkla birlikte Troçki'nin Meksika günlerinin etrafında şekillenen kurguyu başarıyla besliyor. Geriye dönüşleri hikâyenin ana akışını sık sık kopararak veriyor. Büyük bir yolculuk. Bu yolculuğun sonunda Pancho Villa ve Emiliano Zapata önderliğinde gerçekleşen “Devrim” sonrası Meksika'sının bütünlüklü bir resmi çıkıyor ortaya.

Orçun Türkay’ın çevirisiyle raflardaki yerini alan Viva, Latin Amerika ve devrim tarihine merakı olan, detaylardan sıkılmayacak okurlara tavsiye edilebilir. Zira yazar, bulanık bir üslupla parçalardan bütüne gitmeye inat etmiş. Konu ilginizi çekiyorsa kesin okuyun derim ama ne devrim tarihi ne de tarihsel kurgular ilginizi çekiyorsa bu kitap size göre değil. Tarihin en çalkantılı dönemlerinden birinde yaşananların yanı sıra Troçki'nin insanî yönünü özümsemek adına da önemli bir okuma. Eğer ki yüzlerce sayfalık biyografi kitapları size göre değilse ve “Devrim” sonrası Meksika’sı hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız, Viva iyi bir tercih olabilir.